Yaz boyunca Türkiye’nin muhtelif havalimanlarına ketum ama ihtişamlı özel uçaklar teker koydu. Kapılar açıldığında içinden süzülen yıldızlar, o kavurucu sıcağa aldırış etmeden saatlerce beklemiş tribün çocuklarına ilk Türkçe derslerini sahada verdi: "Üçlü" çektirmek! Hani o dilimize pelesenk olan ilk kelimenin bereketi diyelim... O uçaklar indi, kalktı, bir daha indi ve neticesinde ligimiz; bol yıldızlı, bol "üçlü"lü bir sezona gururla perde açtı.
Galatasaray cephesinde de o hususi uçaklar piste yanaştı, iddialı isimleri Florya’nın kapısına bıraktı ama o yıldızların üzerindeki ölü toprağı bir türlü kalkmadı. Mesela Leroy Sane, mesela Leao ve yanındaki birkaç isim daha... Tatili mi uzattılar, antrenman temposunu mu hafifte tuttular, ceplerine giren euro’ların karşılığını mı vermediler yoksa onlar için de gezegenin tek yıldızı Victor Osimhen miydi? Oysa o Nijeryalının özel uçağı piste teker koyalı epey sular akmıştı köprünün altından.
Trabzon cephesinde de o özel uçak motorları hiç susmadı. İçinden Mohamed Salah indi, Fabinho indi, Saviolo indi... Onlar da o meşhur "üçlü" ritüelini eda ettiler ama farkları şuydu; dün gece daha maçın ilk yarısı tamamlanmadan tabelaya da o "3"ü yazdılar… Kaleyi bulan 3 şutun 3’ünün de filelerle kucaklaşması bir yana; bir an "Galatasaray acaba bu akşam sahaya gerçekten çıktı mı?" sorusunu kendime sormaktan alamadım kendimi.
Bu sezon "oyunu evrildi, kabuk değiştirdi" denilen Galatasaray için yalın bir tespit yapalım: Evet, Galatasaray’ın oyunu değişti! Ancak ne yazık ki eksiye doğru... "Eskisi gibi savunma yapamıyorlar" teşhisini koymak en doğrusu.
Sarı-kırmızılılardaki bir diğer kırılma da Okan Buruk’un saha kenarındaki ağırlığını giderek kaybetmesi. Takım, sistemden ziyade oyuncu inisiyatifine bağımlı bir hale dönüşüyor. Oysa koskoca Galatasaray’ın, Osimhen’in yokluğunda da Trabzonspor deplasmanından başı dik çıkabilmesi gerekir. Buruk demişken; sezon başından bu yana kenardaki mimik ve jestleriyle hedef tahtasına oturtulan tecrübeli teknik adam, sonunda o beklenen kırmızı kartı gördü. Aması var; o kart bağıra bağıra geldi. Sporting Lizbon müsabakasında hakemle yatıp kalkıp ucuz kurtulan Buruk, dün gece çekirge misali sıçrayamadı. Lakin Buruk’un atılmasından hemen önce Savic’e çıkmayan o kırmızı karta ne demeli, hakikaten meçhul. O pozisyonda derin uykuya geçen VAR odası, Lesley’in pozisyonunda bir anda uyanıverdi. Galatasaray’a çıkan kart doğru aması var işte; bu ligde hakem standardı denen şey hala kocaman bir hayalden ibaret.
Saha içine dönersek; Trabzonspor ilk yarıda son derece akılcı, kitabına uygun bir futbol sergiledi. Mohamed Salah, bordo-mavililerin birinci sınıf geçiş bileti oldu.
Trabzonspor’un hocası 72 saate sığdırdığı o minik dokunuşlarla adeta büyük bir usta işi çıkardı. Thomas Reis, Salah’tan savunma disiplinine sadık kalmasını isterken, hücum hattında ona sınırsız bir özgürlük alanı bıraktı. Oyun Onana’nın elinden çıkıyor, dönüp dolaşıp Salah’ın ayağında hayat buluyordu. Dün gece, Mohamed Salah’ın Süper Lig kariyerinde geçirdiği en konforlu, en markajsız müsabaka olarak arşivlere girmeli. Okan Buruk’un böylesine küresel bir markaya karşı nasıl tek bir önlem dahi almadığını anlamak cidden güç. Adam, biri 85 metrelik depar olmak üzere sahayı enlemesine, boylamasına arşınlayıp iki gol bıraktı; peşindeki en yakın Galatasaraylı ise fotoğrafa ancak 3 metre geriden girebildi.
Galatasaray’ın en büyük tahrip gücü olan önde baskı mekanizması, Osimhen olmayınca zaten tekliyor. Trabzonspor dersine tam da buradan çalışmış: Fabinho’yu derinde ilk pas istasyonu yapıp, Salah’ı merkeze kırarak o iğreti baskıyı tek hamlede kırdılar ve skora giden 3 golle bu denklemi çözüverdiler.
Trabzonspor ilk yarıda o 3 golü bulurken inanın ekstra bir efor sarf etmedi. Çünkü Galatasaray kendi ayağına sıkmakla meşguldü. Tamamen savunma zafiyeti ve akılalmaz bireysel hatalar silsilesiyle 3 gol hediye edildi rakibe. İlk golde Yunus Akgün, ikincide Uğurcan Çakır, üçüncüde ise Davinson Sanchez ikramlarıyla Trabzon’a adeta cansuyu verdiler.
Büyük resme baktığımızda Okan Buruk aslında maç öncesi yayıncı kuruluşa verdiği demeçte mağlubiyetin sinyalini yakmıştı. Thomas Reis’i analiz edecek yeterli materyale sahip olmadıklarını itiraf etti. Yani Tabir-i caizse Okan Hoca maça tek ayak üzerinde yakalandı. "Rakip ne oynuyor?" sorusu kafalarda dönerken Salah’ın golü geldi ve atı alan çoktan Üsküdar’ı geçti.
Yine dönelim o cazibeli özel uçaklara... O uçakların birinden inen Rafael Leao benim kulvarımda hala kocaman bir soru işareti. Galatasaray yönetiminin ve teknik heyetinin şu gerçeği artık idrak etmesi gerek: Leao bir "büyük maç" oyuncusu değildir. Eğer sahaya sürüyorsanız, onun defolarını tolere edecek bir kurguyla oynamak zorundasınız. Hücumda zerre varlık gösteremezken, kenara gelmesi gereken ilk isim olması icap eden Leao’nun 90 dakika sahada kalması izah edilebilir gibi değil.
Barış Alper Yılmaz’ı kulübeye hapsedip, elindeki tek orijinal 10 numara Batrakov’u kulübede çürütmekle bu gemi yürümez Okan Hoca! Kadroda orijinal sağ bekin yok, tek orijinal 10 numaran yedekte bekliyor... Peki, bu Galatasaray neden yenilen tek bir golden sonra (özellikle deplasmanlarda) kağıt helva gibi dağılıyor? Futbolda her takım gol yer. Ancak büyük takım sahaya bir reaksiyon, bir omurga koyar; peş peşe 3 tane amatörce hata yapmaz. Galatasaray’ın temel marazı, topu ağlarında gördükten sonra kontağı kapatması. 1-0’dan sonra 4-5 dakika kendine gelemedi, 2-0 oldu yine ayılamadı, derken tabela 3-0’ı gösterdi. Saha içinde bu takıma kılavuzluk edecek, kriz anında şalteri kaldıracak bir lider yok. Bunu net bir şekilde kabul etmek lazım. Deplasmanlarda golü yedikten sonra yaşanan bu zihinsel felç tesadüfle açıklanamaz. Sayın Okan Buruk, bu faturanın adresi doğrudan siz ve ekibinizdir. Geçen hafta istatistik kağıdını süsleyip golü unuttunuz, Kocaelispor’u 1-0’la zar zor geçtiniz. Trabzon’da ise ağır bir tokat yediniz. Önünüz milli ara, hemen arkası ise Barcelona deplasmanı... Bilmem anlatabildim mi?
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


