12 Eylül 1980 Darbesi sonrası içeri tıkılanların çıktıklarında yaşadıkları halet-i ruhiyeyi, Şair Yusuf Hayaloğlu, “İçerden Çıkan Adam” şiirinde özetlemişti. Şiiri Ahmet Kaya aynı adla besteleyip seslendirecek, içeriden çıkan adam, her ne kadar yorgunsa da ‘bir ince hesabı görecek’ti… Bu ülkenin tarihi, şiirlerden bestelenerek şarkıya dönüşen ve sonra demokrasi mücadelesinin çetin günlerini görerek ağıtlaşan, marşlaşan şarkıların da tarihidir. Milli demokrasi playlist’imizin bizi pek çoğu gözyaşlarına boğan bu eserleri, yalnız müzik tarihimize değil toplumsal belleğimize de acı dolu anılarla yerleştiler. Bugün darbeler alıyor olsa da demokratik Cumhuriyeti biz bu şarkılarla kazandık… Son darbenin üzerindense kırkbeş yıl geçti. Bu sürede kışlalar el değiştirirken vesayet de biçim değiştirdi. Kırk sene önce sanatçılar hedefteyken bugün iş, menajerlerine kadar uzandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, doğudan batıdan, kuzeyden güneyden seçilmiş belediye başkanları, Selahattin Demirtaş, Can Atalay, Osman Kavala, Gezi Davası tutukluları, 12 Eylül’den 45 sene sonra bugünün ‘içerideki adamlar’ı.
İçeride şarkı, türkü, büyük bir kuvvettir. Olduklarından çok daha etkilidir. “Efendim yargılansınlar, suçları varsa çekerler, yoksa zaten serbest kalırlar” demek artık bu saatten sonra manasız. Bunlara MFÖ’nün, “Habu ya da feste sebaha, das dis dos” dizeleriyle yanıt vermeli. İçerideki adamlar ve kadınlar için umudu diri tutacak şarkılarımız çok. Misal Başkan Ekrem İmamoğlu için, “Dostum Dostum”u söyleyebiliriz Silivri önünde toplanıp. Ya da onu, Yıldızlı köyünde ağaçların tepelerinde gezdiği o çocukluk günlerine götürebilecek “Gelevera Deresi”ni. Akçaabat köftesi gibi leziz Karadeniz türküleri, ruhuna katık olsun, kuvvetlensin. Bir parantez de Can Atalay’a açalım: Soma’da, Ermenek’te, Çorlu tren kazasındaki müdafiliğiyle, bugünlerde yanıp kavrulan ülkemizin hep yangın yerlerinde olmuş TİP Hatay Milletvekili Atalay için de, “Yangın Yeri”ni mırıldanalım, içindeki tahkimatı çelikten tuğlalarla güçlendirir. Üstelik sözleri de bu bahiste tam yerine oturur: “Yaşamak bu yangın yerinde, Her gün yeniden ölerek, Zalimin elinde tutsak, Cahile kurban olarak, Yalanla kirlenmiş havada, Güçlükle soluk alarak, Savunmak gerçeği çoğu kez, Yalnızlığını bilerek.” Tüm ‘içerdeki adamlar’ için, bugünlerde miting meydanlarından yükselen ve yine o marşlaşmış şarkılarımızdan biri olan “Yiğidim Aslanım” da demokrasi tarihimizin kült eserlerinden biridir. Bu şarkının sözleri, Şair, Ressam, Yazar, büyük sanatçımız Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ait. Orijinal adı ise “Zindanı Taştan Oyarlar”. Bedri Rahmi, bu şiiri Bursa hapishanesinde tutuklu olan arkadaşı Nazım Hikmet için yazmıştı. Zülfü Livaneli, sözlerde küçük düzenlemelerle şiiri (kendi ifadesiyle 1980 ya da 81’de) besteledi. Yakın kuşaklar ise eseri, Gazeteci Yazar Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin ardından düzenlenen protestolarda ölümsüzleşen Uğur Mumcu ağıtı olarak hatırlarlar. Şimdi yine bir demokrasi ağıtı gibi meydanlarda yükseliyor “Yiğidim Aslanım”. Zülfü Livaneli, Ahmet Kaya’nın konuğu olduğu Ahmet Abi’nin Vapuru tv programında, bu ağıtlaşan ve anıtlaşan eser için ‘ne böyle zulümler olsun ne de bu şarkılar söylensin’ demişti. Şiirin orijinalinden bir kuple okuyalım: “Zindanı taştan oyarlar / İçine bir yiğit koyarlar / Sağa döner böğrü taşa gelir / Sola döner çırılçıplak demir / Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir / Döşek melûl, mahzun, yastık batıyor / Yiğidim aslanım aman burda yatıyor”
Şarkılar, zindanlar, ağıtlar ve demokrasi. Canım ey, canım ey, memleket ey… 12 Eylül Darbesi'nden sonra, 1982 yılında Ahmet Kaya’nın ana dili Kürtçe de yasaklanmıştı. 2932 sayılı Yasa ile "Türk devleti tarafından tanınmış bulunan devletlerin birinci resmi dilleri dışındaki herhangi bir dille düşüncelerin açıklanması, yayılması ve yayınlanması" yasaktı. Doğrudan Kürtçe denilemediği için çuval gibi bir tarif yapılmış, Kürt dili de içine atılmıştı. Fakat zaman geçti, neyse ki yasaklanan Kürtçe, yıllar sonra şarkılarıyla, türküleriyle hatta ‘new age, funk, pop’ yorumlarıyla demokrasi tarihimizde yerini aldı. Hatta Ekrem İmamoğlu için Mart 2024 seçimlerinde Kürtçe seçim şarkısı bile yapılmıştı: “Hevîya me İmamogliye (İmamoğlu umudumuz), Warê me Stenbolê (İstanbul yurdumuz), Stenbolnanê me ye (İstanbul ekmeğimiz), Hem jînimetê me ye (Hem de nimetimiz), Ekremo lo Ekremo (Ekremo lo Ekremo), İmamogliji me ye (İmamoğlu içimizden biri).” İBB’nin Kent Orkestraları var, İstanbul’un farklı merkezlerinde, mahalle meydanlarında ücretsiz halk konserleri veriyor. ‘O adamlar ve kadınlar’ içerden çıktıklarında ilk iş Silivri meydanında Kent Orkestrası konseri düzenlemek olmalı. O konserin açılış şarkısı da “Ey Özgürlük” olur elbette…


