Hedefimiz yılbaşına Türkiye’de olmaktı. 29 Aralık’ta eşimle yola çıktık. Ailelerimiz, biz geliyoruz hazırlık yapmıştı.
Havada acil iniş yapma kararı alan Şikoga-United Airlines uçağımız sonrası elbette biz de zaman zaman korktuk.
En başından başlayayım.
Üç yıl sonra Türkiye’ye yolculuk
Planladığımız yolculuk Şikago-Dublin-İzmir şeklindeydi
Öncelikle Chicago’ya giden uçağımız 2 saat gecikmeli kalktı. Elbette ki bir sonraki uçağa yetişmek için eşimle 20 dk kadar depar attık ve kapı kapanmadan 10 dk önce yetiştik. Öyle koşmuşuz ki, karnıma saplanan sancıyla duyduğum acı eşime çaresizlikle ilk yardım çağrısı yaptırdı- canı tatlı bir insan olmadım hiçbir zaman ama uçağa binip de herkesi zor duruma sokmak istedim. O yüzden inatla ‘iyiyim’ de diyemedim bu sefer. Siz olsanız ne yapardınız? Ayrıca ailelerimiz heyecanla gelişimiz için hazırlık yapıyordu. Planlar 31 Aralık için yapılmıştı. Kardeşim iş yerinden izin almıştı, sofralar kurulacaktı, hayaller tavan vs.
Sonra birden karnımdaki ağrı geçti. İlk yardım çağrısını iptal etmek istedim. Hem hiçbir ağrı hissetmiyordum hem de Türkiye’ye geliş saatimizi önemsiyordum. Uçak da kapıları kapatmak üzereydi. Fakat yanımıza gelen ilk görevli, işlemi yarıda kesemeyeceklerini söyledi ve valizlerimizin uçaktan indirildiğini belirtti. Asıl ilk yardım ekibinin gelmesini beklemek zorundaymışız. Gözlerimizin önünde günlerdir hazırlık yaptığımız uçak kalkmak üzereydi. Bu sefer göz yaşlarımın sebebi değişti. Resmen uçağı yakalamak için kan ter içinde kaldık ve şimdi de benim sebepsiz ağrım yüzünden binemiyorduk.
Bu arada şükürler olsun uçak 10 dk kadar rötar yaptı. O sırada polis ve ilk yardım ekibi geldi. Kendilerine durumu belirttik, ‘ilk yardım çağrısını iptal edebilirsiniz’ dediler. Bir önceki görevli ile anlaşmazlık oldu heralde. Valizlerimizi yeniden uçağa yüklediler ve bizden sonra kapılar kapandı.
Ama nasıl mutluyum!
Yetiştik!
Önce Dublin’e geçeceğiz, orada 2-3 saat bekleme süremiz var ve sonra İzmir.
Uzun uçuşlarda vücudum- özellikle ayaklarım öyle şişiyor ki, bir süre sonra ayaklarım ayakkabıma sığmıyor. O yüzden aktarmalı uçuş bizim için çok daha iyi oluyor.
Neyse…
Bir süre sonra yemekler geldi, lezzetsizdi ama yedik, biraz sohbet muhabbet ve sonra uykuya daldım. Çok geçmeden eşimin sesiyle uyandım. ‘Günce, GERİ DÖNÜYORUZ ’. Elbette ki şaka yapıyor diye düşündüm. ‘Gerçekten mi?’ dedim, ‘evet’ dedi ve bana aşağıdaki rota ekranını gösterdi.

‘Niye?, Ne oluyor?’ derken anons geldi:
Arıza sebebiyle New York’a geri dönüyoruz!

Dedik en azından New York’a değil de daha yakın bir yere inseydik. Ayrıca zaten Dublin’e 2 saat kalmıştı, kıtadan daha yeni çıktık ve okyanus üzerine geldik, şu anki konuma göre New York daha uzak.
Yolculardan biri de bizim gibi düşünmüş olmalı ki, hostese sordu: ‘Dublin daha yakın değil mi? Neden New York’a gidiyoruz?’. Hostesin cevabı: ‘Pilot, bu şekilde okyanusu geçmek istemiyor.’
Hani filmlerde olur ya, gerçek hayatta olmaz deriz. Öyle bir sahnenin içindeyiz. Eşimle ben çok sakiniz. Diğer yolcular da sakin. Belki Türkiye’de olsaydı, uçak curcunaya dönmüştü. Bilemiyorum…

Bir vakit sonra uçağın motor sesi azaldı. Hani arabada vitesi boşa alırsın ya, öyle bir süzülme hali. Biraz endişelendik. Hakikaten sıkıntı var! Tabii açıklama yapılmıyor, belki de panik havası yaratmamak için… Bir süre sonra motor yeniden çalıştı gibi oldu.
Sonra bir anons daha geldi:
Boston’a acil iniş yapıyoruz!

Belli ki, New York’a kadar da gidemeyeceğiz. Uçak sallanarak alçalmaya başladı. Bir ara okyanusa o kadar yakın mesafeden uçtuk ki, suyun soğukluğunu düşünmeden edemedim. Ve sonunda iniş yaptık. İtfaiye araçları ışıklarını yakmış bizi bekliyordu. Neyse ki sağ salim indik. Büyük gövdeli uçak, kim bilir kaç kişi var!
Yani 18.35’te bindiğimiz Chicago-Dublin uçağı ile sabah 03.10 gibi Boston’a indik! Rezalet! Personel yok diye 1 saat kadar da uçağın içinde bekledik. Ayaklarım davul gibi oldu. Ben en azından 1-2 saat uyudum, eşim hiç uyumadı! Neredeyse 9 saat uçtuk ve hala Amerika’dayız!
Biletlerin telafi edileceği belirtildi.
Onun için de 2 görevli atanmış, 3-4 saat boyunca sıra bekledik. Valizler için de 45 dk ekstra bekledik ve artık sabah 8.30 gibi akşamki Türkiye uçağını beklemek üzere otele geldik. Bir önceki gün öğlen 2.00’den ertesi gün sabaha kadar yollarda perişan olduk yani. Otelde 4-5 saat uyuduktan sonra akşam 8.00’da Thy İstanbul uçağına bindik. Dokuz buçuk saat sonra İstanbul’a nihayet vardık.
Memleket!
Eşimle burada yollarımız ailelerimizi görmek üzere ayrıldı.
Ben Adana’ya geçtim, o ise İzmir’e…
Ve tam 31 Aralık’ta akşam 6.00’da evlerimize vardık.
44 saatlik bir yol macerası yaşayarak planımızı yakalamış olduk.
Bu yazıyı yazdığım gün itibariyle geleli 7 gün oldu. Vücudumun şişliği yeni yeni inmeye başladı. Leyla gibiyim, her şeye şaşırıyor ve mutlu oluyorum.
Bir sonraki yazımda 3 sene sonra memleketimden gözlerimi anlatıyor olacağım.
Mutlu seneler dostlar!


