Üç yıl sonra Türkiye!

Üç yıl sonra Türkiye!

Öyle özlemişim ki sevdiklerimle birlikte olmayı, Türkçe müzikte eğlenmeyi, lezzetli yemek yemeyi...

Üç yıl sonra Türkiye!

40 küsur saat süren zorlu Amerika-Türkiye yolculuğu sonrası 31 Aralık saat 18.00 civarı Mersin Havalimanı'nda annem ve kardeşimle kucaklaştım. Annemi görmeyeli üç sene, kardeşimi görmeyeli iki sene, babamı uğurlayalı dokuz sene oldu! Zaman, akıl sır erdiremediğim bir algı. Vedalaşma anımız dün gibi aklımda.

Yokluğumda nelerin değiştiğini çok merak ediyordum. Fatih Altaylı, Nevşin Mengü dinliyordum arada, gözlem vakti gelmişti.

Hızlıca eve doğru yola çıktık. İlk dikkatimi çeken elbette ki hız sınırı belli olmayan yollar oldu. Amerika'da (yaşadığımız eyalette) ara sokaklarda hız sınırı 15 mile kadar düşüyor, ana yollarda 70-80 mil (113-129 km), fakat en önemlisi sürekli hız tabelası var ve elbette ki herkes uyuyor. Google Maps'ten de hız sınırını görebiliyorsun. Hiçbir şey bilmesen de trafik akışına uyduğunda hız sınırına uymuş oluyorsun. Fakat burada soldan çakarlarını açıp 150 ile geçen arabalar ile arada gördüğümüz hız sınırını takip eden arabalar aynı yolda ilerliyor. İlerleyen günlerde, eskiden uzmanı olduğum yollarda yeniden araba kullanmam gerekti. Kardeşime sordum, ' Şimdi burada hız sınırı kaç yani, kaçla gideyim?' diye, 'Hız sınırına uyarsan sürekli korna yersin, hızlı git, duruma göre bak işte' dedi. Yani ben Amerika'ya gitmeden önce de durum böyleydi ama 3 yıl sıkı sıkıya kurallara uyarak araba kullandığım için minik bir şok yaşadım. Eskiden fırt fırt aralardan geçerdim, araba kullanmaya da bayılırdım. En son annemle restorandan dönerken ara sokaktan ana yola bağlanmaya çalışırken annemin 'Hadi kızım artık, çık' demesiyle kahkahayı patlattım. Sonsuz bir bekleme döngüsüne girmiştim. :) Amerika'da genelde tüm arabaların geçmesini beklediğimiz için ve hep bir bekleme hali olduğu için reflekslerimi kaybettiğimi anladım. Demek ki araba kullanmayı o yüzden sevmiyorum Amerika'da. Türkiye'de çok zevk alırdım.

Eve vardık. Koca bir masa. Birbirinden lezzetli yemekler. Ailem, teyzem, eniştem, kuzenlerim alkol, sigara, kahkaha, keyif... Çok mutluydum. Gece 12'yi geçince herkesi zorla dışarı çıkarttım, biraz da Türkçe müzikte eğlendik. Öyle özlemişim ki sevdiklerimle birlikte olmayı, Türkçe müzikte eğlenmeyi, lezzetli yemek yemeyi...

Ertesi gün, hep beraber zengin bir kahvaltı. İlk günden belli oldu kilo alacağım! (Güncelleme yapayım, 3 haftada 4-5 kilo aldım. Rezalet?)

Ve sonrasında, uzun zamandır heyecanla beklediğim şeye geldi sıra: Komşuculuk! Türk kahvesi, ortada çikolatalar ve tanımadığım insanlar hakkında muhabbetler... Misafirperverlik❤️ Bense, herkes aynı anda konuşup anılarını anlatırken sadece dinledim.

Bu bir aylık tatilin özeti, gözlem ve dinlemek oldu benim için.

Hemen hemen hiçbir buluşmada kendimi anlatmadım. Çok merak eden de olmadı. Ben de anlatmaya çok gönüllü olmadım. Merak edenlere ise bağlılığım arttı, dostlarımın kıymetini daha iyi anladım...

Gelişimin üçüncü günü barda dinlediğim müzikle gözümden bir damla yaş geldi. Özlemişim. 'Dönsem mi acaba?!' dedim.

Muhteşem bir doğa, birbirinden lezzetli yemekler, komşular, müzik ve her yer tanıdık.

Sonra reklamlar bitti ve film başladı. Gösteriş, varlıkla hava atma, ünvan böbürlenmesi almış başını gitmiş. İnsanlar kitap okumadıkları için eksiklik hissetmeyi bırakmış. Onun telefonu, bunun arabası, evi. Belki hep böyleydi ya da ben yeni fark ettim ama beklemediğim bir kibir seviyesi ve mal düşkünlüğüyle karşılaştım. Halbuki beklentim sıcak samimiyet ve içten paylaşımdı. Çünkü burası memleketti.

Amerika'dayken insanları soğuk ve yapmacık buluyordum, bizim ülkemiz bir başka diyordum. Ama burası da küçük bir Amerika olmuş.

Kendime gelince ne oralı ne buralı hissediyorum. Sanırım göçmenlik de böyle bir şey. Aidiyet duygum hep biraz eksikti. Ne mutlu bana ki paylaşmaktan keyif aldığım bir yol arkadaşım, kafası açık, vizyon sahibi birkaç dostum var.

Orada hissettiğim yalnızlık burada da dolmadı. Dolsaydı, hemen yarın acil dönüş kararı alırdık sanırım.

'İyi ki gitmişim'. Bu bir aylık tatil sonunda neden gittiğimi anladım. Belki üç sene sonra bambaşka düşüncelerim olacak. Ama şimdilik benim hikayem böyle. Hoşça kalın dostlar.

İlgili İçerikler