Ortada gerçekten bir enflasyonla mücadele programı olup olmadığı belirsiz: Teknik açıdan Mehmet Şimşek için olsa olsa “mali politikalar sekreteri” denilebilir. Bakanlıkta, deneyimini edindiği banka yöneticiliğine benzer bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bunun içinde yurttaşa, insana yer yok. Ekranda gördüğü rakamlarla oynamakla yetiniyor.
Şimşek’in yetkisi de kısıtlı. Neye, ne kadar kendisinin karar verebildiğini kuvvetle muhtemel kendisi de bilemiyor. Dolayısıyla, “seçime yaklaşıldığında da güncel politikaların uygulanacağı” gibi piyasalara güven vermeye yönelik anlatıları alıcı bulmuyor, umulan etkiyi yaratmıyor. Aksine, böyle bir açıklamayı neden şimdi yapmak zorunda hissettiği sorgulanıyor.
Zaten açıklanan OVP de enflasyonla mücadele önceliğinin terk edildiği izlenimini güçlendiriyor. Bütçe Kanunu 17 Ekim’de TBMM’ye geldiğinde, onun da satır aralarında benzer yönelimin izleri bulunacaktır.
Ayrıca, enflasyonla mücadele varsa kamu harcamalarının neden kısılmadığı izaha muhtaç: İhaleler ve personel giderleri hız kesmiyor. Özellikle orta büyüklükteki yerleşim birimlerinde memur sayısının artmasının ardında siyasal gerekçelerin olduğu belli. Memuriyetin hâlen gençlerin öncelikli kariyer tercihi olması da sevindirici değil, düşündürücü olmalı.
Ancak Türkiye’nin sürekli yama yapmak için para bulması esasen zor değil. En başta, darphane bu tek adam düzeninde Beştepe’ye bağlı. Dünyadan da para bulmak kolay; ama borcun bedeli çok yüksek ve daha da artacak.
Neden?
Zira, küresel ve bölgesel gelişmelerin her geçen gün daha da karmaşıklaşması sorunları derinleştiriyor.
Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında ya seyrüsefer serbestisi kısıtlı ya da seyrüseferin sigorta gideri olağanüstü yüksek. İran Körfez’deki rafinerileri, İran’ın Yemen ve Irak’taki silahlı uzantıları da doğrudan Suudi Arabistan’daki rafinerileri vuruyor.
Ukrayna da Rusya’nın her yerinde enerji altyapısını hedef alıyor. Putin bu nedenle dizel ihracatını durdurmak zorunda kaldı. Kongre ara seçimleri öncesinde ABD’de pompada benzinin fiyatı 5, dizelin fiyatı da 6 dolara dayandı.
Trump, Ukrayna ve Rusya’ya karşılıklı olarak enerji altyapılarını hedef almamayı kabul ettirerek “sektörel ateşkes” sağladığını sosyal medyadan duyursa da buna uyulacağını varsaymak için henüz erken. Başta hava savunma mühimmatı olmak üzere ABD’ye bağımlı olan Zelensky, 14-15 Aralık’ta Miami’de yapılacak G20 Zirvesi’nde Putin’le yüz yüze görüşmeye açık olduğunu bildirdi.
Bununla birlikte petrolün varil fiyatının 150 dolar düzeyine doğru gittiği görülüyor. Bu yönelimin olumsuz küresel ekonomik yansımaları olmamasına olanak yok.
ABD’de ise ülke, petrol üretiminde dünyada birinci sırada olsa ve Venezuela’nın devasa petrol rezervlerine silah zoruyla el konulmuş da olsa, enflasyonist baskı güçleniyor. FED’in faiz artırdığı gibi, daha da artırması öngörülüyor.
Bu bağlam ve ortamda Dışişleri Bakanı Fidan, ağustos ortasında gerçekleştirdiği Kahire ziyaretinden sonra ilk dış seyahatini Şam’a yaptı. Orada, ev sahibi mevkidaşı Şeybani ile düzenlediği ortak basın toplantısında Suriye’nin ekonomik gelişmesine ve Türkiye için sunduğu fırsatlara değindi.
Oysa aynı anda Suriye’nin kuzeyinde, özellikle akaryakıt fiyatlarına yüzde 40 zam yapılması nedeniyle patlayan ve Esat devrildikten sonra görülen en geniş ve şiddetli kitlesel protesto eylemleri, ülkenin kuzeyini İdlib’den Haseke’ye kadar kaplamıştı.
Üstelik Suriye Irak değil. Zira, olanca derin ve yaygın yolsuzluğa rağmen Irak, dünyanın sayılı petrol rezervlerinden birinin üzerinde oturuyor. Kısacası Suriye’den Türkiye’ye -eğer bu ülkeye Dünya Bankası ve Körfez’den olağanüstü bir kaynak aktarımı başlamazsa- “ekmek” yok. Türkiye bir yana, Suriye’de Suriyelinin kendine ekmek yok. Şara’nın devlet adamlığıyla imtihanı asıl şimdi başlıyor.
Tüm bu karanlık tablonun içinde küresel gelişmeler, yapay zekâ alanındaki ilerlemeyle bağlantılı, hatta buna bağımlı. Anthropic’in 2 trilyon dolar getirisi olacağı söylenen devasa halka arzı ekim sonu, kasım başında bekleniyor.
Tam da bu adım öncesinde Anthropic CEO’su Amodei, “yapay zekânın insanlığın sonunu getirme olasılığının yüzde 10 düzeylerinde olduğu” yönündeki uyarıları ciddiye aldığını belirtti ve gelişmenin yavaşlatılması yönünde bir makale paylaştı. Amodei’nin paylaşımına Altman (OpenAI), Musk (xAI) ve Hassabis (Google DeepMind) destek verirken, Zuckerberg (Meta) ve Huang (Nvidia) karşı çıktı.
Trump yönetimi de Çin’e karşı yarışta geri kalmamak adına, yapay zekâ alanında devlet regülasyonuna gerek olmadığı yönünde tutum aldı. Gerçekten de Çin’in beklenenden çok hızlı ilerleyen “açık kaynak” teknolojileri bir çekim merkezi oluşturuyor.
Fransız Mistral bu alanda Avrupa’da neredeyse tek ve hem ABD’li rakiplerinin çok gerisinde hem Çin’e bağımlı. Amodei ve ona destek veren diğerlerinin ürkütücü çıkışının perde arkasında, piyasada korumacılık adına Çin kaynaklı yapay zekânın ABD tarafından yaptırımlarla yasaklanmasını sağlamak olabilir.
Bu gidişin sonunda, tıpkı arama motorları ve sosyal medya platformlarında olduğu gibi, yapay zekâ alanında da 3-4 “marka” su üstünde kalacak. Dolayısıyla ölümüne (“cut-throat”) rekabetin sürmesi baskın olasılık. Ancak kârlılık konusundaki belirsizlik ve Çin’in yarattığı seçenekler, yapay zekâ şirketlerinin piyasa değerlerini çökertebilir. ABD’de bu türden yaşanacak bir borsa çöküşünün küresel etkilerinin COVID-19 krizine eşdeğer büyüklükte olacağını öngören ekonomistler bulunuyor.
Bu sonbaharda İsrail, Brezilya ve ABD’de seçimler yapılıyor. 2027 ise “ağır sıklet” AB üyeleri Fransa, İtalya, İspanya ve Polonya için seçim dönemi. Almanya’da da Merz’in iktidarı sallanıyor ve erken seçim kapıda olabilir. Avrupa’da radikal yeni sağın yükselmesi, Trump’ın Cumhuriyetçiler Senato’da ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde tutarsa 18 yaşından büyük her ABD yurttaşına 5.000 dolar dağıtmak gibi akıl dışı önerileri, küresel ekonomik belirsizliği artıran ek etmenler.
Türkiye’de de seçime en fazla 18 ay var. Öyleyse Mehmet Şimşek ne derse desin, elde kaldığı kadarıyla bile sözde enflasyonla mücadele programının terk edilmesine de 12 ay, yani bir yıllık bir süre var demektir. Bu bir yıllık sürede, yukarıda kuşbakışı özetlenen bağlam ve ortamın olumlu yönde gelişmesini beklemek güç. Güneyimizde İran ve kuzeyimizde Ukrayna’daki sıcak çatışmaların da aynı sürede tatlıya bağlanacağı öngörülemez.
Üstelik ne yazık ki Türkiye’nin gelecek öyküsü kalmadı. Hizmetler sektörünün ekonomideki oranı, gelişmiş ülkeleri izleyerek yüzde 80’i bulurken, tekstil ve otomotiv gibi imalat sanayisi yok oluyor. İhracat düşerken cari açık ve kamu borcu zoraki artıyor.
Nüfus, yine gelişmiş ülkelerdeki gibi, yaşlanıyor. Genç nüfus avantajımız olan en değerli çeyrek yüzyılımızı AKP yönetiminde heba ettik.
Savunma sanayisi ve turizm gelirlerinin Türkiye’yi ayakta tutmaya yetmeyeceği anlaşılıyor. Savunma sanayisinde “ölçek ekonomisi” sağlayacak düzeye ulaşmaya henüz çok uzağız. Küresel yapay zekâ devrimini ıskalama tehdidinin yakın ve gerçek olduğunun da altı çizilmeli.
Oysa Türkiye, tarım, turizm ve sanayi potansiyelleri üçlüsünün hepsiyle de kutsanmış ve jeostratejik değeri, kimin yönettiğinden bağımsız olarak, kendiliğinden yüksek bir ülke. En büyük yatırımın insana, yani eğitime, adalete ve özgürlüğe yapılması doğru olmanın ötesinde zorunlu.
Çok boyutlu sınamaların böylesine sıra dalgalar hâlinde üzerimize geldiği bir dönemde, dış politikada muhataplarla gerilimi artıracak adımlardan da özenle ve akılla kaçınmak gerek.
Ancak son olarak, LGBTI-Q derneklerine yapılan operasyonlar ve sosyal medya yasakları, hükümetin gündeminin farklı olduğunun yeni bir göstergesi oldu ve Türkiye’yi uluslararası haber ajanslarının gündeminde ilk sıraya taşıdı. “Ailem Güvende” denilerek bu işlerin yapıldığı ülkemizde, kadın cinayetlerinin yüzde 62’sinin aile içinde gerçekleştirildiğini de unutmamamız gerekiyor.
Sonuç babında, belki de Erdoğan yönetiminin esasen “enflasyonu sevdiğini” ileri sürmek çok abartılı olmaz. “Patika bağımlılığı” gibi bir “enflasyon bağımlılığı” olduğu söylenebilir. Zira yüzde 3 büyüme hızının üzeri enflasyonu artırıyor. Diğer bir deyişle, bu yönetim büyüme için enflasyona muhtaç. Güncel ekonomik duruma da kırılganlık değilse de durağanlık egemen.
Yukarıda kabataslak resmi çizilmeye çalışılan görülebilir gelecekteki jeopolitik, teknolojik ve politik gelişmeler, içinden çıkılamayan bunalımı derinleştirecek nitelikte. Hiçbir surette hesap vermemeye dayanan tek adam rejiminin cenderesindeki Türkiye’nin bu küresel ve bölgesel sınamalara yanıt verebilmesine olanak yok.
Kısacası, istenen oyuncunun saha dışına çıkarıldığı, oyunun kurallarının sürekli değiştiği, her şeyin saraydan belirlendiği bir düzlemde, içinde bulunduğumuz hengâmeden çıkmamız pek mümkün görünmüyor.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


