Cem Yılmaz’ın kulak memeleri üzerine: Kulak memesinden kalp hastalıklarının falına bakılabilir mi?

Cem Yılmaz’ın kulak memeleri üzerine: Kulak memesinden kalp hastalıklarının falına bakılabilir mi?

Doktorlar, bugün medyada bu kadar yaygara koparılan kulak memesindeki bu çizgi ile ilgili, gözlem, hikâye ve muayenede özellikle kulak memesindeki bu katlantıyı veya kıvrımı not etmezler. Bununla birlikte iyi araştırılmış şeker hastalığının olup olmadığını özellikle not ederler. Ayrıca özel sigorta şirketleri de şeker hastalığını, yüksek tansiyonu ve geçirilmiş bir felç durumunu sorgularken; kulak memesindeki bu çizgi-katlantı, görüntüyü sorgulamazlar. Yoksa “dosyaya kulağınızın fotoğrafını da ekleyin” derlerdi. “Parayı takip et; gerçeği bulursun” ilkesi burada da işliyor. Özel sigorta şirketleri baştan zarar edecekleri, kulak memesi “çizik yemiş” birini portföylerine dahil etmek istemezler veya riski yüksek bulduklarından daha yüksek prim beklentileriyle kabul ederlerdi. Bu şirketler, senin benim kulak mememe bakmadan, bu yönde risk analizi yapmadan poliçe düzenlemekten kaçınırlardı

Cem Yılmaz’ın kulak memeleri üzerine: Kulak memesinden kalp hastalıklarının falına bakılabilir mi?
Cem Yılmaz

Antik çağ insanının, gökyüzündeki bir kuşun süzülüşünde ya da kurban edilen bir hayvanın karaciğerindeki oluklarda ve kıvrımlarda imparatorlukların kaderini okuma çabası, günümüzde de var olan falcılığın ve astrolojinin arayışıyla birebir aynıdır. Fincandaki kahve telvesinin aldığı şekillerden geleceği okuma, eldeki çizgilerden ömür biçme veya gök cisimlerinin konumlarından kişilik ve kader analizi yapma pratikleri, insan zihninin, doğanın belirsiz durumlar karşısındaki çaresizliğini, rastlansal sembollerle örtme çabasıdır; günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Ama aynı zamanda da bilimin ilk nüvelerini oluşturan doğayı anlama ve yorumlama çabasıdır.

Antik Yunan’da gelecekten haber verme işini en iyi kıvıranlardan biri tanrı Apollon’dur. Apollon’un tıptaki karşılığı, geleceği görme yetisi, bir hastalığın seyri ile ilgili neler yaşanacağını söylemesi, günümüz modern tıbbında “prognosis” olarak adlandırılan ve “hastalığın ilerleyişi” diye aktarabileceğim hususa tekabül ediyor. İnsanın, hastalığın yarattığı fiziksel ve ruhsal zorluklara karşı gösterdiği sebat, iyileşme sürecindeki en büyük motivasyonu, belki de gelecekten verilecek haberlerin iyiliğiyle ilgilidir. Antik dönemle sınırlı olmayan ve o zamandan kök alıp günümüze kadar aktarılmış, gelecekten haber verme yeteneği en çok doktorların uhdesindedir. Ama yine de modern tıbbın bütün sükselerine karşın, falcılığın kendi başına var olması ve rastlansal ilişkilerle, hâlâ önemli bir taraftar kitlesine sahip olarak günümüzde de devam ediyor olması, bilimsel olanla olmayanın ayırdına varabilecek kafayla ilgili değil; insanın, gelecekte neler olabileceğine dair söylemleri olanlara duyduğu hayranlıkla ilgili olabilir.  

* * * 

Cem Yılmaz’ın kalp krizi geçirdikten sonra yoğun bakımda çekilmiş fotoğrafının medyada yer almasıyla birlikte, sosyal medyada bazı doktorlar, kendi hesapları üzerinden ve/veya konuk oldukları programlarda, konan stentin karton ambalajı çöpe ulaşmadan, onun kulak memesindeki bir kıvrımı konuşmaya ve hakkında yazmaya başladılar. Doktorların sosyal medyayı kullanmaları, kitle iletişimi ve hastalıklar konusunda farkındalıklar oluşması açısından önemli olmakla birlikte, paylaşılan bilgilerin etik ve bilimsel olarak kanıtlanmış olmaları kadar önemli diğer bir konu da; bu bilgilerin “yanlış anlamalara neden olabilecek” içerikte olmamasına dikkat etmeleridir. Bu noktadan başlarsak burada amacım bir sanatçının fiziksel olarak kulak memesini tartışmak değil, bir sanatçının kulak memesi üzerinden başlayan bir tıbbi tartışmanın kalp atardamar hastalığıyla bağlantısına gereğinden fazla önem verilmesi nedeniyle, olayı bu minvalde değerlendirmektir.  

* * *

Şimdi gelelim Cem Yılmaz’ın kulak memesindeki çizgi meselesine.

Arkadaşların başlattıkları tartışma çok eskiden beri devam eden bir tartışma. Tıpta “Frank çizgisi” (Diagonal earlobe crease), olarak bilinen durum, 1973 yılında Amerikalı hekim Dr. Sanders Frank’in dikkatli bir klinik gözlemiyle elde edildi. Dr Frank, kliniğine başvuran kalp atardamar hastalarında kulak memesinden aşağıya 45 derecelik açıyla uzanan belirgin bir diagonal kıvrımı fark etti. Bu bulguyu aynı yıl New England Journal of Medicine dergisinde yayımladığı bir mektupla tıp dünyasının dikkatine sundu. Kulak memesindeki bu izin (veya katlantı da denebilir), kalp damar hastalıkları için erken bir fiziksel uyarı işareti olabileceği hipotezi, onun adıyla anılacak onlarca yıllık bir klinik tartışmanın da başlangıcı oldu.

* * *

Şeker hastalığı, -biliyoruz ki- kontrol edilmediği zaman körlüğe, felce ve böbrek yetmezliğine neden olabilir. Aynı zamanda kalp atardamarlarını etkileyip bazen ağrısız kalp krizine de neden olabilir. Bu durum, yapılan çalışmalarda binlerce kez gösterildi. Yüksek orandaki şekerin damarın iç tabakasından salgılanan bazı kimyasalların sentezini bozduğunu ve ayrıca damarda bir yangıya neden olarak hasar oluşturduğunu da biliyoruz. Gelin görün ki; doktorlar, bugün medyada bu kadar yaygara koparılan kulak memesindeki bu çizgi ile ilgili, gözlem, hikâye ve muayenede özellikle kulak memesindeki bu katlantıyı veya kıvrımı not etmezler. Bununla birlikte iyi araştırılmış şeker hastalığının olup olmadığını özellikle not ederler. Ayrıca özel sigorta şirketleri de şeker hastalığını, yüksek tansiyonu ve geçirilmiş bir felç durumunu sorgularken; kulak memesindeki bu çizgi-katlantı, görüntüyü sorgulamazlar. Yoksa “dosyaya kulağınızın fotoğrafını da ekleyin” derlerdi. “Parayı takip et; gerçeği bulursun” ilkesi burada da işliyor. Özel sigorta şirketleri baştan zarar edecekleri, kulak memesi “çizik yemiş” birini portföylerine dahil etmek istemezler veya riski yüksek bulduklarından daha yüksek prim beklentileriyle kabul ederlerdi. Bu şirketler, senin benim kulak mememe bakmadan, bu yönde risk analizi yapmadan poliçe düzenlemekten kaçınırlardı. Onlar, hiç şüpheniz olmasın sizden ve bizden daha fazla sağlık alanındaki gelişmeleri takip ediyorlardır.

* * *

İkinci kez ana konuya dönersek; bir kısım doktorların kulak memesindeki bu çizgiyle ilgili sosyal medyada “önce ben söyledim” veya “daha önce söylemiştim ve yazmıştım” minvalinde yarışa girmeleri, neden sonuç ilişkisi olmayan, “kalp atardamarı hastalıklarıyla korelasyon gösteriyor” açıklaması yapmaları, maalesef daha önce de ele aldığım doktorların “pazar” kızışmasının ve reklam kaygısının -her doktor için geçerli olmasa da- bir sonucu olabilir. Çünkü olayın öznesi çok ünlü biri... 

Kalp atardamar hastalıklarıyla yaş arasında bir korelasyon var. Sigara, obezite, yüksek kan yağları, stres, yüksek tansiyon, genetik yatkınlık ve cinsiyet de kalp atardamar hastalıklarıyla ilişkili. Yaşla birlikte, belki de mekanik etkiler de düşünüldüğünde, kulak memesinde oluşan bir kıvrımın Cem Yılmaz’ın sağlığından daha fazla, bu içinde kıkırdak bulunmayan; esas olarak yağ dokusu, destek dokusu, zengin bir kan damarı ve sinir ağından oluşan kulak memesini konuşması, “kulak memesi aha böyle dikkat ettiniz mi” sorusuyla başladı.

Cem Yılmaz’ın yaşam tarzı, beslenme alışkanlığı, stres durumu, sigara içip içmediği gibi bir çok faktörün toplum önünde değerlendirilmesi, toplumun huzurunda faş edilmesi doğru değil ama yapılıyor. Ve ayrıca, örtünmeyen yerlerimizden biri olan kulak mememize fazlaca bir şeyler vehmetmenin, Cem Yılmaz’dan yola çıkarak toplumun beklentilerine yanıt veren ve abartmayı seven doktor tiplerinin de izlenme oranlarını arttırıyor (en meşhurlarını biliyorsunuz). Sanırım birim zamanda yoğunluğu düşünürsek, “kalp atardamar hastalığında stres etkisi ne kadardır” konusu bu kadar konuşulmamış olabilir. Sayın Yılmaz, o fotoğrafı hafif yandan çekmemiş olsaydı bu tartışmalar da alevlenmeyecekti. Kulak memesinin kalp atardamar hastalıkları için “fail” olduğunu ilan etmek ve bunu tartışmak, herkes için ilgi çekici bir konu haline geliyor olması da kameranın açısıyla ilgili yani.

* * * 

Yaş önemli bir faktör

Yaşlandıkça cildimiz sarkar ve gevşek hale gelir. Bunu en fazla gösteren de yüzümüzdür. Kulak memesi de bundan azade değildir. Direkt yer çekimine maruz kalan, minicik bir doku. Saçımızın içinde tek tük olan aklar yaşımız ilerledikçe artabilir. Fotograf karelerini yan yana koyarak yaşın artmasıyla, gittikçe kulak memesinin kıvrımındaki derinlik artışını göstermek, yaşla birlikte sıklığı artan kalp atardamarı hastalıkları ile bağlantısının ortaya konduğu anlamına gelmiyor. Bununla birlikte; yaş, cinsiyet, sigara gibi faktörler bu hastalıkla güçlü ilişkilidir. Bu görüntülerin ve sosyal medyada Cem Yılmaz fotoğrafıyla birlikte paylaşılmasıyla içimden “Hastalar ve yakınları kulak memelerini incelemeye başlamışlardır” diye düşündüm. Aynı gün hasta yakını, “babamın kulak memesinde bu çizgiden yok ama diğer yakınlarımın fotoğraflarına bakacağım” deyince “en iyisi yazayım” dedim.

Öncelikle istatistiksel olarak; Frank çizgisi ile kalp atardamar hastalığı arasındaki ilişkinin nedensel bir belirteç gibi sunulması, saçların beyazlaması, ciltte kırışıklık ve bazı bölgelerde cilt dokusunda meydana gelen gevşeklikler; yani ciltteki değişiklikler, yaş ilerledikçe daha sık görülür. Aynı şekilde kalp atardamar hastalığının yaygınlığı da yaşla belirgin olarak artar ve bu klasik bir bilgidir. Bu nedenle gözlenen ilişkinin önemli bir bölümü, yaşın ortak belirleyici etkisinden kaynaklanabilir ve istatistiksel düzeltmeler yapılsa dahi, yaşlanmanın biyolojik etkilerinin tümü ölçülebilir değişkenlerle temsil edilemediği için, yaşa bağlı karıştırıcı etki (confounder effect) tamamen sıfırlanamaz. Yani yaşı sabit tutamayacağımıza göre durum epeyi karışık. Doğal olarak Frank çizgisinin kalp atardamar hastalığı için bağımsız ve nedensel bir klinik belirteç olduğu iddiası, analizde kalan hata veya yanlılık olasılığı dikkate alınmadan yorumlandığında korelasyonun “nedensellik” gibi algılanmasına yol açabilir. Yapılan çalışmaların çoğunda da; ya tartışmada bu durum vurgulanmıştır, ya da yapılan eleştiriler bu yöndedir.

Bu minvalde ülkemizde modern tıbbın temsilcileri olanların Cem Yılmaz’ın fotoğrafı üzerinden, -insanların kalp hastalıkları konusunda farkındalığını arttırma çabalarına binaen söyleyecekleri onca şey varken- bu olay özelinde kulak memesine bir atıfla başlattıkları, tek bir çentikten kalp atardamarlarının durumunu ve akibetini tayin etme yarışı, bu yazıyı yazarken bile sosyal medyada devam ediyordu. İnsanlarda gereksiz paniğe neden olduğunu, yapılan program sunumlarında da görüyoruz. Yaşananlar, insan zihninin aynı antik hikayelerden gelen zaaflarına benzer olarak ilerliyor.

Avuç içi çizgileriyle gelecek belirleme gibi bir duruma döndü ortamlar. Kulak memesi yoklayanların sayısı artıyordur. Ama bu durum, yaş faktörünün etkisiyle sonuçları flulaşan bu durumu önemli hale getirme çabasıyla bazı hesapların ve yayınların “izlenebilirlik oranı” da artıyor.  

Rastlansallık

Görünür olan ile hayati olan arasında büyüsel bir bağ kurma arzusu, insanın her zaman peşinde koştuğu bir şeydir. Mitolojide kehanet sanatı, birbirine tamamen yabancı iki olguyu tek bir kehanet potasında eritme ustalığıdır ve modern tıp bazen bu tür hatalara düşebiliyor maalesef. Ne kuşların soldan sağa kanat çırpışının orduların mağlubiyetiyle ilgisi vardır, ne Delphoi’deki Kâhin Pythia’nın muğlak kehanetleriyle bir imparatorluğun yıkılışındaki iktisadi ve askeri nedenler açıklanabilir ve ne de kulak memesindeki bu çizginin kalp atardamar hastalığıyla kesin biyolojik bir illiyet bağı vardır. Fakat insan zihni, belirsizliğin yarattığı kaygıyı bastırmak için, tesadüfi durumları, sarsılmaz birer nedensellik silsilesi gibi kurgulamaktan hiç vazgeçmez. Bugün sosyal medyada yaşanan bilgi kirliliği de bunun tezahürüdür. Totem yapıyoruz ya maç izlerken; kulak memesinin olayın faili olduğuna mı inanmayacağız? “Kaderim buymuş; kulak memem bozuk çıktı!” diyerek eş seçimlerinin ertelenmesi veya vazgeçilmesi gibi bir saçmalığın yaşanmamasını umuyorum. Amma komik olur zira.

Klinik tıbbın "Frank çizgisi" olarak adlandırdığı diagonal kulak memesi kıvrımının kalp damar hastalıklarıyla olan ilişkisi de, mitolojik çağlardan günümüze sızmış bu sahte alametlerin güncel versiyonlarının tezahürü olabilir” deyip gülsek ve az olan keyfimizi de kaçırmasak iyi olur. Ama kuyuya atılmış bu taşı çıkarma çabası yıllardır bu yaş faktörü nedeniyle sonuçsuz kalıyor ve biz de konuşuyoruz. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Tabi ki çalışma sonuçlarına teker teker bakarak değil; yapılan araştırmaların sonucunda ve tartışmalarında Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA) ve Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) nin böyle bir tanı kriterinin olmamasına. Kalp damar hastalıklarında kullanılan tanısal kriterlerde; risk skorlama sistemlerinde (SCORE2, Framingham vb.) veya tanısal yaklaşım algoritmalarında Frank çizgisine yer verilmiyor. Kulak memesinde Frank çizgisi olmayan bireyler, sağlıklı olduklarını iddia edemezler. Olanlar da tersini… Çünkü dünyadaki kılavuzlar, hem bilimsel olarak hastayı korurlar, hem de -ve maalesef- sigorta şirketlerini. Sosyal medyada bu kadar yaygara koparılması, bir kısım kalp doktorlarının bunun yerine tansiyon, kolesterol paneli, stres yönetimi, aile hikayesi, şeker hastalığı (HbA1c) ve diğer görüntüleme yöntemlerini temel almaları daha yararlı olabilir. Destekleyen yayınların tartışma bölümlerinde bile yaş faktörünün önemine vurgu yapılıyor.

Hepsi bir arada durum: Yaşlanma

Yapılan çalışmaların, bir kısmı destekleyip bir kısmı tersini savunurken en çok kafa karışıklığı yaratan durumun yaşa bağlı cilt değişiklikleri olduğu vurgulanmaktadır. Bu tartışmalar, tıpkı Augur* kâhinlerinin kuş uçuşlarından mantıksız anlamlar çıkarması gibi, Frank çizgisinin varlığı ile damar tıkanıklığı arasındaki nedensellik eksikliği de temelde bir sahte korelasyon yanılgısıdır. Kulaktaki bu masum çentik ile kalbi besleyen atardamarların daralması, sıklıkla aynı bedenlerde kesişir. Ancak bu durum, tıpkı yaşlanan bir insanın hem saçlarının ağarması, hem de eklemlerinin kireçlenmesi gibi, zamana bağlı doku elastikiyeti kaybının ve sistemik yaşlanmanın paralel iki çıktısından başka bir şey değildir. Yaşlanırken o kadar çok yerimiz sarkıyor ve buruşuyor ki, burada bunları sıralamaya kalksak, her birini kalp hastalıklarıyla korele edebiliriz ve bu durum bizi ahlaka mugayir konulara girmek zorunda bırakabilir. O nedenle gerek yok. Yani vücudumuzdaki diğer bazı kıvrımların artması kalp atardamar hastalığıyla olan bağlantısında bu “kulak şeysinden” daha anlamlı çıkabilir araştırılırsa; kim bilir…

Toplumda kulak memesiyle ilgili yapılan geniş çalışmalar, Frank çizgisi damarı tıkamadığı gibi, tıkanan bir damar da kulak memesini bir uyarı levhası gibi çentmemektedir. Buna paralel olarak, Pythia’nın muğlak ve yönsüz kehanetlerinde olduğu gibi, bu görsel işarete aşırı anlam yüklemek, klinik pratikte yanıltıcı bir yaklaşım olur. Çünkü bu durum, insanları paniğe sürükler ve onların “farkındalık” ile “aşırı defansif” reaksiyonları, olası bir obsesyonu provoke edebilir. Zira izole bir fizik muayene bulgusu, anjiyografi veya bilgisayarlı tomografi (hani sanal anjiyo diye bilinen) gibi bütüncül klinik tetkiklerin yerini asla tutamaz. Görünürde bir kâhin edasıyla gelecekteki felaketi —kalp krizi— haber veriyor gibi duyurulan bu kulak memesi çizgisi, sahte alametlerin yarattığı yersiz paniğin aksine, derinlemesine incelendiğinde patolojik bir mühür değil, yalnızca yaşlanmanın getirdiği şekilsel (morfolojik) bir varyasyondur.  

Mitolojinin bizlere öğrettiği en büyük hakikat; gökyüzündeki her bulutun arkasında bir tanrı öfkesi aramak ne kadar yanıltıcıysa, vücuttaki her kıvrımda da kaderin veya ağır bir organ yetmezliğinin gizli izini aramak o derece kurgusaldır ve kusurludur. Unutulmamalıdır ki bu yazıyı okuyan her üç kişiden birimiz, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre zaten kalp damar sistemini ilgilendiren bir durum nedeniyle hayatını kaybedecektir. Biz kulak memesini tartışırken aslında yaşlanmanın fiziksel etkilerinin karıştırıcı istatistiksel sonuçlarını tartışıyoruz. Yani biri Cem Yılmaz’a kualk memesine bakarak “yaşlanıyorsun” deseydi daha anlamlı bir söz olabilirdi.  

Frank çizgisi de kalp atardamarlarıyla biyolojik bir illiyet bağı barındırmayan, masum mitolojik geriden gelmelerin, günümüzdeki modern sarkıtlarından biri olarak kabul edilebilir. Kulağında bu çizgi olanlarla olmayanlar aynı etkenlere maruz kaldıkları sürece, olumsuz olmayan bir olgunun kanıta dayalı sonuçlar doğurmaması için yaş faktörünün dışlanması gerekiyor. Bu nedenle tıp mensuplarının bir konuyu ele alırken ölçülülük konusunda bazı şeyleri gözden geçirmelerinde yarar vardır. Örnek alınması gereken şifa dağıtan Apollon’un ölçülülüğünü esas alarak açıklama yapmaktır ve bu; şifa dağıtan Antik bir figüre karşı daha duyarlı olmakla da eş anlamlı olacaktır. 

Geçirdiği rahatsızlıktan dolayı Cem Yılmaz’a geçmiş olsun dileklerimi sunarken, bu durumu bir fırsata çevirip doktorların kulak memesi konusunda söyledikleriyle ilgili medya eleştirisi yapmamı hoş görmesini umuyor ve yeni döneminde başarılar diliyorum. Saygılarımla…

Yazının hazırlanmasında istatistiksel yorumlamaları anlaşılır şekilde yazan Dr. Eray Aksoy’a ve sosyal medya görsellerinden örnekler bulan Hazal Duruk’a teşekkür ederim.


* Antik Roma’da augur adı verilen rahipler, devletin alacağı önemli kararlardan önce kuşların davranışlarını gözlemlerdi. Örneğin savaşa girerken. Bunu neden sonuç bağlantısızlığı için kullandım.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler