Yapay zekâ gündemi yine yoğun elbette. Bu yazıyı kaleme alırken taze taze OpenAI'ın test aşamasındaki gelişmiş yapay zekâ modellerinin kapalı test ortamından kaçarak Hugging Face sistemlerine siber saldırı düzenlemesi haberi internet tarayıcımın bir sekmesi olarak duruyordu. Üstelik üç haftalık bir aradan sonra tekrar bu yoğun gündeme değinmek iyi olacak[tı].
Fakat üniversitelere giriş sınav sonuçlarının açıklanması ben de iki sene önce yazdığım yazının bir benzerini tekrar yazma isteği doğurdu. [İçeriğin de bir kısmı aynı olacak hâliyle. Kolaya kaçma demeyelim de argüman sınırlılığı diyelim.] Çünkü üniversite tercih maratonu hem gençler hem de aileler için oldukça yoğun ve belki biraz da kaygılı ve stresli geçiyor. Kafalarda dolaşan tonla soru, bölüm ve üniversite araştırmalarına harcanan saatler derken hem bedenen hem zihnen büyük bir mesai harcanıyor.
Bu yollardan ne çok uzun ne çok kısa süre önce geçen [Ben üniversite tercihi yaparken dolar kuru 1.81’miş. Uzun da olabilir yani, bilemiyorum.] ve 7 sene boyunca ODTÜ’de tercih fuarında yüzlerce genç ve ailenin sorularını yanıtlamış biri olarak [Türkiye’de olmasam da gelen e-postalara yanıt vermeye devam ediyorum, yani teknik olarak 10 sene diyebiliriz.] hem öğrencilere hem de ailelere faydalı olması umuduyla üniversite tercihlerine dair derya deniz olan sanal literatüre yeni bir yazı kazandıracağım. [Umarım kafaları daha da karıştırmaz.]
Fakat bu yazıyı tıpkı iki sene önce yazdığım yazı gibi diğerlerinden ayırmaya çalışan motivasyon aynı. Bu yazı üstten bakan, yayvan öneriler içeren, sığ bir yazı olmayacak. [En azından olmaması için uğraşacağım.] Aksine bu yazı “şimdiki ben”in "geçmişteki öğrenci ben"e bir mektubu, tüm şartları ve koşulları dikkate alarak.
Hazırsak başlayalım. Samimiyetimi göstermek adına, tıpkı ilk yazıda olduğu gibi siz yerine sen hitabını kullanacağım.
Zorlu bir dönemin sonuna geldin. Son bir belki de iki sene boyunca yalnızca derslerle, etütlerle, deneme sınavlarıyla değil, büyük ihtimalle yaşam koşullarının kendisiyle de boğuştun bu süre boyunca. Senin için muhtemelen önemli olduğunu düşündüğüm bu periyodun bitmesiyle belki de tüm bu koşuşturmanın nihayet bittiğini düşünüyorsun. Oysa bitmedi, aksine pek çok şey daha yeni başlıyor. Hayatına girecek o kadar çok yeni şey var ki, hepsini tek tek saymaya kalksam listenin sonu gelmez, bu yüzden topluca "şey" demekle yetiniyorum. Yeni bir dönemin ilk adımını atmak üzeresin. Bu adımı atarken de hata yapacaksın mutlaka, ancak hata yapmaktan çekinme. Çünkü her ne hata yaparsan yap geri dönüşü olacak bir hata olacaktır bu.
Tercihini yapmadan önce kendini tanıman, isteklerin ve hedeflerin doğrultusunda bir yer yazman elbette en doğrusu. Fakat kendini tanıma işi, senin yaşındaki biri için ağır bir yük ve birkaç haftaya sığdırılması gereken bir ödev değil. Başladığı bölümle bitirdiği bölüm aynı olmayan çok öğrenci gördüm. Girdiği üniversiteyle mezun olduğu üniversite bile farklı olan onlarca isim sayabilirim. Kendini geç tanımak sana zaman kaybettirebilir, ama bu telafi edilebilir bir kayıp.
Bu kaybı yaşamak istemeyebilirsin ki çok doğal ve bence normal bir istek bu. O zaman sana kısa bir yol haritası da sunmam gerekebilir. Sınav sonucu ekranında başarı sırasında yer alan sıralamalarını bir kâğıda yaz. Ardından, önce istediğin bölüm ve üniversitelerin sıralamasını sonra ise başarı sırana yakın ve senin de aklına yatan bölüm ve üniversitelerin başarı sıralamalarını yaz. Bu listeyi oluştururken elini korkak alıştırma. Alternatifleri değerlendirmeyi de unutma. Ne demek mi istiyorum? Örneğin, finans alanında eğitim almak ve kariyer sahibi olmak istiyorsun. Sadece iktisat ya da sadece işletme düşünme. Ekonometri ve istatistik mezunları da finans alanında yer alıyorlar mesela.
Başka bir örnek de veri bilimciler için verilebilir. Sadece bilgisayar mühendisleri ya da istatistik mezunları değil, matematik, psikoloji, hatta aklından bile geçmeyebilir ama biyoloji mezunları bile bu alanda kariyer sahibi olabiliyor. Kısacası hedeflediğin alan tek olsa da kendini tek bölümle sınırlama.
Tercihlere ve araştırmaya başlamadan önce mutlaka ailenle konuş. Yaşadığın il de mi yoksa il dışında mı okumak istiyorsun? Ailenin ve senin bu eğitim süresindeki finansal bütçesi ne olacak? Bu doğrultuda yaptığın listeden bir eleme yap. Eleme sonucu ekindeki liste senin araştırma yapacağın bölüm ve üniversiteleri içeriyor olacak.
Algılarının en açık olduğu döneme giriyorsun. Yeni insanlarla tanışacak, daha önce adını duymadığın kavramlarla karşılaşacak, bambaşka bir çevrenin içine gireceksin. Bu yıllarda edindiğin her şey, gelecekteki karakterini ve kişiliğini şekillendirecek. O yüzden koşullar elverdiği ölçüde tercihini kurumsal kimliği oturmuş, iyi bir üniversiteden yana kullan derim. Ortalama bir üniversitenin "havalı" bölümü mü, iyi bir üniversitenin "sıradan" bölümü mü diye sorarsan, hiç düşünmeden ikincisini söylerim. İyi bir üniversite, kendini geliştireceğin ve ders dışında da çok şey öğreneceğin bir kapının anahtarı olur. Nereden mi biliyorum? Ben tercihimi yaparken bu ölçütü gözettim ve doğrusu pişman değilim. Bu fikrin bir de sosyo-ekonomik bir gerekçesi var elbette. Eğer ailenin sosyo-ekonomik durumu uzun vadede senin lehine bir yapıda değilse bu tarz gerçekçi kararlar almak sana daha fazla kazanç sağlayacaktır.
Peki "iyi üniversite" derken tam olarak neyi kastediyorum? Sadece sıralama tablolarındaki yerini değil. Hocalarının hâlâ üretim yapıp yapmadığını, kütüphanesinin geç saate kadar açık olup olmadığını, laboratuvarlarının çalışır durumda olup olmadığını, öğrenci kulüplerinin canlı olup olmadığını kastediyorum. Kabul edelim, internet ve özellikle muhtemelen çok sık kullandığını düşündüğüm yapay zekâ araçları sayesinde bilgiye erişimin kolay olduğunun sen de farkındasındır. Hatta öyle ki üniversiteye gittiğinde “Aman canım! Ne gerek var derse gitmeye.” diyeceksin ki bir tavsiye; sakın deme. Çünkü üniversitede öğrendiklerinin hatırı sayılır bir kısmı sınıfın dışında geçer. Bir kulüpte etkinlik düzenlerken, bir toplulukta tartışırken, bir hocanın odasında yarım saat oturup konuşurken öğrenilenler müfredatta yazmaz ama en kalıcı olanlar da genelde onlardır.
Mümkünse bu üniversitenin bir de kampüsü olsun. Her şeye rağmen hayatının en güzel yıllarını yaşayacaksın ve "hayat gailesinin" başlamasına yalnızca dört beş yıl kaldı. Bu dört beş yılı olabildiğince keyifli geçirmeni sağlayacak altyapıyı ve imkânı sunan bir yeri seçmek senin lehine olacaktır. Kampüsten kastım bol yeşillik bol çimenlik elbette. Lise bahçesi gibi bir ortamı sana üniversite kampüsü diye pazarlayanlara pek inanma.
Bir de yabancı dil meselesi var. Elinden geldiğince eğitim dili İngilizce olan ve buna ek olarak seçmeli dil dersleri alabileceğin bir üniversiteyi tercih et. İngilizce artık bir ayrıcalık değil, sahip olman beklenen bir özellik. İkinci bir dilse hâlâ ayrıcalık sayılıyor ve o ayrıcalığı ucuza elde edebileceğin tek yer üniversite.
Bölüm seçerken yapay zekâ alanındaki gelişmeleri de karar mekanizmana katmaya çalış. [Biraz zor bunu yapmak, farkındayım.] Özellikle yazılım, bilgisayar mühendisliği, istatistik gibi bölümleri düşünüyorsan kafa karışıklığı içerisindesindir. Anlayabiliyorum. İyi haber, yapay zekâ bahsedildiği gibi ciddi iş kayıplarına yol açmadı. Üstelik, Türkiye’de yapay zekâ maruziyetine kalan sektörlerde yapay zekânın etkisi “şimdilik” sınırlı. Fakat kötü haber, şu ana kadar yapay zekânın iş dünyasına etkisi genellikle giriş seviyesi yani işgücü piyasasına yeni giren mezunlar üzerine oldu.Ancak bu sektörün en büyük ihtiyacı para ve kaynaktan ziyade yetenekli ve nitelikli insan gücü.
Bu sonuçlar şu an için verilerin gösterdikleri. Ancak hiç kimse hangi mesleğin ne kadar dayanacağını kesin olarak bilmiyor ve bu tahminlerin çoğu geçmişte pek tutmadı. Bu yüzden "kurtarılmış" bir bölüm aramak yerine, sana öğrenmeyi öğreten, matematiksel ve mantıksal temeli sağlam olan, üstüne yeni şeyler inşa edebileceğin bölümlere bakmanı öneririm. Otomatikleşmeye en dirençli şey belirli bir teknik beceri değil, o becerileri hızla yenileyebilme kapasitesi.
Tercih listesini doldurmadan önce düşündüğün okulları ve bölümleri mutlaka ziyaret et. Müfredatlarını incele, yurt dışındaki üniversitelerin aynı bölümleriyle karşılaştır. Hangisi küresel standarda daha yakın bir eğitim veriyor, bu kıyası yap. Erasmus gibi yurt dışı imkânları var mı, bunu da sorularının arasına ekle. Erasmus gerçekten değerlendirilmesi gereken bir fırsat. Bunlara ek olarak, tanıtım broşürlerine ve resmî internet sitelerine fazla güvenme. O metinleri okulun ya da bölümün tanıtım birimi yazıyor. Onun yerine o bölümde okuyan ikinci üçüncü sınıf öğrencilerini ve yeni mezunları bul, sosyal medyadan mesaj at, ziyaret ettiğinde kampüste denk gelirsen eğer, sor. Sana broşürlerde yer almayan “gerçek” detayları verirler.
Yine bazı platformlar üzerinden, yazmayı düşündüğün bölümlerin mezunlarının nerelerde ve hangi alanlarda çalıştığını araştır derim. Bu, geleceğe dair sana kaba bir projeksiyon sunacaktır. Keza aynı ya da benzer platformlar üzerinden düşündüğün mesleklerdeki ortalama kazançları araştır.
TÜİK’in Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri verileri sana bazı bölüm ve alanlardan mezun olanların ne kadar sürede iş bulduklarını gösterir. Bu verileri de değerlendirmen faydalı olabilir.
İstediğin ya da hayalini kurduğun bölüme yetecek sıralamayı tutturamamış olabilirsin ve bir yıl daha bekleyecek takatin kalmamış olabilir. Yazının başında da söylediğim gibi bu bir son değil. Böyle bir durumda disiplinlerarası bir bölüm seçmek akıllıca bir yol olabilir. Yani çok sayıda farklı sektörle temas kurabileceğin bir bölümden mezun olmak, ileride karşına çıkacak fırsat sayısını da artırabilir. Buna en iyi örnek belki de kendi mezun olduğum bölüm, yani istatistik. Bankacılık ve finanstan sağlığa, gıdadan yazılıma, tekstilden perakendeye kadar çok geniş bir yelpazede çalışan hem arkadaşlarım hem öğrencilerim var. Böylece doğrudan olmasa bile dolaylı yoldan hayalini gerçekleştirebilirsin.
Ayrıca üniversitenin sana sunduğu ara kapıları da hesaba kat. Çift anadal, yandal, yatay geçiş, bölüm içi seçmeli havuzları. Birinci sınıfın sonunda hâlâ aynı fikirdeysen bunlardan biriyle rotanı düzeltebilirsin. Tercih listesi bir sözleşme değil, sadece bir başlangıç noktası.
Böyle bir imkâna herkesin sahip olmadığının da farkındayım. Yani istediğin sıralamayı elde edememiş, disiplinlerarası bir bölüme girebilecek durumda da olmayabilir, bir yıl daha hazırlanacak koşullara da sahip olmayabilirsin. En kötü senaryo. O zaman eldeki seçenekler içinden senin için en optimal olanı seçmen gerekiyor. Bu durumda da kendini bölümünle sınırlama. Kendini geliştirebileceğin, yeni disiplinler öğrenebileceğin çevrimiçi ders platformları var. Oralardan ders al, öğrendiğini bir yerde biriktir, küçük de olsa projeler üret. Dört yılın sonunda diplomanın yanında gösterebileceğin bir şeyin olması, diplomanın hangi bölümden alındığından daha çok konuşulur.
Ailenin sosyoekonomik durumu, en sona sakladığım hâlde belki de en belirleyici ölçütlerden biri. Neredeyse her şeyin fiyatının her gün arttığı bir ülkede bu üniversite macerası senin için güllük gülistanlık geçmeyebilir. O yüzden geçim ve barınma anlamında seni ve aileni büyük bir maceranın içine sokacak bir tercihi, sen ve ailen bunu göze almadıkça yapmaman faydalı olacaktır. Bunu söylerken şehrin kendisini de hesaba katmanı öneririm. Kira, ulaşım, yurt kontenjanı, eve olan mesafe. Bunlar tercih döneminde soğuk ve romantizmden uzak ayrıntılar gibi görünür ama okulun ilk kışında hayatının merkezine oturur. Devlet burslarını, kurum burslarını, üniversitenin kendi başarı burslarını da şimdiden araştır. Çoğu öğrenci bunların varlığından kayıt haftasında haberdar oluyor ve o zaman iş işten geçmiş oluyor.
Son olarak şunu da eklemek isterim. Bu listeyi doldururken kimin gözüne gireceğini düşünme. Ne akrabaların ne mahalledeki komşuların ne de lisedeki hocalarının beklentisi seni bu dört yıl boyunca her sabah yataktan kaldırmayacak. Aile senin için endişelendiği ölçüde fikir belirtir, bu doğaldır, ama sabah o derse girecek olan sensin.
Umarım söylediklerim bir nebze işine yarar. Şimdiden kolay gelsin.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN |


