Hava -16°C. Her yer bembeyaz. Amerika’dan sevgiler.
Annemi görmeyeli üç sene, kardeşimi görmeyeli iki sene, babamı görmeyeli dokuz sene oldu. Türkiye artık burnumda tütüyor. Memleket hasreti başka bir şeymiş. İçimde hüzünle karışık bir heyecan… Artık pilim tükenmek üzere.
Şimdi bir kadeh kırmızı şarap koydum kendime.
Hozan Beşir ile tanıdığım “Feryad-ı İsyanım”ı açtım. Biraz hüzünlendim. Sonra dinlediğim bu versiyonun yapay zekâ tarafından üretildiğini fark ettim. Emek sömürüsünün her yeri sardığı bu düzende, hâlâ var gücüyle mücadele eden dostlara selam olsun!
Son yazımın üzerinden dokuz ay geçmiş. Mailleştiğim, ara sıra haberleştiğim güzel okurlarım vardı.
“Bu hafta yazacağım”, “haftaya yazacağım” derken dokuz ay olmuş! Biraz abartmışım. Koptuk, kusura bakmayın…
Herhangi bir aktiviteyi “önceden belirlenmiş” zaman diliminde tekrarlamam gerektiğinde, o aktiviteyi, ne kadar mücadele etsem de devam ettiremiyorum. Geriye dönüp baktığımda, ilkokuldan üniversite son sınıfa kadar nasıl her sabah 06.00’da yüzme antrenmanına gidebilmişim, hayretler içindeyim. Belki de her gün yarışmak bana heyecan veriyordu. Belki de hayata dair inancım daha fazlaydı. Bilemiyorum.
Yazı yazmak öyle bir şey ki… Hani ilham olmadıkça, ortam olmadıkça “hadi yazayım bir şeyler…” deyip yazamıyorsun. Yani ben yazamıyorum en azından. Fatih Altaylı yazabiliyor. Mücadelesinde kendisine güç diliyorum. İnancımız yolunu aydınlatsın…
Son yazımda size Etsy’de satış yaptığımdan bahsetmiştim. Bir grup oluştursak 100 kişi-10 TL bağış yapsa “şunları, bunları yaparız” demiştim. Hayallerime yaklaştım!
Neler oldu?
T24 sayesinde güzel ruhlu (ticaret hırsıyla kirlenmemiş) kadın Etsy satıcılarıyla tanıştım. Bu sene 1500’den fazla satış yaptım. Yeni başlayanlara eğitim verdim. Youtube ve Telegram kanalımızı kurduk. Hayal satan dolandırıcılara karşı çıktık, gerçekleri konuştuk. Şimdi 616 Etsy satıcısı her gün birbirine yardım ediyor. Geçen ay 20 arkadaşımız bağış yaptı. Olsun. Güzel. Sayımız artacaktır. İnşallah…
Bu kadar Etsy yeterli!
Biraz da dertleşelim!
90’lar…
Eşimle 90’lar hasretine düştük. Siz de öyle misiniz? 35 yaşında erkenden ihtiyarladık mı, yoksa hayatın tadı fazla mı kaçtı?
Hani eskiden “İstanbul Beyefendisi”, “İstanbul Hanımefendisi” gibi kavramlar vardı. Bilgiye, deneyime bir saygı vardı. “Üslup” diye bir kavram vardı... (Bu kuralların hepsini gereksiz bulur, rahatsız olurdum.)
Fakat sanırım, toplumun vahşi çoğunluğunu, o zamanlar, biz azınlık olarak terbiyemizle durduruyormuşuz. Artık terbiyesizlik ve saçmalık seviyesi arttıkça, kişinin görünürlüğü ve ünü artıyor, “başarı”sı artıyor, paralelinde kazancı ve konforu da artıyor. Bizim daha fazlasını yapmamız gerekiyor.
Hâlâ çizgisinde durmaya çalışan, namuslu, terbiyeli, ruhu kirlenmemiş insanların bir avuç kaldığını varsayıyoruz. Katılmıyorum! Azınlık olabilir, belki hep öyleydi ama bir avuç değil. Sadece artık sesimizi duyuramıyoruz!!!
YouTube kanalımı açınca fark ettim. Biz senelerce “hep izledik.” Hiç “yer almadık.” Tıpkı siyaset gibi… Biz yer almadıkça da bu alanları şarlatanlar kapladı. Sadece onların sesi duyulmaya başladı.
Zor durumdaki insanlar, zor soruların yanıtlarını basit cevaplarda aradılar. Bizler bu alanlarda yer almadıkça, dolandırıcılar bu insanları “basit” yanıtlarla daha kolay ağlarına düşürmeye başladılar.
Bu gidişattan siz de rahatsızsanız, homurdanmak yerine sesinizi duyurmaya çalışın dostlar. YouTube, Instagram kanalı açın, blog yazın. Vizyonunuzu paylaşın. Yapay zekânın da ilerlemesiyle iş sadece dijitale kaldı. Sadece bildiklerinizi anlatın, aktarın. Konu önemli değil; ama yeni gelen nesle seçenek sunmamız lazım. Sen yapmazsan, ben yapmazsam, kim yapacak bu işi? İnsanlar seçeneksiz kaldığında mecburen bu şarlatanları -dolandırıcıları- takip edecekler. Günün sonunda gençler “takip etmiş, etkilenmiş, inanmış” diye onlara mı kızmalıyız, yoksa “her zamanki gibi sadece izlediğimiz için” kendimize mi?
Yeni gelen nesil “saygı, sevgi, dürüstlük, gerçek bilgi, emek nedir” bilmeyecek. Onlara bunları öğretmeyen okullara, ailelere, devlete kızmak yerine harekete geçmeliyiz. Herkes işin bir ucundan tutmalı ve halkı (iyi yönde) etkilemeye çalışmalı…
Geçenlerde karşı komşumuz öldü. BİR TANE İNSAN BİLE GELMEDİ!!! İnanabiliyor musunuz?
Neden?
Çünkü bireyseller. Sevgi sınırlı, saygı sınırlı. Öğretmemişler, öğrenememişler…
Belki de geleceğimiz.
İnşallah değildir.
Sevgiler...


