Köprüden Önce Son Çıkış; Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca’nın yazıp ve oynadığı bu oyun, Mecidiyeköy’ün arka sokaklarında, tavanı şarıl şarıl akan bir evde, ellerinde smoothie makinesiyle hayata tutunmaya çalışan üç genç kadının hikâyesi. Ama aslında hepimizin hikâyesi; kolektif çaresizliğimizin, o yırtma çabamızın kara komik bir tutanağı.
Schrödinger’in vatandaşı: Ya şüpheliyiz ya mağdur
Günün en sevdiğim anı, çalar saat çalmadan biraz öncesi, uykuyla uyanıklık arası o zaman dilimi… Henüz Twitter’a girmediğimiz, henüz dolar kuruna bakmadığımız, henüz kimsenin kimseyi yargılamadığı, henüz hiçbir şeyin suç sayılmadığı o sessiz saniyeler…
Az sonrası, yani gözümüzü açıp da güne başladığımız o an, Türkiye’nin o meşhur ‘Schrödinger’in Vatandaşı’ paradoksunun içine düştüğümüz andır… Kapı eşiğinden adımımızı atar atmaz, attığımız bir tweet yüzünden potansiyel bir şüpheliye mi, yoksa serseri bir kurşunun, freni patlamış bir kamyonun veya egosu patlamış birinin olağan maktulüne mi dönüşeceğiz, belli değil. İhtimal yüzde elli yüzde elli… Schrödinger’in kutusunu açana kadar hem suçlu hem de mağdur olma ihtimalimiz orada, kapının hemen ardında bizi bekliyor. Artık bahtımıza ne çıkarsa.
İşte bugün(1 Şubat) size, Bahçe Galata’da saat 19.00’da o meşhur kutunun kapağını aralayan ve içeride o bitmek bilmeyen olağan şüphelilik halimize ayna tutan, gözünüzü hiç kırpmadan bir çırpıda izleyebileceğiniz bir oyun önereceğim: Köprüden Önce Son Çıkış.
Bahsettiğim hasar tespit tutanağına, bizim neslin o sıkışmışlığını özetleyen şu görsel delili de ekliyorum.
Köprüden Önce Son Çıkış
Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca’nın yazıp ve oynadığı bu oyun, Mecidiyeköy’ün arka sokaklarında, tavanı şarıl şarıl akan bir evde, ellerinde smoothie makinesiyle hayata tutunmaya çalışan üç genç kadının hikâyesi. Ama aslında hepimizin hikâyesi; kolektif çaresizliğimizin, o yırtma çabamızın kara komik bir tutanağı.

Mecidiyeköy’de akan bir tavan ve 75 bin liralık umut
Köprüden Önce Son Çıkış, üç yeni mezun genç kadın üzerinden hayatta kalmaya çalışan, belirsizlikler içinde debelenen, kaygılı, yorgun ve umutsuz genç kuşağın travmalarını, derin kutuplaşma içinde baş etmeye çalıştıkları toplumsal yargıları anlatıyor.
Artık hayal kuramayacak kadar yorgun olan kadınlardan biri asgari ücretin altında çalışan drama öğretmeni, biri oyuncu ama mağazada tezgahtar, diğeri ise uzun erkek hayalleriyle gerçeklikten kaçan bir köpek gezdiricisi, yogacı, geleceğin mum yapımcısı, ocusu bucusu…Tıpkı hayatta kalabilmek için yapabileceklerini düşündükleri her şeye kanca atan, on verip karşılığında bir alan diğer nesildaşları gibi…
Akan evlerinin tavanını yaptıracak paraları olamayan, ama iyi beslenemedikleri için, vitamin olsun diye Yağmur’un aldığı smoothie makineleri olan bu üç kadının hikâyesi(ki mutsuzluğunu küçük bir lüksle yamamaya çalışan, cebindeki son parayla o pahalı kahveyi içip eve yürüyerek dönen hepimizin hikâyesinden bir parçadır bu), 75.000 TL ödüllü bir ‘Kimlik Politikaları’ yarışmasına katılmak için video çekmeleriyle başlıyor. Hiç de şaşırmayacağımız şekilde kendilerini bir anda sorgu odasında buluyorlar. Ve hikâye katman katman açılıyor sorgu boyunca…

Yıllardır kulağımıza fısıldanan, bazen yüzümüze çarpılan o toplumsal yargılar… ‘Üniversiteler fuhuş yuvasıdır, şişmanlar kokar, meme ucu belli olan aranıyordur, dünyayı yöneten beş aile vardır, Araplara ev verilmez, HIV gaylerden geçer, kapalılar don giymez, okul formasını kısaltan yolludur., Avrupalıların hiç travması yoktur, Mustafa Kemal İngiliz ajanıdır, metalciler kedi kanı içer, yaşlılar sex yapmaz.’
Oyun boyunca dönen o nakarat; ‘Sabah erken, hava karanlık’…Bu nakarat sadece kalıcı yaz saati uygulamasının o zifiri karanlığını değil, servislerde uyuklayan, elinde test kitaplarıyla büyüyen çocukların karanlığının nakaratı. ‘Haftada 1 deneme sınavı... Sınav, sınav, sınav... Sen bu okula nah girersin! SBS, OKS, TEOG, YGS, LYS, KPSS’…
Köprüden Önce Son Çıkış, ‘İnsan olarak uygun görülmedikleri’ Almanya vize vermeyince, Cibuti’ye, Gabon’a, haritada yerini bilmedikleri, ismini bile telafuz edemedikleri ama vize engeli olmayan ülkelere gitme hayali kurup, ama Mecidiyeköy’de sıkışıp kalanların oyunudur… Son çıkışı kaçırsalarda, sorgu odasında konuşma hakkını kullananların oyunudur.
Bu metin sadece bir tiyatro oyunu değil, bir kuşağın hasar tespit tutanağıdır. Bence yapılacak en iyi şey, 24 Şubat'ta Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi'nde bu oyunu izlemektir.


