Antidepresan yerine hareket!

Antidepresan yerine hareket!

Zihnimizdeki karmaşa bizleri geçmişin ve geleceğin an itibarıyla hepsi birer hayal olan sıkıntılarına bağlarken, kültürfizik hareketleri, bir koşu ya da bir doğa yürüyüşü, bir chigong ya da yoga duruşu zihnimizi "şimdi ve burada, yani gerçeklikte olmaya” taşıyor

Antidepresan yerine hareket!

Bir arkadaşımla dertleşirken, zihinsel yorgunluklarıyla nasıl başa çıktığını soruyorum. Aldığım cevap, psikoloji literatüründeki pek çok yayından daha aydınlatıcı oluyor. Benim için, "Ben düşüncelerle gelen zihinsel sorunlarımı yine düşünerek çözmekten yana değilim. Kültürfizik yaparım, bedenimi çalıştırırım, yeşil alanlarda dolayı seyreder sakince yürürüm. Dostların yanına gider, bana sorun gibi gözüken konulara çoğunlukla hiç değinmeden, onlarla sohbet ederim. Sonrasında adeta antidepresan almışçasına, bedenimde, beynimde hasıl olan pozitif bir halin oluştuğunu hissediyorum." Bu sözler stres yükü yoğun, günümüz insanının içine düştüğü, depresyon ve anksiyetenin kapılarını açan o büyük tuzağa işaret ediyor: Ruminasyon... Bir problemimiz olduğunda onu saatlerce analiz ederek, parçalara ayırarak ve üzerinde kara kara düşünerek çözeceğimizi sanıyoruz. Nihayetinde bir labirent olan zihnin içinde ne kadar çok dolaşırsak o ölçüde kayboluyoruz.

Hareketin biyokimyası: Bedenden zihne ulaşan huzur

Arkadaşımın kendisini "antidepresan almış gibi" nitelendirmesinin bir metafor değil, özünde biyokimyasal bir süreç olduğunu ifade etmeliyim. Zira, uzun yıllar sürdürdüğüm atletizm yaşamımdan gayet iyi bildiğim ve önemsediğim konu: Hareket ettiğimizde vücudumuz sadece kalori yakmıyor, aynı zamanda bir "kimya laboratuvarı simülasyonu”yla çalışmaya başlıyor. Endorfin ve dopamin gibi doğal ağrı kesiciler, huzur veren hormonlar ortaya çıkıyor.

"Huzur ve sükûnet kapıları"

Zihnimizdeki karmaşa bizleri geçmişin ve geleceğin an itibarıyla hepsi birer hayal olan sıkıntılarına bağlarken, kültürfizik hareketleri, bir koşu ya da bir doğa yürüyüşü, bir chigong ya da yoga duruşu zihnimizi "şimdi ve burada, yani gerçeklikte olmaya” taşıyor. Bu durum huzur, sükûnet kapılarının açılmasını sağlıyor. Kaslarımızın gerginliğini çözerek nefes alışverişlerimize yoğunlaştığımızda, zihnimizdeki karmaşa, gürültü giderek sönükleşiyor.

Arkadaşımın yöntemi aslında bir tür "topraklama" hattına benziyor. Elektrik yükü fazla gelen bir aygıtın toprağa bağlanması gibi, o da zihnindeki fazla yükü bedenine aktararak tahliye ediyor.

Eskilerin deyimiyle ezcümle;

Eğer zihniniz tekrarlayan sıkıntılı düşüncelerden bir labirent haline gelmişse, çıkış yolunu yine düşüncelerle bulmaya çalışmak fayda sağlamayacaktır. Bunun yerine, bir mola vererek bedenimizi çalıştırmak ve zihnimizi rahatlatmak, böylece sorunu zamana bırakmak çözüm getirebilir.

Ancak bu noktada, bir psikolog dostumun şu sözlerini de tabloya dahil etmek istiyorum: "Zihinsel yorgunlukta önerdiğiniz pratik çalışmalar, hareket ve egzersizler elbette çok önemli, ancak her sorunun tek çözümü de değil."

Bedenimizi çalıştırmak zihni ferahlatmak için harika bir "ilk yardım" ve koruyucu hekimlik yöntemi olabilir. Fakat bazen zihindeki labirent o kadar karmaşık, o kadar derin olur ki sadece söz konusu pratikler oradan çıkmaya yetmeyebilir. İşte o noktada bir psikoloğa ya da psikiyatriste gitmek, profesyonel destek almak gerekebilir.

"Biz endorfin bağımlısıyız"

Sözlerimin finalinde eski bir dostumuzu da yad etmek isterim, Mustafa Kesim. Birkaç dönem Bursa Master Sporcular Derneği başkanlığını da yapmış olan arkadaşımız Mustafa Kesim sporu, koşmayı kastederek "Biz endorfin bağımlısıyız" derdi.

Nurlar içinde olsun… Hatırasına, şu an yıkılmış olan Bursa Atatürk Stadyumu'ndaki anılarımıza, o güzel günlere özlem ve saygıyla….

İlgili İçerikler