Yurtta barış...

Yurtta barış...

Çerçeve Yasa, olabilecek en ilkel yöntemlerle hazırlandı, yetkin hukukçulardan geçer not alamadı, yine de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Muhalefet teknik olarak, teklifin geri çekilmesi yönünde baskı yapabilirdi, yapmadı. Şimdi önümüzde “süreç halinde faşizm” sorunu olduğu gibi duruyor

Yurtta barış...

10 Ağustos günü muhalefet partilerinin Çerçeve Yasa konuşmalarını dinlerken aklıma “Hem ağlarım hem giderim” sözü geliyor. AKP iktidarı boyunca ne zaman oya sunulan belirleyici bir taslak olsa hep böyle oluyor: Önce uzun uzun itirazlarımızı ortaya koyup sonra “hem ağlarım hem giderim” havasına bürünüyoruz. 28 Mart 2024 tarihli yazım tam da çok tekrarlanan bu durumu anlatır. 

Aynı gün (10 Ağustos) yinelenen bir başka kalıp da, on küsur yıllık “Pax Erdoganica mı?” başlıklı yazımın anlattığı durumdu. “Özgönderimli” yazılar ayıplanır aslında, bilmiyor değilim, ne var ki toplumsal ve siyasal hayatımızda durmadan yinelenen olay örgüleri ister istemez aynı kavramları çağrıştırıyor ve özgönderimleri kaçınılmaz kılıyor. Ne demiş atalar? “Tarih tekerrürden ibarettir. Hiç ders alınsaydı tekerrür mü ederdi?”

Kürt sorunu babındaki tekerrür durumlarının temel nedeni bu sorunun gündeme alınmasında alabildiğine gecikilmesidir. Bırakınız gündeme alınmasını, düşünülmesini bile zora koşan yasaklar yüzünden onyıllar boyu geciktikçe, bilerek ya da bilmeyerek barışa her gün biraz susamış bir toplum haline geldik, özellikle çevremizdeki güncel savaşların sıcağı içinde. Pax Erdoganica işte iktidarın her seferinde bu susamışlığı kendi bekası uğruna kullanması anlamına geliyor.

“Yurtta barış dünyada barış”, cumhuriyetimizin temel ilkelerinden biridir aslında. Gelgelelim, barış bilincimiz fazlasıyla geriden gelmekte, hâlâ “barış devletler arasında olur” diyenlere rastlanmaktadır. Oysa bizim, kan davalarının sonlandırılmasına bile “barış” diyen bir kültürümüz vardır. “Sulh olmak”, eski deyimlerdendir, hâlâ az çok yaşar. Ve Türkçede “Barış” sözcüğü “varış”la ilintilidir; birbirine varmak anlamında...

Gelgelelim, paranoyanın yanı sıra, savaş kışkırtıcılığı ile hamasetin de sınırı yok. Barış bilinci gelişkin olsa, bütün o boş teraneler ortalığa saçılmaz. Saçan olursa ayıplanır. Tıpkı deneyimli ülkelerde ayıplandığı gibi... 

“Çerçeve Yasa Tasarısı” konusunda Pazartesi günü TBMM’de yapılan konuşmalar arasında en çok merak ettiğim, şu an en yaratıcı politikacı olan Özgür Özel’inkiydi, onu baştan sona izledim. “Demokratlar olarak biz” diyordu, neyi ve kimleri temsil ettiğinin bilinciyle. Kullandığı kavramlar arasında “toplumsal barış”, “barış hakkı”, “millet” gibi, hem anlam hem de kapsayıcılık açısından tam yerini bulmuş olanlar vardı. “Millet” elbette modern anlamıyla, yani yurttaşlık temeline dayalı. “Eşit” denilmiş olup da tıpkı kadın hakları gibi azar azar tırpanlanmış olan yurttaşlık ideali.

Özel’in konuşmasında daha da önemlisi, “barışın sahibi” kavramıydı. Barışın sahibi herhalde hepimiziz, tüm yurttaşlar. Herkes sahip çıksın, kimse üstüne yatmaya, kullanmaya kalkmasın. Zira öyle anlaşılıyor ki Çerçeve Yasa aslında tüm ipleri yine tek adamın elinde toplamaktadır. Barış Vakfı bu nedenle STK katılımı için TBMM Başkanı’na bir çağrı gönderdi. Gerçek bir barış iradesinin uyması gereken türden bir çağrı. Bu tür tutamak noktalarına dört elle sarılmak, belirleyici önemde. 

Çerçeve Yasa, olabilecek en ilkel yöntemlerle hazırlandı, yetkin hukukçulardan geçer not alamadı, yine de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Muhalefet teknik olarak, teklifin geri çekilmesi yönünde baskı yapabilirdi, yapmadı. Bunda her kesimin kendine göre gerekçeleri vardır, tümünü bilmek zor.  

Demokrat muhalefet, demokrasi ittifakının vazgeçilmez bileşeni DEM’i yalnız bırakmamak için yasaya evet demiş olabilir. DEM ise her şeye rağmen sıkı bir mücadeleyle uzun bir barış yoluna çıkma olanağını reddetmek istememiş olmalı. Cezaevindeki Demirtaş ve Yüksekdağ gibi bileşenler ise elbette “bizi çıkarmayan bir yasa kabul edilmesin” demeyecek kadar etik sahibi kimselerdir...

Şimdi önümüzde “süreç halinde faşizm” sorunu olduğu gibi duruyor. Eksiltemediğimiz gibi, daha da karmaşıklaştı, çünkü iktidar antifaşist ittifakı dağıtmak ve soğutmak için elinden geleni yapacaktır gibi bir kaygımız var. Şu çıkanı bile gereğince uygulamamak dahil. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir demiş atalar.

Her durumda şu an “negatif barış” aşamasındayız. Bu yasa şahane bile olsa içerik açısından negatif aşamaya dahildir. Pozitif, yani kalıcı barış ise ancak demokratik güçlerin birliği ve harekete geçmesiyle mümkün olabilecek. Ufkumuzu geniş tutalım.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler