Yeniden mizahı anımsadık, teşekkürler Deniz Göktaş!

Yeniden mizahı anımsadık, teşekkürler Deniz Göktaş!

Mizah ile siyaset arasındaki ilişki, iktidar ile yurttaş arasındaki mesafeyi ölçen görünmez bir cetvel gibidir; mizah özgürse, toplum da kendini daha özgür ifade edebilir. Mizah; siyasal kararları, yöneticileri, kurumları ve toplumsal alışkanlıkları eleştirel bir gözle değerlendirme olanağı sunar. Bu yönüyle yalnızca eğlendiren değil, aynı zamanda düşündüren ve kamusal tartışmayı zenginleştiren bir araçtır

Yeniden mizahı anımsadık, teşekkürler Deniz Göktaş!

Siyasal iktidar kimi ‘göz altılarıyla’ niyeti dışında toplumun içindeki farklılıkları, özgün üretimleri, yeni öznellik biçimlerini birbiri ile tanıştırıyor. Bu tuhaf zamanların kendi yaşamımdan birçok örneği var. Fazla ciddi yaşamaktan olsa gerek komedyen Deniz Göktaş’ı hiç izleme fırsatı bulamamıştım. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında soruşturma açıldığı ve sonrasında göz altına alındığını öğrenince genç güldürü sanatçısına dair haberleri okudum. Sonra sosyal medyada videolarından birini izledim, sonra diğerini, sonra da bir başkasını... Sanatçının hiciv içeren mizahında karşılaştığım şey şu idi: beklenmedik bağlantılar, yıkıcı olmayan bir eleştiri, anlatının ortak deneyimlere dayanması, korku, baskı ve dogmalar karşısında nefes aldırması, öz eleştiri içeren bir mizah anlayışı…

Kısaca videolarda gündelik hayatın her veçhesinden mizah üretilmişti. Sabahın ilk saatlerinde istemsizce yükselen gülüşlerim üzerine ev halkı uyandı. Ankara’yı parsel parsel satanlara sesi çıkmazken kadınlara “Kadın iffetli olacak herkesin içerisinde kahkaha atmayacak.” diyerek had bildiren Bülent Arınç’ın tarihi ayarını umursamadan videoyu neşeyle izlemeye devam ettim. Böylelikle Deniz Göktaş’la tanıştırılmış oldum. Benzer biçimde, otoriterleşen ülkemin kara vesileleriyle Aslı Erdoğan’ın ve Burhan Sönmez’in tüm kitaplarını okumuş, Necmiye Alpay’ın çalışmalarını gözden geçirmiş, Mabel Matiz’in şarkılarını dinlemiş ve adını sayamayacağım kadar çok sanatçı, yazar, akademisyenle tanışmıştım.

Bizler için gülme ve gülümseme bir gereksinme. Gündelik yaşam içinde, göz kuruluğu ve gözyaşı kadar sevinç gözyaşları da vardır. Gülme ve gülümseyemeye, pek ciddi, pek kederli görünen iktidar alanı içinde de rastlanır, mizah olmasa da şaka formunda… Egemen Bağış’ın bir gazeteci ile röportajında, bir hayli ilerlettiği espri, (kendisi sonradan montaj diyerek reddetse de) “… Bu Bakara iyi makara” sözleri, karşısında siyasal iktidar, ifade özgürlüğü konusunda son derece hassas davranmış, üstüne üstlük Egemen Bağış’ı Çekya Büyükelçiliğine atamıştı. İktidarın ifade özgürlüğüne olan bu hassasiyetini Deniz Göktaş ve diğer olaylarda da göstermesini bekliyoruz.  

Mizahın yapıp ettiği üzerine

Mizah bir ifade biçimi. Özellikle performans sanatında, bir heykeltraş gibi bedene ve yüze (jestler, mimikler) biçim verilir. Zamanın içine yuvarlanan sözcükler, cümleler ve paragraflar; aralıklar, suskunluklar, vurgular, yükselişlerle süslenir. Böylece mizahın etki gücü katlanarak artar.

Toplumsal açıdan mizah çok çeşitli etkiler yaratır: ⁠Gerilimi azaltır; çatışmaların ve kutuplaşmanın arttığı dönemlerde insanlar arasındaki duvarları yumuşatır. Eleştiriyi görünür kılar; doğrudan söylenemeyen ya da söylenmesi zor olan gerçekler mizah yoluyla ifade edilebilir. ⁠Eş duyumu, yani empatiyi güçlendirir; insanların kendi hatalarına ve zaaflarına da gülebilmesini sağlar, başkalarını anlamayı kolaylaştırır. Dayanışma yaratır; ortak bir espriye gülmek, ortak bir deneyimi paylaşmak anlamına gelir. ⁠Düşünmeyi teşvik eder; iyi mizah yalnızca güldürmez, aynı zamanda “Neden güldüm?” sorusunu da sordurur. Aziz Nesin, mizahın toplumdaki rolünü anlatırken “Gülmek, düşünmenin başlangıçlarından biridir” anlayışını eserlerine yansıtmıştır. Benzer şekilde Nasreddin Hoca fıkraları da yüzyıllardır insanları hem güldürür hem düşündürür.

Dünden bugüne karikatürler, taşlamalar, tiyatro oyunları ve stand-up gösterileri, kendilerini ve yönetenleri değerlendirme biçimlerinden biri olarak yaşamda yer kaplıyor. Mizah, siyasal eleştiriyi daha geniş kesimlere ulaştırıyor; karmaşık sorunları sadeleştiriyor; görünmeyen çelişkileri görünür kılıyor. Ancak bunun sağlıklı işleyebilmesi için mizahın da siyasetin de çoğulculuğa ve eleştiriye açık olması gerekir. Demokratik toplumlarda mizahın işlevi yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Muhalefeti, toplumsal önyargıları, hatta eleştiriyi yapan kişinin kendisini de sorgulayabilmesidir. Bu nedenle güçlü mizah, tarafgir propagandadan değil, eleştirel özgürlükten beslenir. Bu nedenle gündelik hayatta mizah, sadece eğlence değil; bireysel iyilik halinin, toplumsal diyaloğun ve demokratik kültürün önemli bir parçasıdır. Özellikle farklı görüşlerin bir arada yaşadığı toplumlarda mizah, insanları birbirine yaklaştıran ortak bir dil haline gelebilir. 

Siyasal ve hukuksal olarak ifade özgürlüğü

İfade özgürlüğünden söz etmişken Anayasa Mahkemesinin barış akademisyeni “Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri başvurusu” hakkındaki kararı oldukça değerlidir.[1] Bu kararı özgün kılan şey, bırakın mizahla ilgili bir konu olmayı, ‘bir bildiri ile teröre destek’ gibi oldukça ciddi bir iddia ile ilgili olarak alınmış olmasıdır. Anayasa Mahkemesi “… ne kadar ağır olursa olsun, devletin terörle mücadele politikalarını eleştiren görüş ve düşüncelerden dolayı kişilere yaptırım uygulanmamalıdır.” diyor. Yine amaç ve araç dengesini kurarak “… terörle etkin mücadele, terörizmin yıkmak istediği demokratik hukuk devletinin temel ilkelerini koruyarak yapılabilir.” diyerek ekleme yapıyor. Son olarak “… kamu otoritelerinin -kamu gücünü kullandıkları için- kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel bireylere nazaran çok daha geniş olduğu unutulmamalıdır. Demokratik bir sistemde, kamu otoritelerinin eylemlerinin ve ihmallerinin yalnızca yasama ve yargı organlarının değil aynı zamanda kamuoyunun da sıkı denetimi altında olduğu her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.”

 Anayasa Mahkemesi ayrıca şunu da ekliyor: “Kamu otoriteleri kendilerine yönelik saldırı ve eleştirilere farklı araçlarla cevap ve tepki verme imkânına sahiptir. Bu imkânların varlığı nedeniyle kamu gücünü kullanan otoriteler haksız sözel saldırılar karşısında -şiddete teşvik içermedikçe- ceza soruşturma ve kovuşturmasına başvurma hususunda kendilerini sınırlandırmalıdır.” Bu son cümle üzerine düşünmeye devam edelim…

Siyasal iktidara güldürü ile sert bir eleştiri yöneldiğinde, mizaha mizahla cevap verebilir mi? İktidarın siyasi hicivler karşısında zor uygulamasının dışında bir aracı var mıdır? Evet vardır, iktidar mizah alanında kültürel bir hegemonya kurma çabası içine girebilir. Bunun için toplumsal alanı rahat bırakması gerekir. Son günlerde 7 milyon kişi ve belki de daha fazlası Deniz Göktaş’ın videolarını izlemiş, gülmüş ve düşünmüşse, hoşnut olmayanlar videoya ilişkin yorumlarını birbiri ardına dizmişse, toplumsal alandaki bu fikir ayrılığından kamu otoritesi neden rahatsız olsun ki? Demokrasi, toplumun çoğulluğunu, çokluğunu, düşünce farklarını baştan kabul eder. Yani siyasal iktidarın mizah üretiminde kültürel hegemonyasının koşulları vardır. Korku ve kederle yönetilen toplumda mizah kolayca gelişmez; ifade özgürlüğü çok daha geniş yorumlandırmalıdır ki güldürü ustaları daha özgür ortamlarda yetişsin!

Mizah ile siyaset arasındaki ilişki

Mizah ile siyaset arasındaki ilişki, demokrasinin en eski ve en canlı ilişkilerinden biridir. Çünkü siyaset güçle, mizah ise gücü sorgulamakla ilgilenir. Mizah ile siyaset arasındaki ilişki, iktidar ile yurttaş arasındaki mesafeyi ölçen görünmez bir cetvel gibidir; mizah özgürse, toplum da kendini daha özgür ifade edebilir. Mizah; siyasal kararları, yöneticileri, kurumları ve toplumsal alışkanlıkları eleştirel bir gözle değerlendirme olanağı sunar. Bu yönüyle yalnızca eğlendiren değil, aynı zamanda düşündüren ve kamusal tartışmayı zenginleştiren bir araçtır. Eğer gülmek insanları rahatlatıyor, eleştirel düşünmeyi güçlendiriyor ve toplumsal yaraları görünür kılarak iyileştirici bir işlev görüyorsa, bazı insanlar neden bundan rahatsız olur? Rahatsızlık gülmenin kendisinden mi, yoksa gülmenin ortaya çıkardığı özgürlük, eşitlik ve eleştiri imkanından mı kaynaklanır?  Mizahtan, gülme eyleminden rahatsız olmanın, mizahı yalnızca bir eğlence biçimi değil, aynı zamanda demokratik yaşamın ve özgür yurttaşlığın bir göstergesi olarak ele alan güçlü bir siyasal felsefe tartışmasına açılır.

Bu olguyu farklı açılardan değerlendirebiliriz. İlkin mizahın iktidarla ilişkisi üzerinden okumalıyız. Gülmek sadece bir eğlenme biçimi değildir; aynı zamanda korkuyu ve dokunulmazlığı azaltan bir eylemdir. İktidarlar çoğu zaman ciddiyet, saygınlık ve otorite üzerine kurulur. Mizah ise bu görüntüyü ters yüz eder, güçlü olanı sıradanlaştırır ve yurttaşlara eleştirel bir mesafe kazandırır. Bu nedenle mizaha yönelik rahatsızlık bazen yalnızca bir espriye değil, esprinin yarattığı özgürleşme alanına yöneliktir.

Bu rahatsız olma halinin çoğulculuk ve demokrasi ile bağlantılı bir yönü de vardır. Demokratik toplumlarda farklı düşüncelerin yan yana yaşayabilmesi için insanların kendileriyle, kurumlarla ve yönetenlerle ilgili eleştirilere tahammül gösterebilmesi gerekir. Mizah bu tahammülün önemli araçlarından biridir. Gülmeye yönelik tepki bazen farklı görüşlere tahammülsüzlüğün önemli bir belirtisidir. Çünkü mizah, tek ve mutlak bir hakikat iddiasını sorgular.

Kişinin mizahla arasının iyi olmayışının, insanın kendisiyle ilişkisi açısından bir soruna işaret ettiğini hatırlamamız gerekir. Mizahın iyileştirici gücü, kişinin kendi eksiklikleriyle, hatalarıyla, göremedikleriyle, duyamadıklarıyla, dokunmadıklarıyla yüzleşebilmesini kolaylaştırmasından gelir. Kendine gülebilen birey ve toplumlar daha az dogmatik olurlar. Buna karşılık, kimliğini, inançlarını veya siyasal görüşlerini sürekli tehdit altında hisseden kişiler mizahı bir saldırı olarak algılarlar. Burada sorun gülmenin kendisinden çok, gülmenin ortaya çıkardığı öz eleştiri imkânıdır.

Öte yandan mizaha mesafe koymanın özgürlük felsefesi açısından da  işaret ettiği şeyler vardır. Hannah Arendt kamusal alanı insanların özgürce konuşup eyleyebildiği bir alan olarak tanımlar. Mizah da bu kamusal alanın önemli ifade biçimlerinden biridir. İnsanların gülme, eleştirme ve sorgulama hakkına duyulan tahammülsüzlük, kamusal özgürlüklerin daralmasının işaretlerinden birisidir.

Güldürü ustalarımızı hatırlarken… 

Güldürü coğrafyamıza doğru kısa bir yolculuk yaparak efsane sanatçılarımızı anımsayalım: Hiciv ve karakter komedisiyle hafızalara kazınan Kemal Sunal’ı, zengin karakter oyunculuğu ve hiciv yüklü performanslarıyla Şener Şen’i, anne figürünü komediyle birleştiren Adile Naşit’i, "Olacak O Kadar" programı ile toplumsal ve politik hiciv ustası Levent Kırca’yı, Kabare tiyatrosunun ve Türk sinemasının ayrılmaz ikililerinden Metin Akpınar & Zeki Alasya’yı.

 Bize neşe veren modern dönem ve stand-up ustaları sahne performansları, skeçleri ve sinema filmleriyle geniş kitleleri güldüren popüler isimleri hatırlayalım: Türkiye'de stand-up kültürünün en önemli temsilcisi ve yazar/oyuncusu Cem Yılmaz’ı, tek kişilik gösterileri ve Eyvah Eyvah gibi gişe rekorları kıran komedi filmleriyle tanınan Ata Demirer’i;"Arkadaşım" karakteriyle doğaçlama tiyatro/gösteri sanatını Türkiye'de zirveye taşıyan Tolga Çevik’i,  Recep İvedik gibi tiplemeleriyle Şahan Gökbakar’ı.

Yeni nesil komedyenlere gelince, “Konuşanlar” programı ve interaktif mizahıyla dijital dünyadan Hasan Can Kaya absürt mizahı, Gibi dizisi ve kendine has tarzıyla son dönemin en popüler isimlerinden Feyyaz Yiğit ve yeni nesil stand-up sahnesinde gözlem ve hiciv ağırlıklı performanslar sergileyen Deniz Göktaş’ı hatırlayalım.

Önemli kadın güldürü ustalarından söz etmeden geçemeyiz! Gerek tiyatro sahnesinde gerekse sinemada kadınların gücünü mizaha yansıtan kadın sanatçılar vardır. Tiyatro sahnelerinden sinemaya kadar sayısız karaktere hayat veren usta oyuncu Demet Akbağ, Deliha gibi kendi yazdığı ve başrolünü oynadığı tipleme komedileriyle bilinen Gupse Özay, televizyon dizileri ve sinema filmlerindeki enerjik komedi rolleriyle öne çıkan Ezgi Mola ve yazamadığımız diğerleri…

Son olarak yıllardır çizgisi bozmamış olan Ali Sunal ve çok değerli oyuncu kadrosu ile Güldür Güldür Showolmasaydı hayat daha katlanılmaz olurdu diye düşünüyorum. Gerçekten günlük hayatın sıradan konularına farklı bir bakış açısı ile yaklaşan Güldür Güldür Show, aileden aşka, şöhretten teknolojiye, futboldan arkadaşlığa, birçok konuya yine kendi mizah anlayışı ile yeni yaklaşımlar ve çözümleri ile kahkahanın adresi Güldür Güldür Show.

Sonuç yerine

⁠Güldürü ustalarının bıraktığı iz, sanatın kutuplaşmayı aşan, eş duyumu (empati) büyüten ve insanları yan yana getiren dönüştürücü gücünün en güzel örneklerinden biridir. Güldürü ustalarının ortaya koyduğu birikim, sanatın farklı düşünceleri, yaşamları ve insanları ortak bir duyguda buluşturabilen eşsiz gücünü hatırlatmaya devam ediyor. ⁠Gülmenin birleştirici dili, sanatın insanlar arasında kurduğu en sağlam köprülerden biridir. Çünkü sanat, farklılıklarımızı inkâr etmeden, onları ortak bir yaşam deneyiminin parçası hâline getiren bütünleştirici bir güçtür.

Daha ne diyelim? Bu ve pek çok nedenle Deniz Göktaş serbest bırakılsın!


[1]https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/BireyselBasvuru?id=a2JiOjZhYjBjNzdjLTBmYjEtM2VkZC0zZmIyLTczOTE5MWZmYzNiZg&type=BireyselBasvuru&query=füsun+üstel

İlgili İçerikler