Ağrı ve Erzurum’dan doğan Murat ve Karasu nehirleri, Elazığ’ın hemen üstünde birleşirler. O noktadan sonra daha da coşan bu büyük ırmağın adı Fırat olur. Güneybatı Asya’nın en uzun ırmağıdır. Doğu ve Güneydoğu’yu şöyle kucaklar gibi bir kavis çizer. Elazığ, Erzincan, Sivas, Tunceli, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep ve Şanlıurfa’yı kollarına alır. Güneye doğru uzun yolculuğuna devam ederek sınırlar aşıp Basra Körfezi’ne dökülür. Fırat’ın devasa bir coğrafyanın hayat suyu olarak ortaya çıktığı Elazığ, Türkiye müzik atlası üzerinde de farklı bir yere sahip. Elazığ türküleri, ırmak gibi akarlar. Kaynağı, gözesi de Harput’tur. Harput türküleri, Türkiye Halk Müziği’nin çoğunlukla tek sesli, tek sazlı formlarından ayrılır. Kendi renkleri, karakterleri vardır. Aslında Harput müziğini, Türkiye Halk Müziği ile Sanat Müziği’nin muhteşem bir bileşimi olarak anlatmalı. Türkülerin duru, içten, katkısız avazlarının Sanat Müziği makamlarıyla bestelere döküldüğü Harput musikisi, bu yönüyle bu toprakların iki ana ‘sound’unun harika bir terkibidir. Kökeni, temeli köylüdür, Anadolu’nun tozlu yollarından çıkar gelir ama birden kentli oluverir, şehirde hayata karışır. Köyde dinlerseniz şehri canınız çeker, şehirdeyseniz köyünüzü özletir. Dahası Sanat Müziği’nin bilinen makamlarıyla örülü eserlerin yanında Harput musikisi, kendi makamlarını da inşa etmiş bir ekoldür. Tecnis, Divan, Elezber, Varsak, Muhalif Makamları gibi melodi mimarileri tamamen Harput’a özgü makamlar yörenin en enfes eserlerinde kendini gösterir.
Yalnız müzikal yapıları mı, sözleri de bin yılın imbiğinden süzülür akar Harput türkülerinin. Söz olsun diye yazılmamışlardır. İçeriden, ciğerden çıkmış, yüreğin ateşinde döne döne kebap gibi lezzetlenmişlerdir. Güfteleri ve besteleriyle, müzikal yapılarıyla, çok güçlüdür Harput türküleri. Kimi zaman coşkun, kimi zaman dingin ve ağır, insanın içine Fırat gibi akarlar…
Şarkılar hayata karşı duruşumuzu belirler
Binlerce yıllık geçmişiyle Harput’tan, bu coğrafyanın en güzel seslerini, en dokunaklı, en yanık, en neşeli, en aşkın ezgilerini duymak kadar doğalı yok elbette. Kimi zaman kahır dolu bir ayrılığı, devasız dertlere düşmüşlüğü yine de gülerek karşılamayı öğreten sözleri ve besteleriyle birer mürebbiyedirler. Söz anlamayan yâre duyulan özlemi anlatan şu sözlerin güzelliğine bakın: “Mendilim işle yolla, İşle gümüşle yolla, İçine beş elma koy, Birini dişle yolla, Haldan bilmez diyar yâr, Söz anlamaz ne çare”
Şarkılar, bize insanı, dünyayı, aşkı, acıyı, tatlı tatlı öğretirler. Hayata karşı duruşumuzu belirlerler. “Oy Akşamlar”, “Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına”, “Yüksek Minarede Kandiller Yanar”, “Mamoş”, “Hüseynik’ten Çıktım Şeher Yoluna” ve elbette “Ahçik”, en bilinen Elazığ türkülerinden. Şüphesiz ki bir derya Elazığ musıkisi. Bu saydıklarımdan da öte deyim yerindeyse zımba gibi eserler var. Onları da ancak Elazığ’a gider de bir ‘Kürsübaşı’ meşkine katılırsanız duyabilirsiniz.
Kürsübaşı virtüözleri
Kürsübaşı, Elazığ’ın sazlı sözlü geleneksel halk eğlencesi. Birebir benzemese de kolay anlatabilmek bakımından Urfa’nın ‘Sıra Geceleri’ gibi diyelim. Geçenlerde yüzlerce yıllık geçmişi olan Kürsübaşı meşkine katılma şansına eriştik. Kürsübaşı meşkinin de bir raconu, janrı olduğunu öğrenmiş olduk. Nevizade fasıllarına alışık İstanbullu kulaklarımızı, Kürsübaşı’nın hanende ve sazendeleri bir güzel çektiler! Heyet, meşke bir peşrevle başladığında, bu Hüzzam mı, Hicaz mı diye düşünürken Harput’un müzikal nişanelerinden “Paşa Göçtü Peşrevi”nin icra edildiğini bilmiyordum doğrusu. İnanılmaz bir ritm, ardı ardına gelen bir keder bir neşe çavlanı. Müthiş güçlü. Zengin. Gösterişli bir korteji izliyormuşsunuz gibi canlı. Koşturan yavaşlayan, inen çıkan ama hiç durmadan akan bir su… Fırat gibi…
Kürsübaşı, giriş peşrevinin ardından gelen gazeller, ağır türküler, arada hoyratlar ve sonlara doğru hızlanan tempoyla birlikte hareketli türkülerle final yapıyor. Meşkin sonunda ‘kürsü’ye çıkan o kıvrak, neşeli türkülere de Elazığ’da ‘şıkıltım’ havalar deniyor. Başlıktaki ‘şıkıldamak’ mastarından türemiş gibi görünen sözcüğü de ‘şıkıltım’dan yola çıkarak türettim. Kendi meramını bir çırpıda anlatan öyle sıcak bir kelime bulunmuş ki hani ilk defa duysanız bile ‘bu olsa olsa Elazığ yöresinin oynak şarkılarıdır’ dersiniz. Öyle güzel…
Harput müziği, Anadolu coğrafyasındaki kendine özgü karakteriyle uzun uzun yazılmayı, araştırılmayı hak ediyor. Elazığ’a davetinde bize bu meşki tattıran, bölgeye hizmeti ve yardımseverliğiyle “Elazığ’ın Ablası” namıyla bilinen değerli akademisyen ve iş insanı Prof. Dr. Yasemin Açık’a, programımız sırasında yakın ilgileri ve güler yüzlerini hiçbir zaman eksik etmeyen Seza Çimento İdari İşler Müdürü Cengiz Aytekin’e, Kanal Fırat Genel Yayın Yönetmeni Zeki Akbıyık’a, ELİKAD Başkan Yardımcısı Fethiye Solmaz’a gönülden teşekkürler. Programın devamındaki Tunceli Ovacık ziyaretimizde yanı başımızda akan Munzur’un sesinin eşlik ettiği güzel sohbetleri için Tunceli Ticaret Sanayi Odası Başkanı Hasan Coşkun’a, Jil Doğal Ürünler Kurucusu Semra Yeşil’e, Ovacık Kadın Kooperatifi Başkanı Yıldız Gündüz’e de ayrıca teşekkürler.
İstanbullu misafirlerine, Tarihi Cimşit Hamamı restoranda ve ‘Elazığ’ın Toscana’sı denen Eskibağlar’ın inanılmaz ambiyansında Kürsübaşı meşkini yaşatan değerli sanatçılar Hüseyin Karlıdağ ve ekibine, Harput müziğini geleceğe taşıyan genç kuşaklardan İbrahim Karaca ve saz arkadaşlarına, bu Harputlu virtüözlere de sonsuz şükranlarımla…
Hüseyin Karlıdağ ve Kürsübaşı ekibi
İbrahim Karaca ve ekibi
Harput’tan Bodrum’a, sazdan caza, “Suda, Kumda, Taşta”…
Harput’tan Bodrum’a geçelim. Ne güzel memleketiz. Saza da caza da aynı sınırlar içinde yer açabiliyoruz. Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali, bu sene 21.yılına ulaştı. Piyanist Eren Levendoğlu ve Gülsin Onay liderliğinde başlatılan festival, dünyanın dört bir yanından gelen müzisyenleri ağırlıyor ve klasik müzik, caz ve diğer türlerde özgün performanslara ev sahipliği yapıyor. Festival bugüne dek 36 ülkeden 1022 sanatçıyı ağırlamış. Ayrıca 2000’den fazla müzik öğrencisine eğitim ve burs imkânları da sunan festival, bu yönüyle sadece bir müzik etkinliği olmanın da ötesine geçiyor. Bu yıl “Suda Kumda Taşta” mottosuyla düzenlenen Festival, yalnız Bodrum’un değil tüm Türkiye’nin müzikal kültürüne önemli katkılar yapmaya devam ediyor. 9 Eylül’e kadar sürecek Festival programı hakkında ayrıntılı bilgi gumuslukfestival.org adresinde.



