Gostlananlar

Gostlananlar

Devletin gostlama suçlarının en önemlilerinden biri, Kürtlüğün ve Kürtçenin yok sayılması. Bu politikanın uzantıları günümüzde bile devam eden bir asimilasyon örneğini oluşturuyor. Demokrasinin en yılmaz görünen savunucuları bile, Kürtlükten söz etmek zorunda kaldıklarında Kürtçeyi hatırlamamayı, hatırlasalar bile anmamayı, ansa bile haklarını savunmamayı seçiyor

Gostlananlar

Son yılların gençlik argosunda İngilizceden gelme epey terim var. Bunlardan biri, ghostlamak/gostlamak. Anlamı ise, görmezden gelmek, yokmuş gibi davranmak, hiçe saymak...  

Eskiden kolejlilerin kullandığı “snobe etmek” fiili gibi bu yeni fiil de daha çok kişiler arası ilişkiler için kullanılıyor ama, bizim toplumun en vahim problemlerine de tam tamına uyuyor:

Cezaevlerinde haksız hukuksuz yıllananları gostlamak, AYM’yi gostlamak, AİHM’yi, Anayasa’yı, hukukun “yargıç güvencesi”, “doğal yargıç ilkesi” gibi temel ilkelerini, emekçinin alın terini, kadın cinayetlerini... gostlamak...

Hukuk terimleriyle söylersek Ceza Kanunu’nda tanımlanmış olduğu üzere görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma suçlarını oluşturabilen bu tür edimlerin esas faili siyasi iktidar, fer’î faili ise onun güdümündeki yetkililer.  

Gostlama fiilini kendileri işlemekle yetinmeyip ellerinin altındaki her tür ideolojik aygıt aracılığıyla normalleştirmeye de çalışıyorlar. Öyle ki toplum, kitleler, bazı en yaşamsal ve en elle tutulur gerçekliklerin yok sayılmasına alışmaya başlıyor. Tıpkı ünlü çıplak kral masaldaki gibi.

Kürtçenin gostlanması da öyle.  

Devletin gostlama suçlarının en önemlilerinden biri, Kürtlüğün ve Kürtçenin yok sayılması. Bu politikanın uzantıları günümüzde bile devam eden bir asimilasyon örneğini oluşturuyor. Demokrasinin en yılmaz görünen savunucuları bile, Kürtlükten söz etmek zorunda kaldıklarında Kürtçeyi hatırlamamayı, hatırlasalar bile anmamayı, ansa bile haklarını savunmamayı seçiyor.

Eğitimin her kademesinde gostlanmış bir dilsel gerçeklik, Kürtçe. 

Peki neden, Türkçenin dışında, Ermeniler, Rumlar ve Museviler için anadillerinde eğitim veren okullar varken Kürtler için yok ve olması devletçe reddediliyor? Bu soruya Cumhuriyet’in başlangıç döneminde verilmiş resmî yanıt şöyle: Çünkü Kürtler azınlık statüsünde değil.

Gerçekten de, Cumhuriyetimizin kurucu antlaşması olan Lozan’ın 40. ve 41. maddeleri, gayrimüslim azınlıklara kendi okullarını açma, yönetme ve buralarda kendi dilleriyle eğitim yapma hakkını tanımış. Lozan, tam bir geçiş dönemi antlaşması. Şöyle ki: Yürürlüğe girdiği 23 Temmuz 2023 tarihinde henüz her şeyin modern bilim temelinde düşünülüp kararlaştırılmaya çalışıldığı laik anlayışa geçilmiş değil; başlıca alanlarda hâlâ din ilkesi geçerli. Dolayısıyla, anadilinde eğitim hakkı konusunda da din ilkesi esas alınarak bu hak yalnızca gayrimüslim azınlıklara tanınmış. Kürtler gibi İslamiyete dahil olan topluluklar ise, sayısal açıdan azınlıkta olsalar bile, dine dayalı milletler sistemine göre, azınlık değil, “asli unsur” sayılıyorlar.  

Bundan epey bir zaman önce dil konulu bir söyleşi için İstanbul Karaköy’deki tarihî Getronagan Ermeni Lisesi’ne davet edilmiştim. Çok eski, görkemli ama kararmış, uzaktan terk edilmiş kiliselere benzeyen taş binalardan biriydi lise. Dersler Türkçe ve Ermenice olarak veriliyordu ama, esas olan Türkçeydi. Müfredat da benzer şekilde karma ve Millî Eğitim’in denetimindeydi. Pek dışarıya açık bir okul gibi değildi. Azınlıkların göze çarpmama ilkesini bir kez daha doğruladığını düşündürmüştü bana, özellikle Ermenilerin. Rum okullarında dışarıya açık konserler, sergiler, tiyatro oyunları biraz daha sık rastlanan etkinliklerdendir gibi bir izlenimim var.

Düşünüyorum da, çocuklarımızın birbirinin okullarını topluca ziyaret edip bilgilenebildiği, dillerine ve  kültürlerine aşina kılındığı programların yapıldığı bir müfredatı hayal etmek bile cesaret istiyor olabilir. “Komşu diller dersi”, “kardeş okullara ziyaret günü” vb. vb. Neden olmasın?  

Tabii böyle bir açılım, ona uygun bir donanımın yıllar boyu oluşturulmasını gerektirir, öncelikle de erişkinlerin tanıma tanışma çabalarını. Avrupa’da yerel yönetimlerin bu türden çabaları oluyor diye biliyorum örneğin. Epey deneyim biriktirmiş olabilirler.    

Bizde onun yerine hâlâ kökleşmiş öcüleştirme ve gostlama politikaları yürürlükte. Ama ebediyen böyle kalacak değiliz herhalde. İktidarın gostlamaları biz yurttaşları şaşırtsa, irkiltse, hatta öfkelendirse de, sonuçta elden ne gelir duygusu ortama egemen olup çıkmamalı. Arturo Ui’ler böyle böyle yükseliyor çünkü. Ve barış yönünde atılmaya çalışılan adımlar böyle geçersizleştiriliyor.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler