Osman Hamdi Bey, şu meşhur ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’nin ressamı. Babasının isteğiyle Paris’e hukuk okumaya gidiyor ama tutkusu resim. Tutku bu durur mu? Durmamış. Fransa’nın önemli atölyelerinde resim eğitimi almış. Ressam, arkeolog, müzeci, eğitim kurumu kurucusu, üstüne Kadıköy’ün ilk belediye başkanı. Kendisi çok yönlü bir Osmanlı aydını yani.
'Kaplumbağa Terbiyecisi', Osman Hamdi Bey
Bence onun asıl önemli özelliği, ‘kültür varlıkları’nın korunması için verdiği çaba… Avrupa müzelerinin bu toprakların geçmişine duyduğu hevesin önüne dikiliyor. Düşünün ki koca Zeus Sunağı’nı taşımışlar Berlin’e. Büst değil, heykel değil, lahit değil… Koca bir sunak! Ben ev taşırken tekli koltuğu kapıdan geçiremiyorum, onlar Bergama’yı Berlin’e taşımış.
Zeus Sunağı
Bunun için arkeolojiyi, müzeciliği kurumsallaştırmaya çalışıyor. Eski eserlerin yurtdışına çıkarılmasını engelleyen düzenlemelerde rol oynuyor, Sanayi-i Nefise’yi(bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin öncülü), İstanbul Arkeoloji Müzeleri ana binasının yapılmasını sağlıyor. Sayda kazılarından da İskender Lahdi’ni getiriyor İstanbul’a.
İskender Lahdi
Tabii Osman Hamdi’yi ‘tarihi eserlerimizi yabancılardan kurtaran kusursuz kahraman’ diye anlatamayız. Evet, büyük bir koruma rejimi kuruyor ve fakat yakın ilişkide olduğu yabancı arkeoloji çevreleriyle bazı pazarlıklar ve istisnalar da yok değil. Ama o, bu yazının konusu değil.
Farklı dönemlerin farklı ihtiyaçlarına cevap veren iki ayrı kültür mirası vizyonu
Osman Hamdi Bey deyince aklıma nedense hep Mahir Polat ve İBB Miras ekibi geliyor. Ama Mahir Polat deyince aklıma Osman Hamdi Bey gelmiyor nedense. Neyse, bu da bu yazının konusu değil!
İstanbul’da yaşayanlar Mahir Polat’ı bilirler. Belki yüzünü hiç görmemişlerdir, hatta adını bile duymayanlar vardır. Ama bir zamanlar önünden geçip gittikleri o eski, atıl yapının içinde bugün konsere gitmiş, tiyatro seyretmiş, sergi gezmiş, kitap okumuş, düşünmüş, arkadaşlarıyla buluşmuş, çocuğuyla bir atölyeye katılmış ya da bir gece anması için başka insanlarla yan yana durmuşlarsa, Mahir Polat ve İBB Miras ekibiyle çoktan tanışmışlardır. Tanışıklık simalardan değil, kentte bize açtıkları alanlardan geliyor…
Kendisi İBB Genel Sekreter Yardımcısı, arkeoloji ve sanat tarihçisi, İBB Miras’ın kurucusu ve yöneticisidir.
Hani yolda yürürken boş bir dükkan görüp ‘Burada çiğ köfteci acayip iş yapar abi’ diyen insanlar vardır ya, ha! Mahir Polat ve İBB Miras ekibi de insanların önünden hızlıca geçip gittiği, işlevini yitirmiş metruk yapılara o gözle bakıyor herhalde; ‘buraya bir kütüphane, iki sergi salonu, arkaya sahne, üst kata çalışma alanları, avluya da caz…’. Benim oturduğum bina da eskiden cam atölyesi olarak kullanılıyormuş. Avlusu da var. Adres vermeyeceğim.
Osman Hamdi Bey ve Mahir Polat ile İBB Miras’ın yaptıkları iş aynı değil elbette. Aradan neredeyse 140 yıl geçmiş. Dert değişmiş, ihtiyaç değişmiş… Osman Hamdi bir lahde bakınca yalnızca lahdi değil, onu çıkaracak uzmanı, koruyacak müzeyi, ülkede tutacak hukuku görüyor. Mahir Polat da eski bir gazhaneye bakınca yalnızca metruk bir yapı değil, işlevini yitirmiş yapısal bir mirasın kentin kültürel dolaşımına yeniden nasıl sokulacağını düşünüyor. Benim onları yan yana getirdiğim yer de burası galiba: yaptıkları iş değil, baktıkları yerde gördükleri şey. Yani ‘Kültür Mirası’na ilişkin vizyonları.
Müze Gazhane bunun çok iyi bir örneği. Eski bir endüstri tesisi yalnızca restore edilmekle kalmıyor, müze, kütüphane, sergi, tiyatro, etkinlik ve buluşma alanlarıyla yapı, nesne olmaktan çıkıyor, insanla kurduğu ilişki sayesinde kentin yaşayan bir parçasına dönüşüyor.

Üstelik bu dönüşüm Gazhane’yle sınırlı değil. Eyüpsultan’da Feshane, Beykoz’da Çubuklu Silolar, Bakırköy’de Baruthane, Sarıyer’de Cendere, Büyükada’da Taş Mektep, Beyoğlu’nda Casa Botter… Bir zamanlar gaz üreten yerde tiyatro seyredip müzik dinliyoruz, barut üretilen yerde kitap okuyor, yakıt depolanan silolarda sergi geziyoruz artık.
Mesele sadece binayı açmak değil, kapıyı herkese açmak…
Ve nihayet bu yazıyı yazmak istememin asıl nedenine geldim artık. Ne çok uzattım yine!
İBB Miras’ın yaklaşımını farklılaştıran esas mesele sadece bu yeniden işlevlendirme fikri değil. Asıl mesele, parası olanın tükettiği tarihi bir mekan yaratmak yerine onu kamusallaştırma fikri. Kentlinin oturabildiği, okuyabildiği, sergi gezebildiği, konsere gidebildiği, etkinliğe katılabildiği ‘ücretsiz ya da erişilebilir’ bir yer yaratarak o yapıyı gündelik hayatın parçası haline getirmek. Çünkü bir kentin kültür hayatına kimlerin katılabileceği biraz da böyle belirleniyor. Kapıya koyduğun bilet fiyatıyla mesela. Kültürü parası olanın erişebildiği bir ayrıcalık mı, herkesin gündelik hayatının bir parçası mı yaptığın ise politik bir tercih.
Bir arkadaşım geçenlerde annesini konsere götürmek istemiş. Üç kişinin bilet parasını hesaplamış, vazgeçmişler. Üstelik fena da kazanmıyor. ‘Konsere gitmek için aile bütçe toplantısı mı yapacağız? diye düşündüm anlatırken. Bir de ulaşımı var bunun! İstanbul’da semt değiştirmek bile küçük çaplı yatırım kararı artık. İşte bu yüzden mesele yalnızca eski bir yapıyı ayağa kaldırmak değil; kültürü de insanların ayağına götürmek. Farklı semtlerde, ücretsiz ya da erişilebilir etkinlikler yaratmak. Çünkü kültür, parası yetenin hafta sonu aktivitesi olmamalı.
Peki bunlara nasıl ulaşıyoruz?
İstanbul’da ‘nasıl ulaşırım?’ tehlikeli bir soru ama korkmayın, aktarma tarif etmeyeceğim. İstanbul Senin uygulaması içindeki İBB Kültür / İBB Etkinlik mini uygulamasından.Ayrıca İBB Kültür @ibbkulturetkinlikler instagram hesabını da takip edebilirsiniz. İBB Kültür’ün ücretsiz konser, tiyatro, sergi ve çocuk etkinliklerini buradan takip etmek mümkün. Üstelik şehrin farklı semtlerinde. Kültür biraz da böyle erişilebilir oluyor, yalnız fiyatı değil, mesafeyi de kısaltarak.
Bir de 24 yaş ve altı gençler için ‘Koltuk Senin’ var. Harbiye Açık Hava gib büyük sahnelerde etkinlik günü boş kalan koltuklara ücretsiz oturabiliyorlar. Gençlere sonunda bu ülkede bir şey kaldı: başkasının gelmediği koltuk.
Etkinlik listesine Kültür İstanbul Koltuk Senin sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz. Gençler, 16 Haziran, Harbiye Açık Hava’da ZAZ konseri var!

Konser: 16 Haziran, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava’da ZAZ konseri.
Kültür gezisi: 16 Haziran, İBB’nin 18–29 yaş grubuna yönelik ücretsiz Gezi İstanbul – Bayezid, Çemberlitaş, Sultanahmet gezisi; akademisyen/profesyonel rehber eşliğinde.
Sergi: Taksim Sanat’ta “Yüzeyin Derinliğinde” sergisi ücretsiz gezilebiliyor.
Dijital sanat: Dijital Deneyim Merkezi’nde “Düşler Zamanı: Japonya” sergisi devam ediyor.
Söyleşi: Bir gün sonrasında, 17 Haziran’da Müze Gazhane’de “Çok Düşünüyoruz: Babalık Biçimleri ve Yeterince İyi Baba” var.
Caz: Yine 17 Haziran’da İstanbul Kitapçısı Kadıköy terasında Efe Demiral ve Simge Pınar’la “Terasta Caz”var.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


