Bilgimsi çağı

Bilgimsi çağı

İçerik ekonomisi hız üzerine kurulu. Kim daha kısa sürede, daha çok dikkat çekerse o kazanıyor. Bu yüzden bilgiler parçalı parçalı sunuluyor. Hatta çoğu zaman sade ve yüzeysel oluyor. Bir konunun derinine inmek yerine, onu ‘en hızlı sindirilebilir’ versiyonuyla izliyoruz. Sonuç? Her şey hakkında biraz fikrimiz var ama hiçbir şey hakkında gerçek bir bilgimiz yok

Bilgimsi çağı
Görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur

Size de oldu mu?

Bundan 3 sene önce Etsy maceram başladı. E-ticaret ile ilgili hiçbir bilgim yoktu. Oturup araştırmaya başladım. Yüzlerce belki binlerce video izledim. Ama öğrenemedim. Bazı videoları izledikten sonra, "Ne dedi bu şimdi?" diye şaşırıp bir daha izlediğim de oldu, bir tane sorunun cevabını bulabilmek için dakikalar boyunca ‘aynı cümleleri’ duyup sorunun bir türlü cevabını alamadığım da.

Bir konuyu araştırayım, öğreneyim diyorsunuz…

Neredeyse imkansız!

Bir zamanlar ‘bilgiye ulaşmak’ zordu, şimdi ise ‘BİLGİMSİ’ye maruz kalmamak imkansız.

Sabah ritüelimiz

Sabah uyanır uyanmaz elimizde telefon. Belki beş dakika, belki yarım saat. Biz uyurken neler oldu? Haberler, IG reels, X tweetleri, "kısa ama öz" mükemmel bilgi videoları. Duş alırken bilgi içeren bir podcast. Kahvaltıda haber akışı. Yolda sesli kitap. Öğle arası kısa ama eğlenceli videolar. Akşam belgesel ya da Netflix. Uyumadan önce birkaç kısa içerik daha.

Veee gün bitti!

Ne öğrendik?

Bilmiyorum.

Bilmiyorum çünkü biz artık öğrenmiyoruz, öğrenemiyoruz, sadece tüketiyoruz.

Bilgimsi

Sorun şu: özellikle amacımız öğrenmek olduğunda, tükettiğimiz şeylerin büyük çoğunluğu öğretmiyor. Öğretiyormuş hissi veriyor! Bunların ikisi farklı şeyler fakat beynimiz bu farkı ayırt etmekte zorlanıyor. Çünkü iki durumda da tatmin duygusu hissediyoruz. İki durum sonrasında da "Bugün bir şeyler yaptım" diyoruz içimizden.

Bir Youtube videosu izliyorsunuz: 8 dakikada Kuantum fiziği! Başlık dikkat çekici, görseller şahane, anlatıcının ses tonu güven veriyor. Video bitiyor, "vay be" diyorsunuz içinizden. Bir aydınlanma hissi var karnınızda gezen. Zekice bir şeyler işittiniz sanki. Ertesi gün bu etkilendiğiniz konuyu birine anlatmaya çalışıyorsunuz.

Yok.

Zihin bomboş.

Burada bir anımı anlatmak isterim. Bu durum, bende çok daha önceden başladı. Ne okuduğum kitapların adını ne izlediğim filmlerin konusunu ne de dün ne yediğimi hatırlıyorum. Duygusallığın ve uzunca bir süre vejetaryen+vegan olmanın da verdiği bir hasar olabilir tabii. O zamanlar izlediğim bir filmden çok ama çok etkilenmiştim. Bir kursta tanıştığım 10-15 kişilik bir arkadaş grubum oldu. Tanıştığımızın ya 1. ya 2. gününde bir kafeye oturduk. Filmlerden konuşuyorduk. "Ah! Hemen söylemeliyim. Şu filmi izledim, çok etkilendim. Mutlaka izleyin" dedim, büyük bir heyecanla. Arkadaşlardan biri filmin konusunu sordu.

Gerisi malum…

Uzunca bir düşünme döngüsü.

Error...

Bu anım belki 5-6 sene öncesinde. Şimdi durum daha fena. Çünkü bilgimsi bombardımanı altındayız!

İçerik ekonomisi

İçerik ekonomisi hız üzerine kurulu. Kim daha kısa sürede, daha çok dikkat çekerse o kazanıyor. Bu yüzden bilgiler parçalı parçalı sunuluyor. Hatta çoğu zaman sade ve yüzeysel oluyor. Bir konunun derinine inmek yerine, onu ‘en hızlı sindirilebilir’ versiyonuyla izliyoruz. Sonuç? Her şey hakkında biraz fikrimiz var ama hiçbir şey hakkında gerçek bir bilgimiz yok.

Burada içerik üreticilerini suçlamıyorum. Bunu yapmadıklarında, algoritma onları öne çıkarmıyor ve emekler boşa gidiyor.

İsyanım tamamen sisteme.

Algoritmanın derdi başka

Sistem öğretmek, bilgilendirmek, aydınlatmak üzerine kurulu değil. Bizi ekrana daha fazla bağlamak üzerine kurulu. Çünkü öğrenmek zordur, sıkar, bunaltır. Anlamadığımız yerde kaçarız, dikkatimiz dağılır. Algoritma ise tüketiciler olarak bizleri zorlamak istemez. Çünkü zorlandığımız an, ekranı kapatırız.

Ve ekran kapanırsa algoritma bizi kaybeder.

Bu yüzden öğretmek adına çekilen detaylı videoların görüntülenmesi çoğu zaman algoritma tarafından baskılanır. Yani arayıp onları bulmamız gerekir. Kolay kolay önümüze düşmez.

Burada açıkça kabul edilmiş bir iş modeli var. Satılan ürün: dikkatimiz.

Bu yüzden içerikler giderek kısalıyor, derinleşmiyor, basitleşiyor. Bir konuya dalmak yerine yüzlerce konu dinliyoruz. Her şeyden biraz biraz… Beynimiz bu bilgileri belki bir gece misafir edip sabahına uğurluyor.

Sonuç: Her şeyi bilen, hiçbir şeyi bilmeyen bir topluluk.

Kendimi bunun dışında tutmuyorum.

Peki ne yapacağız?

Telefonu atacak değiliz (Atsak ne güzel olur ama)

Bence daha az tüketmek. Ama daha seçici. Ama daha derin.

Ve belki de en önemlisi: Sıkılmaya izin vermek. Çünkü gerçek öğrenme, çoğu zaman eğlenceli değildir. Ama kalıcıdır.

Son bir soru

Bu yazıyı okudunuz. Belki tamamını, belki de atlayarak.

Şimdi bir dakika durun.

Bu yazıdan aklınızda kalan tek bir cümle var mı?

İlgili İçerikler