Gideli tam 10 sene oldu.
İlk duyduğumda çok şaşırdım; çünkü babamın öleceğine hiçbir zaman ihtimal vermemiştim. Evet, hasta olabilirdi ama “babalar ölmez”di. Ben hazır değildim.
2 Şubat 2016 – kanatlarım kırıldı. Sonrasında hiçbir yere sığamadım.
Önce denedim, sonra dönüştüm
Biraz direndim fakat dayanamadım ve bankadan istifa ettim. Kızgınlık, isyan, pişmanlık, suçluluk, otostop, felsefe, gönüllü çalışma, yıkım-yeniden yapım, Stoacılık, tiyatro, yeni benlik mücadelesi, Albert Camus, soyutlanma, Schopenhauer, veganlık gibi bir sürü düşünce akımı ve yaşam şeklini deneyimledim. Dört sene boyunca orada burada yaşadım. Fakat en önemlisi bir şekilde yaşamaya devam ettim. Acım o kadar büyüktü ki ruhumu ve bedenimi taşıyamıyordum, ama her gittiğim yere onlar da geliyordu. Ya kurtulacaktım onlardan ya da değiştirecektim.
Babamı kaybedene kadar hayatımda duygulara pek yer vermemeyi ilke edinmiştim. Bir hedef koyardım, peşinden koşardım ve gider onu alırdım. Profesyonel sporcuydum; ama pist ya da havuz dışında da bu yaşam tarzımı sürdürüyordum. O güne kadar her yerden kapıları çarparak çıkmıştım, ezilmemiştim. Milli sporcuydum, ODTÜ’den mezun olmuştum. Başarılıydım. Güçlüydüm. Korkmazdım kolay kolay. Çoğunlukla mantıkla ilerleyen hayatım, duygularımın hepsinin aynı anda açığa çıkmasıyla tepetaklak oldu.
Elbette bunu kimseye layığıyla anlatamadım. Anlayamadım. Zaten insanlar da anlamak için çaba göstermedi. Birkaç güzel insan hariç…
Bazen sabahlara kadar içtim, bazen ayaklarımın altı soyulana kadar koştum. Kibrimi yıkmak için karakterimin ezilmesine izin vermek zorunda olduğum işler yaptım. Köşeli karakterimi kalıbından çıkarmak kolay değildi. Garsonluk yaptım, kuaförde çalıştım, parkta bileklik sattım, pansiyonda gönüllü oda temizliği yaptım, insanların bavullarını taşıdım. Bazıları küçümsedi, yüzüme bile bakmadı, bazıları ise kendinde hak gördü, yüzüme yüzüme bağırdı. Karşılık vermedim. Benim için büyük bir adımdı.
Güzel insanlar da vardı elbette. İnsana insan olduğu için saygı duyan, statüden sebep küçümsemeyen.
Tatlı bir tebessüm kaldı yüzümde
Burada gülümseyerek bir anımı anlatmak isterim.
Bir önceki akşam evde yaptığım bileklik ve kolyeleri, zabıtalar gittikten sonra Ankara Kuğulu Park’ta satıyordum. Piknik örtümü yere sermiştim, yarısında takılarımı sergiliyor, yarısında da kendim oturuyordum. Tek tük gelen olduğu için beklerken ağaca yaslanmış kitap okuyordum. Bir teyzenin yavaş yavaş bana doğru geldiğini gördüm. Elinde poşetler vardı, belki de pazardan falan geliyordu, bilmiyorum.
Beni görünce durdu. İçi burkuldu. Yavaşça poşetlerini yere bıraktı. Ceplerini karıştırmaya başladı. 50 kuruş çıkarttı ve bana uzattı. “Kızım çok param yok; ama ben takı istemiyorum, sen bunu al” dedi. Tüm merhametiyle bana destek olmak istedi. “Teyzeciğim benim ihtiyacım yok, çok teşekkür ederim” diyerek teyzeyi uğurladım.
Bir de arkadaşlarından dinledim
Babamın düşüncelerine, bilgisine, merhametine yani karakterine her zaman çok saygı duydum. İstifa ettikten sonra tanıdığım/tanımadığım arkadaşlarını gezip babamı daha çok tanımaya çalıştım. Anılarını dinledim.
Ben 12 yaşımdayken hasta olmuştu, 26 yaşımdayken de uğurladık. Daha çok tanımak istiyordum.
Sadece anılarda yaşatılması gereken bir insan değildi, kendisinden öğrenilecek çok şey vardı. “Eğer haksız olan bensem, bana karşı gelmelisin” diye öğretti bana hakkımı aramayı. Bir kere bağırdığını hatırlıyorum, sonrasında da hatalı olduğunu söyleyip özür dilediğini. Kendisi sağlam solcuydu ama sağcı arkadaşları da vardı, fikir tartışması yapar bilgisiyle karşıdaki insanı sustururdu.
Yani sadece fikren değil, günlük hayatı da devrimciydi. Egolu değildi. Geleneksel değildi. Boş konuşmazdı. İnsan severdi.
Babam Bekir Daşcı’nın yokluğu da varlığı gibi bir sürü şey öğretti.
Yaralarımla artık daha güçlüyüm. Belki de sadece hayatımıza dokunmak için geldi.
Artık “daha” insanım.
İnşallah yüreğim yeter de ileride hakkında bir kitap yazarım.
Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir. Ben sınavı zamanında geçemedim; ama bütünlemeyi vermeye çalışıyorum... Düştüğüm yerden kim olmak istemediğimi bilerek kalkmaya çalıştım. Umarım yapabilmişimdir ya da yapabiliyorumdur.
Sevgiler…


