Selam dostlar!
Türkiye’ye gitmemize sayılı günler kaldı. Öyle heyecanlıyım ki… Bugün -25 Aralık- ben Amerika’ya geleli tam üç sene oldu!
Üç yılın özeti
Biraz huzur biraz şaşkınlık biraz da özlemle geçen 3 sene. Şaşkınlık kısmı hala yer yer devam ediyor tabii. Geçen hafta balkonda sigara içtim diye 500$ ceza yedik. Şükürler olsun kışın ortasında -22 dereceleri görürken evden atmadılar!
Düzen, sessizlik ve alışamamak
Amerika’ya ilk geldiğim günleri düşündüm bugün. Her şey düzenli, sakin ve çokça kurallı gelmişti. O düzenin bana güven ve mutluluk verdiği anlar da oldu, boğduğu anlar da… Fakat hâlâ bazı şeylere alışamadım. Mesela merkezde değilseniz sokaklar bomboş oluyor. Yürüyüş yapmaya çıksam, bir saat yürüyüp hiç insan görmeme ihtimalim 90% falandır. Ki biz şehir merkezine 20 dk mesafedeyiz! Bu durum elbette ki nüfus yoğunluğundan kaynaklanıyor ama aklımın algılaması, gönlümün de kabul edeceği anlamına gelmiyor.
Hayalet şehir
İnsanların mesafesi ve sessizliği ise adeta çözemediğim bir gizem hâline geldi. Yani hava karardıktan sonra sanki hayalet bir şehirde yaşıyorsunuz (gündüzleri çok farklıymış gibi :D).
İnsanlar evlerine ne ara girip ne ara çıkıyor… Hiç mi misafirleri gelmiyor? Yani 1-2 kahkaha, çocuk koşturması falan… Ne bileyim, işe geç kaldım telaşı vs. Bir hayat belirtisi yani :D Yok!
Elbette ki bu, yaşadığınız şehirle ve bölgeyle de alakalı bir durum. Turistik ve popüler yerlerde durum biraz daha farklı.
Öğrendiklerim
Ama hakkını da yemeyeyim; bu üç senede çok şey öğrendim. En çok da sabrı. Buna zaten çok ihtiyacım vardı.
Şimdi ise dönüşe sayılı günler kaldı. Valiz hazırlamak bile garip geliyor. Fakat insan nereye giderse gitsin kalbi hep bir yerlerde yarım kalıyor. Buradaki huzuru ve insanların birbirlerine duyduğu saygıyı özleyeceğime eminim.
Küçük şeylerin hasreti
Bakalım Türkiye’de nasıl hissedeceğim… Bu üç senede ben mi değiştim, yoksa değişen sadece alışkanlıklarım mı?
En çok da küçük şeyleri merak ediyorum aslında. Sokakta birilerinin ayaküstü muhabbeti, plansız buluşmalar, yemeklerin lezzeti… Günlere falan gitmek istiyorum. İşte insanlar birbirlerine altın versin, ben de o sırada kısır yiyip çay içeyim. Ankara Havası açsınlar, iki döneyim ortada. Böyle ne bileyim, birileri dedikodu yapsın ve ben tanımıyor olsam da ‘Eeee… Sonra?’ diyip heyecanla çekirdek çitleyeyim. Alt komşunun bizde kalan tabağına yiyecek koyup iade edeyim. Köşedeki markete ya da bakkala terlikle gidip ekmek alayım. Canımız tatlı çekince gecenin bir yarısı ailecek tatlıcıya gidelim.
Kalabalıkla imtihan
İnsan böyle işte; neye sahipse onu normal, ne yoksa onu mucize sanıyor.
Çünkü belki de birkaç gün sonra “ay bu ne kalabalık” diye söyleneceğim, bilemiyorum Altan. Dolmuş curcunasını ve insanların birbirine çarpmaktan ya da temas etmekten çekinmemesini özlemediğim kesin!
Bu bir ay içinde görmem gereken çok çok güzel insanlar var. İnsan böyle uzakta yaşayınca, kim dostu kim değil daha iyi anlıyor. Büyük hayal kırıklıklarım var. Boş yere yatırım yaptığım insanlar. Bunları görmüş olmak da beni çok mutlu ediyor. Kendi kendime anlayacağım yoktu.
Yeni yıl, yeni yol
Bir ay için kendime kafa izni verdim. Yeni yılda yeni hedeflerle döneceğim buraya. Bu üç sene içinde sıfırdan kendi kendime öğrendim yeni bir mesleğim var artık. 2026’da Etsy’nin yanına kendi markamı kendi ürünümü ve kendi web sitemi koyacağım.
Kaosun içinde düzgün kalmak
Geçenlerde ‘Hayretttin ile Kaos Show’ diye bir program izleyip hayretler içinde kaldım. İnsanın böyle bir dünyada kendi ideolojisinin peşinden koşması da kolay değil. Ayaklar baş oldu. Fakat biz inadına düzgün kalmaya, çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz. Gürültünün içinde kaybolmadan, kaosa kapılmadan, kimliğimizi eğip bükmeden… Herkesin bir yerlere savrulduğu bu dönemde, insanın kendi merkezini koruyabilmesi en büyük başarı bence.
Yeni yıl hepimize sevdiklerimizle mutluluk, şans ve başarı getirsin.
Sevgiler...
Not: Günce’yi kullanıyorum:)


