Hatırlayın öğrencilik zamanlarınızı... Ödevlerimizde kaynak göstermeden alıntı yapmamız büyük bir suçtu! Fakat şimdi aynı şeyi milyarlarca içerikle yapan yapay zeka sistemleri yapınca adı “inovasyon” mu oluyor ?! Bunu sorgulama vaktimiz geldi de geçiyor! Bu artık bir zorunluluk! Çünkü yapay zekâlar(AI) artık sadece hayatımızı kolaylaştıran “yardımcı araçlar” değil, giderek üretimin ya da işin ta kendisi oluyor: resim çiziyor, müzik yapıyor, reklam kampanyası oluşturuyor, hatta benim tarzınla yani “benim gibi” bile konuşabiliyor. Ve biz hâlâ en temel yerden kaçıyoruz: AI öğrenirken hangi bilgileri kullanıyor, kimden alıyor ve karşılığında ne veriyor?
Bazı arkadaşlar var, yapay zeka hakkinda kötü bir şey söyleyince hemen kendi üstüne alınan. Kraldan çok kralcı. Sıfır sorgu... Diyecekler ki “Ne alakası var? Öğrenci bire bir kopyalıyor; yapay zekâ ise yepyeni bir şey üretiyor.” Doğru. Ama burada sorun “ürünün son hali ya da çıktı” değil ki ; “girdi” . Bu çıktıların alınabilmesi için sisteme hangi veriler girilmiş? İki durumda da mantık aynı. Burada konuştuğumuz şey, tek bir ödev dosyasındaki tek bir alıntı kadar masum değil, milyarlarca cümle, çizim, şarkı vs; kısacası yüz binlerce, milyonlarca insanın tarihler boyunca biriktirdiği deneyim, emek, çaba. Bir öğrencinin ödevindeki “kopya” bireysel bir kusurdur. Fakat yapay zekaların düzenli olarak “(ç)alımı” endüstriyel bir ölçek.
Ölçek değişince, etiğin de değişmesi lazım?! Aslinda insanın öğrenmesiyle makinenin öğrenmesinde mantık aynı. Zaten insanın öğrenme mantığından yola çıkılarak oluşturuldu yapay zekalar. Sanat etkilenerek yapılır! Ai da etkileniyor. Ama biz insanlar için önemli bir bariyer var. Sınırlı ömrümüz ve imkanlarımızla, sınırlı sayıda esere temas edip sınırlı sayıda deneyim yaşıyoruz. Bir yazar belki ömrü boyunca 3000 kitap okuyabilir ya da 5000. Yavaş okur, sindirir, hisseder, yaşar, seçici ve sınırlıdır. Yapay zekalar ise saniyeler içerisinde milyonlarca cümle işler ve buradan bir “pattern” çıkarır. Yani bir tarz!
Bu bir öğrenme yöntemi olabilir.
Bir tasarımcı düşünün. Yıllarını vermiş kendine özgü bir çizim tarzı oluşturmuş. Bu yıllar içinde denemiş, yanılmış, reddedilmiş, uykusuz geceler geçirmiş, savaşmış, pes etmemiş ve sonunda ustalaşmış. Sonra biri geliyor ve komut giriyor : “ Şu tarzda, şu tonda, modern bir çizim olsun“ . 2 dakikada 50 tanesi hazır. E bu hikayede tasarımcının emeği nerede?
Çünkü mesele teknoloji değil, mesele 'değer zincirinin yönü'. Meseleyi sorunlardan arındırarak sadece “inovasyon” olarak değerlendirmek algı operasyonundan başka bir şey değil.
Öğrenci ödevinde alıntının kaynağını görünmez hale getirip eserini sahiplenince kınıyoruz/ ceza veriyoruz ve bunun büyük bir emek hırsızlığı olduğunu belirtiyoruz. İşte bu yüzden öğrencinin intihaliyle yapay zekânın “eğitimi” arasında rahatsız edici bir benzerlik hissediyoruz: İkisi de, kaynağı görünmezleştiriyor. Fark şu: öğrencinin intihaline sıfır tolerans gösterip iş sisteme dökülünce de 'çağın gerekliliği bu' diyoruz
Aslında burada üç temel konu var: Rıza, saydamlık ve paylaşım
Rıza: Verinin asıl sahibi yani kaynak, içeriğinin/eserinin yapay zeka modelinin eğitilmesinde kullanılıp kullanılmamasına izin vermeme hakkına sahip olmalı. Bu işin default halinin 'her şey serbest' şeklinde olması zaten yaratıcı emeği zincirin en zayıf halkasına çeviriyor.
Saydamlık: Bu yapay zeka modeli eğitilirken hangi veriler kullanıldı? Hangi kaynaklar kullanıldı? Bunlari görebilmeliyiz ki ilk maddenin denetimini yapabilelim.
Paylaşım: Eğer yapay zeka sistemleri kullanılarak para kazanılıyorsa, bu paranın kaynağında emeği geçenlerin sistemin dışında bırakılması görmezden gelinecek kadar küçük bir mesele değil. Ödeme ağında, bu üretime en büyük katkıda bulunanların/emekçilerin de payının olması lazım. Belki 'telif havuzu', 'veri kaynağı hakkı' gibi ödeme yöntemleri oluşturulabilir.
Yani burada mevzu yapay zekanın yasaklanması değil! Bu zaten mümkün de değil. Oralar çoktan geçildi. Oyun oynanıyor fakat kuralları yok. Çözüm, oyunun kurallarını artık bir an önce yazmak!
Üretim günden güne hızlanıyor, bunun ödülünü teknoloji şirketleri toplarken bedelini emekçiler ödüyor!
Şimdi en baştaki soruya geri dönelim.
Bir öğrencinin kaynak göstermeden kopyalaması intihal. Aynı şey milyarlarca içerikle yapıldığında buna “inovasyon” diyorsak, aslında şunu kabul etmiş oluyoruz: Ölçek büyüdüğünde etik küçülüyor mu? Oysa tam tersi olmalı: Ölçek büyüdükçe, sorumluluk büyümeli.
Tarih bunun örnekleriyle dolu. Hala ders çıkarmadık mı!
Yapay zekâ çağını yaşayacağız. Bundan kaçış yok.
Ama bu çağın “ilerleme”sini, emeği görünmez kılarak tanımlamak zorunda değiliz.
Sevgiler


