Aort yırtılması: Santim ayarlı hayatlar

Aort yırtılması: Santim ayarlı hayatlar

Aort tabakalarının ayrılmadığı ve aort genişlemesi nedeniyle henüz takip edilen hastalarda mükemmeliyetçi merkezlerde ameliyatın riski yüzde 1’in altındadır daha yüksek bir risk ile stresli bir yaşamın parçası olan insanın “takipte kalması” çok akıllıca olmayabilir... 

Aort yırtılması: Santim ayarlı hayatlar

Modern tıp, felsefe ile sağlık alanı arasında yüzyıllardır süregelen ilişkiyi kökten değiştirdi. Hastalıkların bazı ruhsal kötü şeylerden mütevellit olduğu düşüncesiyle başlayan bir süreçte, insanların doğayla ilişkilerinde ortaya çıkan sorunlara çözüm arayan bir kısım diğer insanlar, daha hesaplanabilir ve yönetilebilir metotları geliştirerek modern tıbbı daha da ileri seviyeye taşıdılar. Modern tıbbın kurumsallaşması, bilimselleşmesi, mesleki özerkliği, sağlık ve hastalık konularında tekel talebini de oluşturdu ve yeni otoritelerin sahneye çıkmasına yol açtı. XIX. yüzyılda tıp felsefesi üzerine yazılmış eserler, artık kendi alanlarıyla ilgili bütün konuları ve söylemleri kavramaya çalışan hekimlerin sayısal artışına yol açtı. Felsefenin sağlık sorununu tam ve doğrudan ele alabilmesi, ancak tıp biliminin kendini kanıtlaması, kavramsal spekülasyonlar tarafından tehdit edilmeyecek kadar güçlü ve güvenilir hale gelmesiyle mümkün olabildi. Bu konularda bazı merkezlerin tedavi yöntemleri, referans olarak kabul edildi. Bu yazıda halk arasında “aortun yırtılması” olarak anlatılan acil durumun gelişmesi ihtimalini barındıran ve yine halk arasında “aortta genişleme” veya “kalpten çıkan aortun baloncuk yapması” olarak tarif edilen, tıp biliminde “assendan aort anevrizması”nı referansların ve bu referansların oluşturduğu otoritelerin kılavuz muhafazakarlığının -belki de paranoyakça- istenmeyen sonuçlara yol açma ihtimalini ve böyle bir şey olursa sonuçların dramatikliğini, bir doktorun değil, okuma alışkanlığı olan sıradan bir insanın anlayabileceği şekilde tartışmaya çalışacağım. 

(Bu yazı, kardiyoloji ve kalp cerrahisi uzmanlarına atfen yazılmış yazı değildir. Bu yazının hedef kitlesi, aort genişlemesi ve bu nedenle risklerden mustarip insanlardır. Yazının amacı; endişeye kapılmadan, bu hastalıkla ilgili verilmiş veya ertelenmiş tedavi kararlarının hangi düzlemde ve neye göre karar verildiğini, sonra da -eğer gerek görürlerse- doktorlarıyla yeniden iletişime geçmelerini sağlamaktır.)

* * *

Tıp alanındaki ilerlemeyle birlikte, sağlıklı insanın toplum içindeki yerini sağlamlaştırma çabasında olan sağlık felsefesi, tıp felsefesinin sağlık kavramını incelerken bunu bireyden âri ve aynı zamanda otoriteleri yok sayarak yapamaz. Ben de T24’ün verdiği imkân çerçevesinde “sağlık felsefesi yapmanın sağlık alanındaki çabaları daha iyi anlayabilmemize olanak tanıyacağı” düşüncesiyle zamanım oldukça ve gerektikçe böyle bir uğraşı içindeyim. Yani, Antik Yunan Dönemi’nden beri olan bir şeyi bugüne taşıyarak, hastalıkların güncel tanı ve tedavilerini, bazen sosyal etkileri de içine alarak, ortaya konmuş bilimsel verilerden ve sonuçlardan soyutlamalara giderek yeniden tartışmaya çalışıyorum. Soyutlama olmadan felsefe olmaz. Tıp otoritelerince doğru kabul edilen bazı nirengi noktalarını farkında olmayan geniş toplulukların, sağlık alanındaki konularda sorgulayabilir ol(a)mamalarının, trajedilere neden olması olasılığı üzerinde durmak bu açıdan önemlidir. Bu bölümde aort ile ilgili olan bir hastalığın, kalbe yakın olan, yani kalpten çıkan kısmında meydana gelen genişlemeyi -diğer kısımlarının değil- birlikte inceleyeceğiz. 

Bu yazıyı okuma gayretine girmeden, pekâlâ herhangi bir hastalık hakkındaki bilgileri -bunu önermemekle birlikte- Google’layıp eksik, fazla, abartılı, ürkütücü veya nadiren de doğru bilgilere ulaşabiliriz. Herkesin bir hastalığı en az bir kere Google’lamışlığı vardır. Bu nedenle

bir hastalık konusundaki yazılarımda klasik hastalık tanımı değil, sosyal, etik ve diğer bağlaşıklarıyla birlikte topluca diğer söylenmemiş veya duymadığınız bazı şeyler bulacağınızı umuyorum.

* * *

İlk saat ve gün, basından ve sosyal medyadan Sırrı Süreyya Önder’in “kalpten çıkan büyük atardamarının baloncuk yapması” ve “kalpten çıkan aort atardamarının genişlemesi sonucu yırtılması” nedeniyle, hastaneye götürüldüğü ve ameliyata alındığını öğrendik. Bu üzücü olayla birlikte, ilk günden itibaren geçmiş olsun dileklerine ek olarak damar yırtılmasının ne olduğu da sosyal medyada tartışılır olmuştu. Kalp cerrahisinde talihsiz ve tıbbi acil durumların en korkutucu olanıyla mücadele eden Sırrı Süreyya Önder’in, bilgece anlatımlarını, her siyasal düşünceden insanın pür dikkat dinlediği öykülerini, insana dair olan her şeyin önemini kavratan veciz yinelemelerini yeniden dinleyebileceğimiz günler için sağlığına bir an önce kavuşmasını dilerim.

Ayrıca Sırrı Süreyya Önder’in önceden teşhis konulmuş aort genişlemesi hastalığı ile ilgili bireysel duyarlılığının yeterli olmadığı ve hastalığına rağmen tedbirsiz olduğu yönündeki yorumların kamuoyu önünde tartışılması etik değil. Sayın Önder’in hastanedeki genel sağlık durumuyla ilgili primer doktorları düzenli olarak bilgi veriyorlar. Yetkili doktorları dışındaki doktorların sosyal medyada olasılıkları sayıp gidişat (prognosis) hakkında konuşmaları farklı anlam ve söylemlere neden olabileceğini ve yine aynı otörlerin bunu yaparken medyaya bu özel olan durumdan hareketle değil, hastalığın genel özellikleri üzerinden konuşmalarının daha doğru ve yerinde olacağı düşüncesindeyim.

Sırrı Süreyya Önder

Basit fizik kanunlarıyla aort genişlemesi tanımı

Konuyu anlamak için, basit örnekler verebiliriz. Ama önce bir soru soralım: “Bir balonu üfleyerek ne kadar şişirebiliriz?” Bu soruya yanıt vermeden önce “sönük halde, hangi boyutta bir balon” sorusunu sormamız gerekiyor. Çünkü, hemen aklımıza boyutları çocukluktaki anılarımızdan kalan ve en sık tanık olduğumuz balon boyutları gelecektir. Doğruya en yakın yanıtı bulmak için bir soru daha sormalıyız; “balonun et kalınlığının ne kadar olduğu, yani balon kalın duvarlı mı, ince duvarlı mı” olduğu sorusu... Bu soruyu da yanıtlayınca “balon üretiminde kullanılan materyalin nev’i ve esneklik katsayısı hakkında bilgi”yi bilmemiz gerekiyor. Esneklik, bir dış kuvvet karşısında biçim değişimine uğrayan fakat kuvvet kaldırılınca eski şeklini alabilen maddedir ve atardamar yapısına değindiğimizde bu tanımı hatırlayacağız. Son olarak da şişiren kişinin nefes gücünü ve oluşturduğu basıncı bilmemiz iyi olur. Fizik kurallarına göre bunlar hesaplanabilir ve diğer bazı çok küçük detaylar da öğrenilebilirse, doğruya yakın bir bilgi elde edilebilir. Biz aslında balonu ne kadar şişirebileceğimiz sorusuna yanıt ararken balonun patlama olasılığının hangi boyutlarda en yüksek değere ulaştığını da öğrenmiş oluyoruz. Bir diğer soru da “madem balon patlayacak, bu balonun en yüksek olasılıkla ilk yırtılma noktası neresi olabilir” sorusudur. Bunun yanıtını bulmak için patlayan bütün balonlarda en sıklıkla patlama alanı istatistikleri bir fikir verse de kullandığımız balonun zafiyet gösteren bir yeri olup olmadığına “en önce” bakmamız daha akıllıca olacaktır. Şimdi de bir genelleme yaparak sorunun yanıtının ortak paydasını bulabiliriz değil mi? Yanıt, “balon sonsuza kadar şişirilemez, çünkü patlar.” Bu bilgi basittir ve bu basit bilgiyi unutmayalım; çünkü her yeniden “artmış aort çapı” dediğimizde bunu hatırlayacağız. 

Aort ve kalbin bütün yüküne karşı koymak

Kabaca içinde kanın hareket ederek ilerlediği tüp (veya boru) gibi yapılara “damar” denir. Atardamarlar ve toplardamar olarak ikiye ayrılırlar. Atardamarlar, kanı kalpten uzaklaştıran ve kanı dokulara taşıyan sistemdir. Bu sistemi oluşturan atardamarlar, kalbin kanı fırlatma sırasında oluşturduğu yüksek basınca karşı koyarlar. Eğer bir damarda çepeçevre damar sertliği yoksa atardamarlar oldukça esnektirler. Kalbin kasılmasıyla damar duvarında oluşan basınçtan dolayı ritmik olarak genişlerler. Kalpten çıkan en büyük atardamar aorttur. Bulmacalarda sıklıkla karşılaştığımız “dört harfli” ve “vücuttaki en büyük atardamar” sorusunun yanıtını “aort” olarak yazarız. Aort, kalbin fırlattığı kanı, kendisinden ayrılan dallar ve o dallardan ayrılan dallar ve onlardan da ayrılan dallar şeklinde ve en ince “kılcal damar” olarak tabir edilen yapılara kadar ileterek doku ve organlara oksijen ve diğer gerekli her türlü maddenin taşınmasında görev alır. Kalp, damarlara kanı fırlatmak için gerilim oluşturmak zorundadır. Bu durumda aort üzerindeki basınç artmış olduğundan kalp bu yükü yenmeye çalışacaktır. Kalbin kanı fırlattığı yön, kalpten çıkan aorta sürekli bir basınç olarak yansır. 

Çizim: Sami Gürkahraman

Aort, kalbin sol tarafından basınçla çıkan bütün yükü karşılar. Yıllarca kalbin bütün darbeleri, aort duvarında gerilim oluşturur. Yaş ilerledikçe esnekliğe sahip aort duvarı, eski esnekliğini kaybeder. Ayrıca yüksek tansiyon gibi bir hastalık varsa, aortun yıllar içinde genişleme ihtimali daha da artar. Yüksek basınca maruz kalan aortun örgüsü bozulur ve tıpkı kötü korunmuş bir kazak gibi formu değişir. Bu arada yüksek tansiyonun oluşturduğu basınç, aortu genişletirken, aynı zamanda duvarında tahribata da neden olur. Aortun kalpten çıkan ilk kısmı bu basınçtan en çok etkilenir. Aortun en sıklıkla genişleyen yerleri de kalbe en yakın yerlerdir. Aortun kalpten ayrılma yerinde “yonca yaprağı” şeklindeki kapak yapısı bile aortu korumaya yetmez. Eğer doğuştan iki yapraklı bir kapak yapısı varsa aortun genişleme riski daha yüksektir. Bazen yüksek tansiyon da aortun genişlemesine neden olduğuna göre “tansiyon kontrol altına almak aortun genişlemesini durdurur mu?” sorusuna verilecek yanıt, “tansiyonu kontrol etmek önemlidir ama bu her zaman yeterli olmayabilir.”

(Yazıya devam için bir bilgiyi daha paylaşayım. Ayrıntılarına girmeden söylemek gerekirse; atardamarlar başlıca üç tabakadan oluşur… En iç tabaka, orta tabaka ve görece daha sağlam olan dış tabaka.)

Aortun tabakalarının ayrılması, yırtılması

Aort, iç tabakası üzerine yansıyan basınç, bu yazıda belirteceğim nedenlerden dolayı bazen en ince yerinden yırtılır ve kan seyretmesi gereken yoldan değil, yırtılan orta tabakanın içinden yalancı bir yoldan ama bu tabakaları birbirinden ayırarak ilerler. İşte damar tabakalarının ayrıldığı bu duruma disseksiyon denir. Halk arasında yırtılma, patlama veya delinme denmesi çok da yanlış değildir. Çünkü o iç tabakanın mutlaka yırtıldığı bir yer vardır ve kan bazen bu tüm katları geçerek dışarıya çıkar. Buna rüptür denir.

Bir aortu büyüten, genişleten mekanizmayı bilmemiz, bu mekanizmayı harekete geçiren nedenleri de kontrol etmemize yardımcı olabilir; ama tam olarak değil... Aort genişlemesi risk faktörleri; ileri yaş, yüksek tansiyon, genetik yatkınlık, kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı, şeker hastalığı, sürekli kabızlık, ağırlık kaldırma egzersizlerinin sıklığı ve bazı bağ dokusu hastalıkları sayılabilir.

Diğer bazı hastalıkların anılarımızda ürkütücü bir yeri vardır. Kalp cerrahisinde her saat başına ölüm oranı ve hızının arttığı hastalık olarak aortun tabakalarının birbirinden ayrılması (diseksiyon) en az bir kere dile getirilir ve önemi eğitime yeni başlamış o ortamdaki kalp cerrahisi adaylarına öğretilir.

* * *

The Wall Street Journal muhabiri Kevin Helliker, 22 Nisan 2003 günü çalıştığı gazete için, hayatının şokunu yaşadığını dile getirdiği bir yazıya “aort anevrizmanız olduğunu keşfetmeniz hayatınızı kurtarabilir. Ancak önce bu bilgiyle ne yapacağınızı bulmanız gerekir” diye başlıyor. Sürpriz bir şekilde kalbinden çıkan aort atardamarının genişlediğini öğrenen Helliker, “Kalbimin Yakınındaki Saatli Bomba” başlıklı yazıyla süreci ve duygularını çalıştığı gazeteye yazıyor. Kevin Helliker’in 43 yaşında, zayıf yapılı, iyi spor yapan ve iyi beslenen, 22 yaşından beri sigara, 28 yaşından beri alkol içmeyen, yüksek tansiyonu olmayan, Marfan sendromu gibi gevşek bağ dokusu hastalığı öyküsü vermeyen ve ebeveynlerinde de aort atardamarıyla ilgili pozitif öykü taşımayan biri olduğunu anlıyoruz. Yani tamamen sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bir insan. Bir sabah Princeton Uzun Ömür Merkezi'nin “aynı yıl doğan herkesin aynı yaşta olmadığı” ve “kronolojik yaşa kıyasla biyolojik yaşın farklı olduğu” söylemlerinin cazibesine kapılıp gazeteci olarak bu merkeze havalı şekilde muhabir olarak gittiğini yazıyor. Orada aile geçmişi, alışkanlıkları sorgulanıyor ve çeşitli tetkikler yapılıyor. Daha sonra da tomografi çekiliyor. Yapılan tetkiklerinin normal olduğu, kalp atardamarlarında darlık olmadığı söyleniyor. Ancak merkezdeki kardiyoloji doktoru ona kalpten yükselen aort atardamarının çapında artma olduğunu, damar çapının şimdi 4,6 cm olduğunu ama 5,5 cm olunca ameliyat olması gerektiğini söylüyor. 

Helliker, “neredeyse sadece kendini bu işe adamış bazı kalp cerrahlarıyla konuşmadan önce, bazı doktorların benimki kadar küçük bir aort genişlemesi keşfinin dezavantajlı olabileceği fikrini dile getirdiğini duydum” diye yazıyor. Bu doktorların bu genişlemenin devam etmeyebileceğini ve bu küçük genişlemenin onu fazlasıyla strese sokup gereksiz testler yaptıracağını söylerken; Helliker, yazının devamında “ancak genişlemiş aort atardamarı araştırmalarını ve tedavisini misyon edinmiş çok az sayıda doktordan bu tür bir konuşma duymadım. Çoğu yeni olan verileri, aort anevrizmalarının neredeyse her zaman büyüdüğünü ve büyüdükçe yırtılma veya ayrılma riskinin de o kadar arttığını öne sürüyor. Bu uzmanların ortak görüşü, önemli olanın anevrizmayı fark etmek olduğudur” diye not düştükten sonra, birçok doktorun bu genişlemeyi tam olarak nasıl durduracakları konusunda bir fikirleri olmadığını, yıllar içindeki büyüme ile birlikte patlama riskini alamayacağını ve 5 cm olduğunda ameliyat olacağını, 5,5 cm olmasını beklemeyeceğini belirterek yazıyı bitiriyor. Çünkü Helliker, bu aort genişlemesini, kalbine yakın bir “saatli bomba” olarak tanımlıyor. Yazıda önemli iki sonuç var: Birincisi, aort atardamarının genişlemiş olduğunu fark etmek... İkincisi de aort cerrahisini iyi yapan merkezlerde bu işe adanmış doktorların görüşlerini almak...

Çizim: Sami Gürkahraman

* * *

Genel bilgi ile bilimsel bilgi arasında önemli bir uçurum olduğunu biliyoruz. Bunun böyle olmasının nedenlerinden biri; bilim insanlarının yaptıkları araştırma sonuçlarını çoğu kereler salt akademik zeminde ve kendi terminolojileriyle tartışmalarıdır. Bir diğer neden -ve belki de- insanların pratik yaşamlarında değişiklik yapmayacak bu bilgilere ihtiyaç duymadıklarından öğrenme gayreti göstermemeleridir. Bu durum, yerel değil; dünyanın her yerinde değişen oranlarda böyledir. Sınıflar arasındaki eğitimde fırsat eşitsizliği de en genel olarak ileri sürülebilir ama aşağıda anlatacağım konu, ekserimizi kapsıyor.

Kılavuzlar

Aort damarındaki genişleme uluslararası genel kabul gören kılavuzlara göre takip edilmektedir. Yukarıda Helliker öyküsünde olduğu gibi o yıllarda çap 5,5 cm olduğunda ameliyat olması gerektiği öneriliyordu. 

Tıp alanında kullanılan “kılavuz”lar; bir hastalık veya durumun, diğer merkezler ve geniş araştırma sonuçlarından elde edilmiş istatistiksel verilerin ve sağlık otoritelerinin işaret ettiği tanı ve tedavi sıralamasıyla, zaman ve iş kaybını önlemek amacıyla en hızlı şekilde hastayı sağlığına ve esenliğe kavuşturma amacıyla planlanmış ve bu konuda kaynakları seferber eden algoritmalar bütünüdür. Yani hedefinde “iyileşme”nin de olduğu yol haritasıdır. Evet ama daha fazlası da var. Aynı zamanda kurumları ve sigorta şirketlerini de koruyan bir özelliği var. Bunu biraz tartışmak isterdim; ama şimdi değil. Çünkü çok uzun mesele.

Amerikan Kardiyoloji Koleji / Amerikan Kalp Derneği, daha önceki uygulama kılavuzlarında, kalpten çıkan aort çapı 5,5 cm veya daha büyük olan, belirti vermeyen aort genişlemelerinin ameliyat edilmesini önermekteydi. Bir süre daha 5,5 cm’den küçük çaplarda takip edilen hastalarda çeşitli merkezlerden gelen aortun yırtılması veya tabakalarının ayrılmasına bağlı acil ameliyat sayılarındaki artış nedeniyle olsa gerek (sigorta şirketleri için ayrıca tartışacağım) 2022 yılında aynı derneğin kılavuzunda özetle “seçilmiş ve iyi ameliyat sonuçları olan merkezlerde risk almaya gerek yok; hastayı değerlendirin çıkan aort çapı 5 cm olduğunda da ameliyat düşünebilirsiniz” diye ekliyor.

Çalıştığım merkezde ve diğer kalp cerrahisi yapılan merkezlerde karşılaştığımız en acil ve en dramatik ameliyat sahneleri, -önceden aort genişlemesi bilinen veya bilinmeyen- tabakaları ayrılmış aort nedeniyle bir hastayı hızlıca ameliyata hazırlamaktır. Ameliyat için çap ölçüsünü 5.5 cm’den 5.0 cm’ye düşürmenin gereği işte bu acil ameliyatlardır. Hatta bu değeri sola kaydırıp ameliyatı öneren merkezler gittikçe artıyor. Bu kılavuzdaki değişiklik, kim bilir kaç insanın hayatını kurtardı; bunu bilemeyeceğiz. Hatta aort çapı 5.0 cm sınırının biraz altında olanlarda, mükemmeliyetçi merkezlerde bu ameliyatı çok iyi yapan ekiplerle ameliyat riskinin yüzde 1’in altında olduğu düşünülebilir ve bu alternatif hastaya sunulabilir. Bazı merkezlerde çalışan bazı cerrahlar, aort cerrahisi konusunda adanmış “tip”lerdir. Örneğin yukarıdaki WSJ muhabirinin düşündüğü gibi “bekleme süreci daha fazla stres” anlamına geldiğinden aort cerrahisinde adanmış cerrahlarla konuştuktan sonra kararı değişti.

Bu bekleme süresinde aortu yırtılan hastaların, ameliyat önerilerini kabul etmedikleri için mi, bu kılavuza göre ameliyat önerilmediği için mi, tansiyon yüksekliği gibi diğer bazı sorunları kontrol altına alamadıkları için mi bekleme sürecinde acil sorunlarla karşılaştılar; bunu bilemeyeceğiz. 

Başkasının hayatı üzerinden risk alınamaz. Aort, genişlemişse bazı yavaşlama ve hızlanmalar gösterebilir ama genişlemeye devam eder. Bu nedenle beklemek her zaman yakından takip gerektiren bir durumdur ve çap bazen tek başına belirleyici olmayabilir. Örneğin aort çapı 4 santimetre olan bir hastada tomografideki aort duvarındaki kireçlenmenin asimetrisi bile bu iş ile uğraşan merkezlerde göz önünde bulundurulur.

2019 yılında Yale Üniversitesi, ameliyat için çapın boyutlarını yaşanan aort tabakalarının ayrılması ve diğer acil durumlar nedeniyle değiştirdi ve bir algoritma oluşturdu. Bu algoritmanın en önemli özelliği oldukça basit olmasıdır. Bu algoritma kalpten çıkan aorttaki genişleme 5 cm veya belirti veriyorsa ameliyat önerilmektedir. Bu çalışmada çeşitli nedenlerle ameliyata alınamayan ve acil olarak ameliyata alınan hastalar, birçok aort olayı ve yüksek ölüm oranı ile kötü sonuçları oldu. 

Aşağıya Yale Üniversitesi’nin çıkan aort genişlemesi için oluşturduğu algoritmayı bırakıyorum.

Yale Üniversitesi aort anevrizma algoritması

Kontrollere çağrılan hastaların bir kısmı düzenli olarak kontrole giderken bir kısım hastalar üzerinde yeterli takibin yapılması zor olabilir. Bazen de aort genişlemesine bağlı istenmeyen durumlar, yüksek oranda ölümcül olmasından dolayı, birçok hasta acil servise ulaşmadan önce veya hemen sonra "aniden" ölür. Hatta bu hastaların bir kısmı kalp krizi sanılır. Bu nedenle, birçok hasta için gerçek ölüm nedeni sınırlı sayıdaki otopsi ile konur. Yale Üniversite’sindeki bu araştırma ekibi, “sonuçlarımız, ameliyat tavsiyesine uymayan hastalarda kötü sonuçlar gösterdi” diyor. 

Yale Üniversitesi’nin çıkan aort genişlemesi için yaptığı algoritmanın özeti şu şekilde;

Eğer çıkan aort çapı 5 cm ve üzerindeyse koruyucu ameliyat önerilir ve riski yüzde 1, ameliyat olmadığında aorta bağlı ölüm oranı yüzde 12’ye kadar. 

Eğer çıkan aort çapı 4 ile 4,9 cm arasında ama birlikte göğüs ağrısı, ailede aort hastalığı, elastik doku hastalığı ve iki yapraklı aort kapağı varsa koruyucu ameliyat önerilir ve riski yüzde 1, ameliyat olmadığında aorta bağlı olay olasılığı yüzde 13, ölüm oranı yüzde 12’ye kadar. 

Eğer çıkan aort çapı 4 ile 4,9 cm ve arasındaysa ilaçla tedavi önerilir ve ölüm riski en fazla binde 6, aorta bağlı ölüm oranı yüzde 2 civarında. Ama daha iyi merkezlerde düşük risk ile bu ameliyatlar gerçekleştirilebilir.

* * *

İnsan gerçekleri duymaktan hoşlanmaz. Cerrah doktorlar, hiç de hak etmedikleri durumda eleştiriye açık hale gelirler. Kalp cerrahlarının “zaten genişlemiş, normal bir çaptan daha geniş hale gelmiş bir aortun genişlemesinin durması için bir nedeninin olmayacağı” düşüncesi, trajik şekilde tanık olduğu aort tabakalarının ayrılması nedeniyle acilen yaptıkları ameliyatların ölüm oranının yüksekliğine bizzat tanık olmalarıdır. Aort tabakalarının ayrılmadığı ve aort genişlemesi nedeniyle henüz takip edilen hastalarda mükemmeliyetçi merkezlerde ameliyatın riski yüzde 1’in altındadır daha yüksek bir risk ile stresli bir yaşamın parçası olan insanın “takipte kalması” çok akıllıca olmayabilir... 

Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanını refere etmenin neredeyse adetten olduğu bu zamanlarda ben de örnek vereyim. Olayın gerçek yüzü sorgulanmadan, anlaşılmadan ve aslında meselenin pis bir namus cinayeti olduğu Santiago Nasar’ın ölümü ile topyekûn bilerek veya bilinmeden yapılan suç ortaklığı... Bu roman çok mükemmel değilse de toplumsal körlüğü ve vurdumduymazlığı anlatan ve engellenmesi mümkünken herkesin sanrılar üzerinden hareket ettiği ve memlekette de sık refere edilen olay örgüsüne sahip olması nedeniyle önemli. Herkesin bildiği ama kendisinin bilmediği, bir kere de duyup önemsemediği cinayetin kahraman kurbanı Santiago Nasar’ı merkeze koyararak Nasar’ı öldürecek olan Vicario kardeşlerin “birilerinin kendilerini engellemeye çalışacaklarını ummaları” ama bunu adam akıllı kimsenin yapmadığı ve bunun olmaması durumu. İşte tam da bu romanda mükemmel aort ameliyatı yapan merkez ve ekiplerin, ameliyatı kabul etmeyen veya başka risk faktörleri olan bu tür hastalarda Vicario kardeşleri (Vicario kardeşler burada geniş çaplı aort) engellemeye çalışanlardan biri gibi görüyorum.

Sağlık alanında yapılan çalışmaların sonuçları, bu sonuçların etkileri, insanın eşsiz (biricik, özel ve yedeğinin olmaması) olması nedeniyle diğer alanlardaki çalışmalardan farklıdır ve çok daha tartışılmaya adaydır. Hayatı sürdürmenin en kestirme cümlesi, “eğer durmakla aldığımız risk; hareket etmekle aldığımız riskten fazlaysa, o zaman yürümemiz gerekiyor”dur. Aortun genişlemesinden daha önemlisi; onu yönetmeyi iyi bilen kalp cerrahisi merkez(ler)iyle iletişime geçmek ve onların düzenli olarak takibinde kalmaktır.


Not: Bu yazıda belirtilenler sağlık tavsiyesi değildir. Bu yazı içeriğiyle ilgili doktorlarınızla konuşabilirsiniz. Sağlıklı günler dileğiyle.

İlgili İçerikler