İsviçre’ye ilk ve -geçen haftaya kadar- son kez 2002’de dünyanın en büyük bankacılık konferanslarından biri olan SIBOS’a katılmak üzere gitmiştim. Tabii bütün günler toplantılarla geçmiş, sınırlı serbest zamanlarda da Cenevre’yi keşfetmeye çalışmıştım. Doğal olarak çok güzel, çok temiz ve düzenli, ortalama nüfusu oldukça yaşlı bir ülke olarak kalmış aklımda. E tabii ben de o zaman daha kırklı yaşların başındaydım… Kayakçı falan biri olmadığımdan bir daha da yolum düşmedi, ta ki geçen haftaya kadar.
Efendim bu seyahatin uzun bir geçmişi var aslında. 19 yıl çalıştığım banka Fransız Alman Türk ortaklığıydı ve kuruluş sözleşmesi gereği Genel Müdür yabancı idi. İki yabancı ortak olunca da genel müdürlerin biri gider biri gelirdi -sırayla bir Fransız bir Alman. İşte bu genel müdürlerden son 2 tanesiyle dostluğumuz hâlâ sürmekte, hem de banka kapanalı 20 yıl olmasına rağmen.
Aslen İsviçreli olan Rolf Bey bize memleketi Appunzell’de doğrudan demokrasi olduğunu anlatmıştı. Her yıl Nisan ayının son Pazar günü, oy hakkına sahip kanton ahalisi kasabanın meydanında toplanır, hem yöneticileri seçer hem de kanun değişiklilerini vb. oylarlarmış - ellerini kaldırarak üstelik… yani hem doğrudan demokrasi hem de açık oylama! Gel de merak etme…
Geçen yıl Gümüşlük’te mutad buluşmamızı yaptığımızda Rolf Bey ve sevgili eşi Lamia beni yine davet ettiler ve 2025 Nisanı için sözleştik. Bu yıl Landsgemeinde yani bu kantonal genel kurul toplantısı 27 Nisan Pazar gününe denk düşünce, tam da depremin ertesi günü Zürih’e uçtum. Oradan bir saatlik tren yolculuğu ile Gassau tren istasyonu ve sapsarı çiçeklerle bezenmiş inanılmaz bir yeşil, şahane dağlar, besili inekler arasından yaklaşık yarım saatlik bir araba yolculuğundan sonra eve vardık. Gerçekten Heidi’nin evindeydim galiba ama şükür ki hala ayakkabılarım vardı! (Tatlıların tatlısı Heidi’nin gerçek hikayesini hala duymayan kaldıysa buraya bir link bırakayım.)
Malum İsviçre federal bir devlet, 26 kantondan oluşuyor ve 4 resmi dil var. Appenzell hala doğrudan demokrasi uygulanan iki kantondan biri ve galiba en küçük kantonmuş. Epi topu 16 bin nüfusu var; bunun yaklaşık 12 bini oy kullanma ehliyetine sahip ve Landsgemeinde’ye 4 bin civarında katılım oluyormuş. Bildiğiniz üzere İsviçre kadınlara en geç seçme seçilme hakkı veren ülkelerden biri; kadınlar ancak 1971’de bu hakka kavuşmuş ve fakat Appenzell bunu da erken bulmuş! 1991 yılına kadar Landsgemeinde’ye sadece erkekler katılabiliyormuş. 1990’da iki kadın federal mahkemeye başvurmuş da nihayet mahkeme federal kanunlara uyumsuzluk nedeniyle kadınlara bu hakkın verilmesini karara bağlamış. Rolf Bey'in söylediğine göre erkek ahali bu durumdan hiç hoşnut kalmamış; hatta bundan böyle Landsgemeinde yapılmasın diyenler bile çıkmış. Sonradan biraz araştırınca sadece kadın hakları değil her konuda epeyce tutucu olduklarını öğrendim: 2009’da İsviçre genelinde yapılan ‘Minareler Yasaklansın mı’ referandumunda yüzde 71 ile en yüksek yasakçı oy Appenzell’e aitken, 2021’de eşcinsel evlilik referandumunda da en düşük kabul oyu yine buradan çıkmış.(1) Şaşırmadım desem yalan olur; sokaklardaki insanlar gayet kibar, güleryüzlü, herkes tanısın tanımasın birbirine selam veriyor ama işte demek ki bu işler belli olmuyor.
27 Nisan Pazar günü sabah 10:30 da Rolf Bey kasabanın meydanında seçmenler için ayrılan yerde, biz de hemen meydan kenarında bir otelin bahçesinde yerimizi aldık. Tabii bu sevgili Lamia’nın başarısı -garsonlardan birini tavlamış, kadın bize en kenarda masa ayırmıştı. Bu da yetmez, meydanın tam fotoğrafını çekebilmem için gazetecilere ayrılan çatı katına çıkmam için de izin aldı üstelik.
Aslında Genel Kurul sabah 8:30 da kilisede dua ile başlıyormuş. 7 kişiden oluşan kantonal hükümet üyeleri ve yargıçlar 12:00’de kiliseden çıkarak, bando eşliğinde ve inanılmaz ağır adımlarla kasaba meydanına geliyorlarmış. Onlar gelmeden önce polis kurt köpekleriyle sıkı bir arama yaptı kürsü ve çevresinde. Toplantı meydanına da sadece oy kullanma ehliyetine sahip olanlar girebiliyor. Herkes oldukça şık giyinmiş- özellikle genç erkekler, Trump’ın Papa’nın cenazesinde giydiği mavi takıma benzer tonlarda takım giymişler; ellerinde de birer ince kılıç. Bu kılıç oy kullanabilme göstergesiymiş bu erkek dünyasında. Kadınların ve Rolf Bey gibi muhafazakar olmayan seçmenlerin elinde ise bir yetki belgesi var; onu gösterip giriyorlar.
Oy kullanmaya gidenler
Masamıza oturan küpeli bey
Appenzell kırsalı
Kalabalık toplanmaya başladı. Masamıza yaşlıca bir Bey oturdu; iznini alarak fotoğrafını çektim çünkü hem elinde kılıç vardı hem de burada erkeklerde adet olduğu üzere tek kulağında el yapımı bir küpe. Belinde de yine el yapımı gümüş işlemeli kemerlerden vardı sanırım. Bunlar kasaba içinde bir atölyede yapılıp satılıyor ve gerçek gümüş işlemeli olanlar küçük bir servet.
Bu Landsgemeinde’de bir Landammann seçilecek- yani kantonun iki başkanından biri. Son 4 harften anlaşılacağı üzere her şey erkeklere göre adlandırılmış ve fakat bu pozisyona aday olan dört kişiden biri tarihte ilk kez mann değil frau – yani bir kadın aday var. Yerel gazetede 4 adayın da resimlerini ve destek verenlerin ilanlarını görmüştüm bir gün önce. Seçimin erkek adaylardan biriyle kadın aday arasında geçmesi bekleniyormuş. Bunun dışında pek heyecanlı bir toplantı olmayacakmış çünkü oylanacak birkaç kanun değişikliği herkesin hemfikir olduğu konularmış. Daha tartışmalı konular olduğunda herkes söz alabiliyor kısaca fikrini belirtebiliyormuş. Alkış ya da protesto teamüller gereği asla yapılmazmış.
Saat 12 olunca fırladım ana caddeye. Birazdan önde bando mızıka arkada cüppeleriyle hükümet üyeleri, ardından yargıçlar arz-ı endam ettiler. Ne kadar yavaş yürüdüklerini anlatamam. Birkaç resim çektikten sonra yerime geldim, oturdum, bir kahve içtim, ancak kürsüye ulaştı heyet. Halihazırdaki Landammann oldukça uzun bir konuşma yaptı. Konuşmasında demokrasinin öneminden, değerlerine sahip çıkmak gerektiğinden, seçilmişlerin otokrata dönebildiği günümüzde doğrudan demokrasinin erdemlerinden bahsettiği gibi gönüllü çalışmaların da önemini vurgulamış. Derken sıra geldi seçime ve 4 adayın hepsi el kaldırarak oylandı. Veee 41 yaşında bir hukukçu olan ve Appenzell Çalışanlar Birliğinin aktif üyesi olan Angela Koller (2) Appenzell’in ilk kadın kanton başkanı oldu. Ayağım uğurlu geldi galiba! Angela Koller yeminini etti; akabinde 4000 seçmene de hep birlikte ayni yemin ettirildi- demokratik değerlere sahip çıkacağım, dürüst olacağım, yolsuzluklara izin vermeyeceğim vb mealindeki bu yemini ellerini izci yeminindeki gibi kaldırarak hep bir ağızdan tekrarladılar. Sonra görevlerine devam edecek olan üyeler yine el kaldırarak konfirme edildi. Bu sırada oylanan kişi seçmene arkasını dönüyordu. İlginçti gerçekten. Angela Bacının da Heidi gibi ayakları çıplak mıydı eskiden öğrenemedim…
Bando
Hükümet üyeleri
Toplantı alanı
Angela Koller
Toplantı yavaş yavaş dağılırken biz de ilk kadın başkan şerefine şarabımızı içtik ve doğrudan dağlara doğru yemeğe gittik. "Appenzell’de Landsgemeinde izlemek dışında ne yaptın" derseniz şahane bir doğada yürüyüş yaptım bolca. İsviçre mutfağını tattım Eggli ve Waldgasthaus Lehmen adlı restoranlarda, ama en çok ve en lezzetlilerini de evde… Hele tam mevsiminde Beyaz kuşkonmaz ile rakletin tadı damağımda kaldı doğrusu; ellerine sağlık sevgili ev sahiplerimin. Müzesini ve çok ilginç yerel sanat atelyelerini gezdik. Sokaklarda dolaşırken çok hoş bir kitapçı gördüm, girdik tabii hemen içeri. 1992’de açılan bu kitapçı 30 küsur yıldır Appenzell’in tek kitapçısı imiş ve 2010 de İsviçre’de Yılın Kitapçısı seçilmiş. Daha önce halihazırdaki dükkanın karşısında küçük bir yeri varmış. 2019’da bu dükkan boşalınca buraya geçebilmek için sahibi Carol Forster ‘crowd funding’ yapmış ve kısa sürede halktan beklenenin de üstünde destek gelmiş. Kitapçıya girer girmez Pera Müzesinde sergisine gittiğim Etel Adnan’ın bir kitabına rastlamak hoş bir sürpriz oldu. Çok ilginç etkinlikler yapıyorlarmış, mesela ‘Kilitleyin ve Keyfini çıkarın’ -gece birkaç saatliğine isteyene anahtar verip aperatif eşliğinde kitapçıda vakit geçirme imkanı- gibi. Demem o ki buralara yolunuz düşerse Bücherladen’e mutlaka uğrayın.(3)
Son gün de bölgenin en yüksek tepesi Santis’e çıktık teleferikle. 2 bin 502 m. yükseklikte ve çok dik bir dağ Santis; dolayısıyla teleferik biraz ürkütücü ama manzara o kadar muhteşem ki insan her şeyi unutuyor. Aşağıda hava sıcaklığı 17 dereceyken yukarıda 3’e düştü ve bayağı dolu yağdı. Säntis'in doruğu uygun hava koşulları altında İsviçre dışında Almanya, Avusturya, Lihtenştayn, Fransa ve İtalya’dan görülebiliyormuş. Biz ilk çıktığımızda tamamen sisle kaplıydı ama epeyce bir dolu yağdıktan sonra şahane manzarayı görebildik. Kendinize güveniyorsanız tırmanmanız da mümkün- trekking yolları ve aralarda mola için lokantalar da mevcutmuş.
Bücherladen kitapçısı
Säntis tepesi
Son olarak da Appenzell’in ünlü peynirlerinden biraz alıp döndüm cennet vatana.
Uçakta bu kadar ‘gelişmiş’ bir ülkede kadınların bu kadar geç haklarına kavuşması takıldı aklıma- kadın olmak her yerde zor maalesef. Bir de doğrudan demokrasi uygulamasını düşündüm enine boyuna. Hoş olmakla birlikte özellikle açık oy olması sakıncalı gibi geldi bana- mahalle baskısı çok etkili olabilir. Ne dersiniz?


