Ortadoğu'yu saran savaş bize de bu kadar yaklaşmışken savaş sırasındaki tıbbi hizmetlere bir göz atmakta yarar var.
Dünya Tabipler Birliği tarafından hekim davranışını belirleyen Silahlı Çatışma Dönemlerine İlişkin Kurallar 1956 yılında Havana’da oluşturulmuş ve son değişiklik 2023’de yapılmış. Ana hatları ile şöyle özetlenebilir:
- Sağlık çalışanlarının tıbbi bakım sunması engellenemez,
- Sağlık çalışanları tıbbi gereksinimleri dışında kimseye öncelik tanımaya zorlanamaz,
- Tıbbi personel, yaralanan kişilere tıbbi etik doğrultusunda tıbbi bakım sağladıkları ya da tıbbi etik ilkelerine aykırı tıbbi davranışı reddettikleri için cezalandırılmaz,
- Savaş ya da çatışma dönemine özgü farklı tıbbi etik ilkeleri yoktur. Normal dönemler için tanımlanan etik ilkeler geçerlidir.
Hekimler savaş alanlarında yaşanan insan hakkı ihlalleri yanında savaş suçlarının da tanıkları ve takipçisi olmalıdır. Sadece hasta tedavisi değil, aşı, su, yiyecek, barınma gibi konuların da hastalıkları önleme anlamında önemini kavramalıdırlar.
Yapay zekaya sorduğunuzda: “Savaşlarda hekim davranışı, uluslararası hukuk ve tıp etiği çerçevesinde tarafsızlık, insan hayatını koruma ve ayrım gözetmeme ilkelerine dayanır. Hekimler, savaş koşullarında bile tıbbi etik kurallarına uymak, yaralılara tıbbi gereksinimlerine göre öncelik vermek ve insan hakları ihlallerine sessiz kalmamakla yükümlüdür” diyor.
Hekimlere yönelik bu yükümlülükler belirlenirken 1949 Cenevre Sözleşmesinde sağlık merkezlerini içeren kurallar da belirlenmiş:
- Kime hizmet ettiğine bakılmaksızın tıbbi olanaklar ve araçlar korunmalı ve yok edilmemelidir,
- Askeri operasyonlar sırasında sağlık kurumları haritada belirlenmeli ve zarar görmemeleri için önlem alınmalıdır,
- Bütün tıbbi birimlerde tanınabilir bir tıbbi amblem (Kızılhaç, Kızılay) bulunmalı, personel ve ulaşım olanakları yalnızca tıbbi amaçlarla kullanılmalıdır,
- Sağlık kurumları her zaman korunmalı, bunlara hiçbir zaman saldırılmamalıdır,
- Sağlık kurumlarına (sağlık çalışanlarının kendini ve hastaları koruma amaçlı bulundurabilecekleri hafif silahlar dışında) hiçbir nedenle silahla girilemez.
Tıbbi birimlerin asker ve silah bulundurma, gözlem noktası olma, vb. amaçlarla kullanılması durumunda tüm ayrıcalıkları ortadan kalkar. Bu durumda bile kuruma saldırılacağı zaman önce uyarılır, sonra kurumun boşaltılması için süre tanınır.
Bu düzenlemelerin neredeyse tamamı 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan olumsuzlukların tekrarlanmaması için oluşturuldu.

Kağıt üstünde hepsi mükemmel duruyor da dikkate alan yok sanki. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre İran’da, şimdilik, sağlık hizmeti veren 18 tesisin hedef alındığı, en az 13 sağlık personelinin hayatını kaybettiği, 100'ü aşkın sağlık görevlisinin de yaralandığı bildiriliyor.
Gazze konusuna hiç girmeyelim, zira orada ayakta kalan bina ve hastane kalmadı. Gazzeli yetkililere göre 1050 sağlık çalışanı şehit edildi. Bunlar arasında cerrahlar, kardiyologlar, doktorlar ve sağlıkçılar var. Ayrıca İsrail'in hapishanelerinde 310 sağlıkçının bulunduğu belirtiliyor.

Savaş ortamında hekimler her türlü baskıya rağmen görevlerini yerine getirmeye çalışıyorlar. Ancak ABD ve İsrail sağlık kuruluşları ve sağlık çalışanlarına karşı acımasız.
2. Dünya Savaşı sonrasında Nazi hekimler etik dışı davranışları nedeniyle yargılandılar. Günümüz savaşında hekimlere yöneltilecek bir suçlama yok ama sağlık kuruluşlarını her türlü uluslararası sözleşmelere aykırı şekilde bombalayan ABD ve İsrailli yöneticiler var. Gün gelir de bu konuda bir yargılama olur mu? Göreceğiz. Ama hepimiz biliyoruz ki tarihi kazananlar yazıyor.


