(Bu yazıyı okurken birkaç hatırlatma)
Bu yazıyı sahnede hayatını kaybeden bütün insanlar için yazmaya çalıştım. Planım, genç insanların spor yaparken ölmeleri konusunda yazmaktı ama Volkan Konak’ın hepimizi üzen ölümü ve video görüntüleri üzerinden başlayan tartışmalar, bu konuda görüş bildiren bazı uzmanlar nedeniyle bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu yazı, özel olarak Volkan Konak’ın sahnedeki ölümünü esas alan bir yazı değil; onun ölümü nedeniyle “ani kalp ölümü” konusunda yazılmış genel bir yazıdır. Ancak yine de yeri geldikçe, Volkan Konak’ı incitmemeye özen göstererek bazı düşüncelerimi paylaşacağım. Sonuç olarak tek mesajı olmayan uzun bir yazı oldu…
Ölümlerde insanın tutumu
Ani ölüm, görünüşte sağlıklı bir insanda beklenmedik ya da beklenmeyen ölümdür. Volkan Konak’ın ölümü de ani ölümdür. Bu kadar tartışılmasının nedeni, yalnızca çok tanınması ve/veya çok sevilmesi değil; hayatını kaybetmiş diğer sanatçıların ölümünden artı ve farklı olarak yaşananların görüntülenmesi ve bu görüntülerin sosyal medyada dolaşması nedeniyle başlayan tartışmalardır.
Bu türden, yani sahnede rastlanılan bu ölümlerde izleyicinin yaşadığının “korku şoku” bir kilisede yaşandı. Otuz beş yaşındaki Barbara Weldens, 19 Temmuz 2017 tarihinde Fransa’nın güney batısındaki Lot bölgesi Gourdon'da düzenlenen Léo Ferré Festivali kapsamında Cordeliers kilisesinde sahnedeydi ve her zamanki gibi çıplak ayaklıydı. Bu güzel kadın, sahneden seyircilerin ayaklarının dibine düştü. Acil servis ekipleri bu düşmeden birkaç dakika sonra müdahale ettiler ama kalp-solunum durması sonucu hayata döndürülemedi. AFP’nin haber takibinde, kalp krizi ile elektrik çarpması arasında gidip gelinen tartışmada son söz otopsiden çıktı; elektrik çarpması sonucu kalp durması. Tartışmalar o kadar uzadı ki, sahnede elektrik kaçağı, hava durumu ve daha bir çok şey tartışıldı. Bu ani genç ölümü ardından elektrik kaçağının asıl neden olarak ortaya konması, yani ölümün bir kaza sonucu olması, insanları “durduk yere öldü” diye düşünmekten uzaklaştırdı. Bunun böyle olması, yaşayanların tesellisiydi.
Desen: Sami Gürkahraman
Ölümü başkasının ölümü ile hatırlamak
İnsan, bazen yakın gelecekte ölecek olan bir hasta ile birlikte yaşamak zorunda kalabilir. Bu durumun en önemli sonucu; ne kadar acı olursa olsun, insanın kendini bazı gerçeklere hazırlayabilecek zamanının olmasıdır.
Meyyite karşı son görevlerini yapan, yani cenaze işlemleriyle uğraşan insanların, görece metanetini koruyabildikleri ve bu kadar kederliyken bile daha sakin kalabildiklerine bazen tanık olmuşuzdur. İnsan bedenini saran süreğen/müzmin bir hastalık varken -yani henüz ölüm gerçekleşmemişken- hasta yakınlarının benzer örneklerden edindikleri tecrübeler, eş dost akraba tesellisi, sağlık personelinin açıklamaları, dini inanç sistemleri ve kültürel yapı gibi faktörler, ölüm sonrası yaşanan travmayı dışa vurmayacak düzeyde -ama kederinin şiddetini ve süresini bilemeyeceğimiz- görüntü vermelerinde etkili olabilir. Ve belki de ölümü bekleyen hastaya yapılan en yeni tıbbi tedavinin etkisiyle, onu bazı günler daha iyi, bazı günler daha kötü görerek, bu hastalığı yenebileceği veya yenemeyeceği düşüncesinin tekrarıyla yaşadıkları çalkantılı dönemde ruhsal yorgunluğa girdikleri için ölümü daha sakin karşılayabilirler. İnsanın her gün “ölüm”ün farkında olması ve mutlak çaresizliği, hüzünlü korkunun kederli seremonisi nedeniyle yorgun düşmesine neden olur. İnsan, ölüme alıştırır kendini.
Ölüm gerçekleştikten ve cenaze işleri bittikten sonra yokluğunu kabullenip yas sonrası bir an önce normalleşmeye bizi iten yaşama iç güdüsüdür. Bu refleks de bir nebze sakin davranmamızda etkili olabilir. İnsan, ruhunda biriktirerek fazla yer kaplayan ve her gün ölümü hatırlatan tanıklıkların yükünü attıktan sonra, en sonunda hayata kaldığı yerden devam eder. Ancak bu her zaman başarılamaz. Yani, insan ne kadar dindar veya ne kadar bilimsel referansları esas alırsa alsın, ölüm gerçekliğini, en iyi başka bir insanın ölümüyle yeniden hatırlar ve mümkün olduğunca bu travmatik süreci uzun yaşamama eğilimindedir. Ölümü bilen ve yine de ölmeyecekmiş gibi davranan yalnızca insandır. Diğer canlılar, ölümlü bir canlı olsalar da geleceklerini öngöremezler.
Ölüm, tuhaf dilek ve istekler
Bir insanın ölümünü, yine insan yorumlar. Ancak, ölüm olayı gerçekleştikten sonra ölümü yorumlayan bu insanın, iyi niyetli görünen ve meyyitin hayattayken kendisi hakkında yapılacak bu yorumlara tutumunu hiç bir zaman bilemeyeceğimiz ve bazen yaşının ileri olması nedeniyle, bazen hastalığının türü nedeniyle, bazen fiziksel yapısı nedeniyle ve bazen de koşulları nedeniyle “Allah herkese böyle bir ölüm nasip etsin” veya “öldü de kurtuldu” veya “çok çekti zavallı, ailesi de perişan oldu” veya “çok yaşlıydı zaten” şeklinde ve meyyitten bağımsız olarak sarf edilen bu sözleri, her ölümün erken olduğunu düşünerek kimsenin söylemeye hakkı yoktur. İnsan, ölen bir insan için ancak ve ancak iyi şeyler dileyebilir. Eğer kaybedilen insanın ardından bir şey söylenmek isteniyorsa “Allah rahmet eylesin” veya “ışıklar içinde uyusun” veya “nur içinde yatsın” gibi dileklerde bulunmaktır. Yakınlarına da “başınız sağ olsun” demek dışında bir şey söylemek meyyite saygısızlıktır. Artık yaşamayan bir insanın yaşamını nasıl ve hangi koşullarda sürdürmesi gerektiğine, ölümü takdir etmeye inanç açısından kimsenin hakkı yoktur. Ayrıca, bilimsel olarak bir insanın yaşadığı sürenin uzun veya kısalığına biz bakmayız. Yapılacak tedaviden yarar görüp görmeyeceğine bilimsel çalışmalar ve etik açıdan karar veririz.
İnsan, mezarlıktan evinin yolunu tutarken, ölümü hatırladığından hayatını yeniden kurgular (mı?) İnsanın, ölümlere tanıklıklarına rağmen, onu yok sayabilme ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam edebilme yeteneği vardır. Bu yeteneği sayesinde; para biriktiriyor, yatırım yapıyor, sevişiyor ve daha iyi bir yaşam için mücadele veriyor, bireysel ve toplumsal ideallerinin peşinde koşabiliyor. Hatta insan “ölenle ölünmüyor” diyerek kendisinin ölüme karşı tavrını net ortaya koyup yok sayıyor… Sonra da doğal yaşam çizgisinde ölüme karşı geliştirdiği bu tuhaf umursamazlık sayesinde yaşamaya devam ediyor.
* * *
Görünürlüğü fazla olan insanların “aniden” ölüm travmaları, aynı zamanda toplumsaldır. Hem ölüm nedeninin ve hem de ölüm şeklinin konuşulması, insanları endişelendirebilir. İnsanların üzülmesi yanında, onları korkutan “acaba benim veya yakınlarımın başına da bu ani ölüm gelir mi?” sorusuna vereceği yanıtın “olabilir”liğidir. Soruyu soran, yanıtı biliyordur. Evet! Böyle bir şey sizin de, benim de başıma gelebilir ama maalesef bunun zamanını bilemeyeceğiz.
Ani ölümler
Ani ölüm, psikolojik veya maddi hiçbir hazırlık imkânı bırakmaz insana… Çoğu zaman, ölen kişinin son istekleri kendisiyle asla konuşulamadığından her şey oldukça karmaşıktır ve bu da ölümle ilgili formalitelerin yerine getirilmesini zorlaştırır. Şok halindeyken, bir cenaze töreni düzenlemek son derece yürek parçalayıcı olabilir. Müzmin hastalık nedeniyle beklenen ölümlerden farklı olarak, insan için en korkunç olanı ani ölümlerdir. Yaşından bağımsız olarak ani ölümlerin her zaman ruhsal etkileri daha yıkıcı olmuştur. İnsanın aniden meydana gelen ölüm karşısındaki çarpık ve savruk duruşunun nedeni; kabullenmekte zorlandığı ve yaşadığı dehşeti henüz içselleştirebilecek gerekçeleri kendine sunmuş olamamasıdır. (Bu arada çocuk ölümleri konumuz dışındadır.) Bir vaka olarak karşılaştığımız bu durumun kabullenilmezliği, ölümün değişmez mutlaklığını hatırlamamız ve yalnızlık duygusuyla birlikte, travma yoğunluğunu beynimizin henüz algılayacak bir zamana sahip olamamasıdır. Ölüm o kadar bilinmezliktir ki muğlak bile değildir. Böyle bir şok sırasında insanların tek bir davranış türünde sabit kaldığı görülmekle birlikte, yine de tam bir görüş birliği yoktur. Şok ile karşılaşan insanın yaşı, cinsiyeti, yakınlık derecesi, yaşadığı coğrafya, inancı ve sosyo-ekonomik düzeyi, bu tepkilerin şiddetini etkiler ama ani kayıplara karşı gösterilen reaksiyonlar dramatik şekillerde her kategoride en yüksektir.
Ani kalp ölümü, batı ülkelerinde her 100 ölümün 15-20 sini oluşturur. Kalp damar sistemi kaynaklı ölümlerin çoğundan sorumludur. Bu ölümlerin en sık nedeni, kalp atardamarlarındaki kan akımının aniden kesilmesine bağlı kalp krizidir. Bu duruma “ani kalp ölümü” de denmektedir. “Daha dün oturduk muhabbet ettik, bir şeyi yoktu” ile başlayan ani ölüm hikayelerinin giriş cümlesidir bu cümle... Ani kalp ölümü adlandırması, hadise vuku bulduktan sonraki bir saat içinde gerçekleşen ölümler için kullanılır.
* * *
Volkan Konak’ın ölümünün ardından başlayan tartışmalar, sosyal medyada yapılan paylaşımlar, habercilik refleksi açısından elbette ki araştırmayı mecbur kıldığından gazeteci Özlem Gürses’in “Yaşatabilir miydik biz Volkan Konak’ı?” sorusuna “kesinlikle” diyerek cümleye başlayan meslektaşım için böyle bir refleksi çok “talihsiz” ve “gereksiz” bir yanıt olarak görüyorum. Yapılan çalışmalarda yaş ilerledikçe ani kalp ölümü riskinin yaşlara göre artış gösterdiğini, her yıl özellikle gelişmiş toplumlarda bu oranın gittikçe arttığını ve yapılan müdahalelere rağmen sonuçlar iyileşse de henüz ölüm oranının hastane dışındaki olaylarda yüksek olduğunu görebiliyoruz. Bu nedenle sayın Gürses’in sorusuna yanıt veren meslektaşımın, kurumsal değil, bireysel açıklamaları olduğunu belirttikten sonra, tespitlerin yanlış anlamaları da beraberinde getirebileceğini, değerlendirmelerin görüntüler üzerinden ve veri eksikliğine bağlı olarak subjektif değerlendirmeler olacağını da beyan etmesi gerekmez miydi? Hastane içinde ve hastane dışında yaşanan olaylarda başarı oranının bir çok faktöre bağlı olduğu bu durumda kesinlik üzerine konuşulması bilimsel olarak kabul edilemez. Diğer bazı uzmanların görüşleri ise daha sakin ve oldukça bilimsel normlara uygun konuşmalar olduğundan konunun önemi anlaşılabilir. Ani kalp ölümünün bütün dünyada önemli bir sağlık sorunu olduğu ve müdahalelerde iyileşmelerin daha da iyiye gitmesi için organizasyonların geliştirildiği unutulmamalıdır. Hastane dışında ani kalp durmalarına canlandırma ekiplerinin müdahalesinin en hızlı nasıl olması gerektiği konusunda öneriler var. Ancak bu müdahalelerin ideal olduğu durumlarda bile “kesinlik” yoktur ve başarının bir çok faktöre bağlı olduğu belirtilmektedir. (Olay yerine varış süresi, tanıklı bir kalp durması olup olmadığı, önceki sağlık durumu, ilk müdahalenin nasıl yapıldığı vs.)
Musiki Eserleri Sahipleri Birliği (MSG) başkanı Ferhat Göçer’in olayın takipçisi olması nedeniyle KKTC’deki otelleri ve yetkilileri bir çok kereler bu tür organizasyonlarda sağlık ekibi konusunda uyardığı yönündeki açıklamaları değerlidir. Ancak, her şeyden önce MSG’nin kurumsal olarak böyle bir çağrı ve açıklama yaptığına dair bir haber veya bilgiye ben ulaşamadım. Basına duyurmadan yapılan bu başvuruların örnek olması açısından kamuoyuyla paylaşılmasının değerli olacağını düşünüyorum. Eğer bireysel ve sözel olarak yaptığı uyarıdan bahsediyorsa, bunun resmi anlamda hükmü olmama ihtimali yüksektir. MSG’nin üyelerini koruyan ve KKTC yetkililerine yapılmış bu uyarıları kamuoyuyla paylaşmak, örnek olması açısından iyi etkiler oluşturabilir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalarda ambulansın zamanında geldiğini ve her şeyin bilime ve fenne uygun yapıldığı yönündeki açıklaması var. Bu konuda yetkililerin açıklamaları ve olay yerinde müdahil olan doktorun söyledikleri gerçek kabul edilse bile yine de bilirkişilik müessesesinin harekete geçmesi, sosyal medyada sorulan soruların da yanıtsız kalmaması açısından önemli olacaktır. Bu arada kesin olan bir şey varsa, organizasyonu gerçekleştirenlerin bu konuda yeterli önlemi almadıkları ve henüz bu konuda bir açıklama yapmamış olmaları…
* * *
Sahnede ölümler
Sahnede ölümlere tanık olunan bir çok olay var ve şimdilik medyanın bu örnekleri romantize ettiği yönüyle konuşmayacağız. Aşağıda sahnede gerçekleşen bazı ölümleri sıraladım. Yıllar önce gerçekleşen bu ölümlerin her biri, sosyal medyanın görece zayıf ve hatta olmadığı zamanlarda oldu. Bu olayların her birinde tartışmalar yaşandı… (İsteyen Google’da arama yaparak o döneme ait olan gazetelere ulaşıp tartışmaları okuyabilir.) Sorun şu ki şeker hastalarının bir kısmı hariç olmak üzere kalp krizlerinin çoğu mutlaka bir belirti verir. Bunlar eforlu veya eforsuz göğüs ağrısı, sırt ağrısı, mide ağrısına benzer ağrı, boyun ve çeneye vuran ağrı, sol kol veya her iki kolda ağrı/uyuşma, nefes almada zorluk, bunların her hangi biri veya terleme, mide bulantısı gibi... Sahnedeyken veya çekim setinde bu belirtiler varsa oyuna devam etmemek veya en azından ne olduğu anlaşılana kadar ara vermek en iyisidir. Emin olunuz seyirciler size alkışlarlar. Belirti vermeyen ani kalp ölümlerinin büyük çoğunluğunun nedenleri ise ölümcül bazı ritim bozukluklarıdır.
Sonuç olarak kalp krizi nedeniyle gelişen ani ölümden bahsediliyorsa çok büyük ihtimalle atlanmış veya önemsenmemiş bir belirti vardır.
Şimdi bazı örnekler vereyim ve sonra da yazıyı bitirmeye çalışayım.
The Beat Farmers üyesi Dick Montana, 8 Kasım 1995 günü Kanada, British Columbia’da verdiği bir konser sırasında sahnede aniden yığıldı. Kalp krizi geçirerek öldüğü söylense de daha sonra anevrizma (atardamar genişlemesi) olduğu belirtildi. Sonraki tanıklıklar, Dick’in (böyle demek daha iyi) zaten yakın çevresine bir kaç gündür kendisini iyi hissetmediğini söylediğiydi. O tanıklardan biri, hastaneden aldığı bilgiye göre ölüm nedenini -doktorların açıklamasına dayanarak- “sanırım vücuttaki en büyük atardamarı şişmiş ve en ince yerinden yırtılmış” diye aktarıyordu.
Dick Montana
Komedyen Dick Shawn, 17 Nisan 1987 günü, San Diego'da yaptığı bir gösteri sırasında yüzü seyircilere dönük şekilde yığıldığında herkes, başlangıçta bunun da gösterisinin bir parçası olduğunu sandı. Zaman geçince hareket etmeyen bedenini, sahne görevlilerinden biri basitçe dürttü ve “doktor” diye bağırdı. Dick Shawn’ın ekip arkadaşlarına sahnede her an her şeyi yapabileceğini söylemiş olması ve bunu ekip arkadaşlarına söylerken “düşme” yi bunun dışında tutmuş olabileceğini düşünemeyiz ama bunu kanıtlayacak bir veri elimizde maalesef yok. Son gösterisinde, hareketsiz yatmasının şakayı oldukça abarttığı ve gösteriyi zayıflattığı düşünülene kadar kimsenin aklına kötü bir şey gelmemiş olma ihtimali yüksek. Maalesef bunu da kanıtlamak için elimizde yeterli veri yok. Tartışmalardan biri, yakınında bulunanların neden daha erken davranmadıklarıyla ilgiliydi.
Dick Shawn
Morphine'in solisti ve bas gitaristi Mark Sandman'ın derin ve büyüleyici sesi olduğu, kadınlarca oldukça seksi bulunduğu haber konusuydu. Bu büyüleyici sese sahip Sandman, 3 Temmuz 1999 tarihinde İtalya Palestrina’da havanın 38°C olduğu bir günde, konser sırasında aniden yere yığıldı ve öldü. Doğal olarak, Morphine adına binaen olsa gerektir, akla bir çok uyuşturucu şey geldi ve sahnedeki bu ani kaybı da “madde bağımlılığına” yorumlayanlar oldu. Gerçek şu ki, Sandman’ın uyuşturuculara ilgisi yoktu. Bu grubu yöneten, şarkı sözlerini yazan, bas gitar çalan, şarkı söyleyen ve plak şirketleriyle anlaşmaları yapan kendisiydi. Yeni albümleri için de aralıksız çalışıyor ve arkadaşlarını çalıştırıyordu. Tanıklıklar onun aşırı kontrolcü olduğunu da belirtiyorlar. Buradan stres yükü fazla biri olduğu sonucuna varabiliriz. Sandman’ın ölümünün, yaşam koşullarına bağlı aşırı stres nedeniyle geçirdiği kalp krizi sonucu olduğunu da söyleyebiliriz ama kanıtlayamayız. Bildiğimiz bir diğer bilgi de günde üç dört paket sigara içtiğiydi.
Mark Sandman
Halil Ayan, Trabzon Devlet Tiyatrosu sanatçılarındandı ve 7 Aralık 2009 tarihinde “İstibdat Kumpanyası” adlı oyunda rol alıyordu. Oyun sırasında fenalaştı ve seyircilerin rol sandıkları yere yığılmanın kalp krizi olduğu anlaşılınca kuliste yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Yine sahne olmasa da bir gösteriye binaen söze devam edersek, sağlıklı yaşamın nasıl olması gerektiği konusunda oldukça adından söz ettirmiş “Mr. Organic” olarak tanınan Jerome Irving Rodale, Dick Cavett Show'una katıldığı sırada kalp krizi geçirerek öldü. Sunucu röportaj bittiği halde hareketsiz duran Rodale’ın başlangıçta uyuduğunu sandı. Rodale, az önce sona eren röportajında sağlığıyla övünerek "öyle sağlıklıyım ki dün uzun bir merdivenden düştüm ve aşağı inerken hep güldüm" demiş ve eklemişti "100 yaşına kadar yaşamaya karar verdim.” Mr Organic, oldukça nüktedan biriydi ve "şeker hastası bir taksi şoförü tarafından öldürülmezsem 100 yaşına kadar yaşayacağım" demişti.
Jerome Irving Rodale
John Watson Jr (Johnny "Guitar" Watson), Amerikalı bir müzisyendi. Şovmen ve elektro gitaristti. Yaklaşık 40 yıllık kariyeri vardı ve 17 Mayıs 1996'da Japonya'nın Yokohama kentinde turnedeyken Ocean Boulevard Blues Cafe'de “Superman Lover"ın ilk satırlarını seslendirirken, elini göğsüne koydu ve sırt üstü düştü.
John Watson Jr
* * *
Yazının bitmesine az kaldı…
Bu yazıya binaen “başkaları ne der” diye düşünen ünlüler ve bütün yetişkin insanlar; nefes darlığı, çarpıntı, yukarıda kalp krizi ile ilgili sıraladığım belirtiler, daha önce bayılma öyküsü, daha önce yapılmış kalp tetkiklerinde takip gerektiren problemleri olanlar, kovid hastalığı geçirmiş olanlar, annesi 65 yaşından ve babası 55 yaşından önce kalp hastası olanlar ciddi kalp muayenesinden geçmeleri gerekiyor.
Müdahale eksikliği, tıbbi ekibin olmadığı zamanla sınırlı değildir. Tıbbi ekip gelene kadar her yetişkin bireyin ilk müdahaleyi yapacak kadar bir eğitim alması gerekliliği ortadadır. Yani kurumsal olarak eğitimin en yukarıdan en aşağıya kadar organize edilmesi gerekiyor. Sahnede yaşananlardan sonra gerek sosyal medyada ve gerekse YouTube haber kanallarında bazı uzmanların dile getirdikleri hususlardan biri de defibrilatör denilen, kalbin kan atımı yapmayan ölümcül ritim bozukluklarında işe yarayan cihazın olmaması… Kalp krizlerinde ölümcül ritim bozuklukları görülebilir. Bu nedenle defibrilatörlere ihtiyaç vardır. Büyük alış veriş merkezlerinde, otellerde ve bir çok kalabalık alanda maliyeti düşük bu aletlerin olması her ne kadar önemliyse de eğitimi almamış bireyler olmadığı sürece bir anlamı olmayacaktır. Örneğin uçaklarda defibrillator var ve kabin ekibinden en az biri bu cihazı kullanmayı biliyor. Mahalle aralarında veya toplu yerlerde bazı gönüllüler aracılığıyla bu sorun çözülebilir. Yani benzer ani kalp durmalarında sağlık ekibi gelene kadar ilk olarak müdahalede bulunabilecek gönüllülerden oluşan ekipler kurulabilir.
Her birimizin veya yakınlarımızın başına gelecek bu olayda şöyle bir deney yapabiliriz; herkes yaşadığı yerde en yakın alış veriş merkezi veya otele gidip “defibrilatör” veya “kalp elektro şok cihazı nerede?” diye güvenlik görevlilerine sorabilir. Umarım herkes tatmin olacağı bir yanıt alabilir. Şöyle bir soru sorarak devam edeyim, bu yazıyı okuyan kaç insan aniden yere yığılan bir insanın kalbinin çalışıp çalışmadığını kontrol edebiliyor? Bu yazıyı okuyan kaç insan kalbi durmuş bir insanın solunum yolunu açık tutmayı ve kalp masajı yapmayı biliyor? Devam edelim; bu yazıyı okuyan kaç insan ambulans gelene kadar bu müdahaleyi sürdürmek için hastayı hangi pozisyonda tutması gerektiğini biliyor? Veya dağın başında göğsü ağrıyan bir insana ne yapılması gerektiğini kaçımız biliyoruz?
Yani sorun defibrilatörün olmasıyla çözülmüyor maallesef. Şimdi buradan bazı insanlar donanımın önemini inkar etttiğim gibi bir sonuca varmasınlar lütfen. Her bireyin belirli periyotlarla “ilk müdahale” kursu almasının önemini anlatmaya çalışıyorum. Bu eğitimin her yetişkin için mecburi olmasını savunuyorum. Eminim çoğunuzun aklına; askerlik görevi sırasında, ehliyet alırken, iş güvenliği eğitimlerinde ve bazı kurumlarda bu eğitimin zorunlu olması nedeniyle bildiğinizi söylemek gelecektir. Test edilmeyen, simüle edilmeyen, tekrar edilmeyen, tatbikatı yapılmayan bilgi eskir ve/veya unutulur. Dediğiniz gibi olsaydı, yani ehliyet alırken kurslarda verilen ilk yardım eğitimi yetseydi, haber bültenlerinde bu kadar hatalı girişimler görmezdik. Hâlâ bayılan birini kaldırmaya, yüzüne kolonya ile sıvazlamaya çalışan bir kültürden, yüksek tansiyon için sarımsak kullanan veya limonlu su içiren bir geleneği sürdürüyoruz. Bu nedenle asıl önemli olan defibrilatör cihazının olmadığı yerlerde bir insanı yaşatabilmek için yeterli bilgi ve beceriye sahip gönüllü ekipler oluşturmaktır.
İtalya-Floransa’da acil durumlar için Defibrilatör
Bütün iş yerlerinin, iş yeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının, meslek odalarının, birliklerin, sağlık otoritelerinin, eğitim kurumlarının ve denetleyen devletin resmi kurumlarının bu eğitimleri sürekli tekrarlanması için birlikte çalışmaları iyi olacaktır. Ayrıca kalabalıkların olduğu yerlerde özellikle organizasyon firmalarının gerekli hassasiyeti göstermeleri için ambulans ve sağlık ekibi hazır olmadan etkinliğin başlamaması konusunda denetimler arttırılabilir. Sosyal medya çalışmaları yapılabilir.
Toplulukların bulunduğu yerlerde, yalnızca kalp hastalıkları için değil, diğer aniden gelişen sağlık sorunları için de bir ekibin olmasının gerekliliği tartışılmazdır. Bu konuda Türkiye Futbol Federasyonu, UEFA ve FIFA üzerlerine düşeni yapıyorlar. Bizler, dizilerde tıbbi danışmana ücret ödememek için bir çok saçmalıkları her gün izleyip dalga geçen bir toplumuz…
Kovid aşısı ve ani ölümler
Volkan Konak’ın ölümünden sonra ve yaşanan diğer ani ölümler sonrasında aşı karşıtları hemen kovid aşısını suçladılar. En son yapılan çalışmalardan biri de gösterdi ki; kovid enfeksiyonu geçirenlerde kalp krizi riski, kovid hastalığı geçirmeyenlere göre anlamlı derecede yüksek. Aşı yapılanlarla, aşı yapılmayanlar karşılaştırıldığında kalp krizinde bir artış yok. Sağlık bakanlığının da bu konuda daha önce yaptığı bir açıklama var.
Kovidin yukarıdaki araştırmada da ortaya konduğu gibi kalp krizi riskini arttırdığını artık biliyoruz. İnsanlık büyük bir pandemi atlattı ve kovidin özellikle damarlar üzerine etkisi de bilindiğine göre; eğer kovid geçirmiş insanlar o zamandan beri kalp muayenesinden geçmemişlerse daha fazla ertelemezlerse iyi olur diye düşünüyorum. Kovidin damarlar üzerine etkisi, en nihayetinde mekanik bir olaydır. Kan akımının engellenmesi nedeniyle kriz meydana getirebilir. Mekanik problemler, mekanik olarak çözülürler.
Ve sonuç olarak; aniden meydana gelen ölümler sonrası yapılan tartışmalar, meyyitin değil; geride kalanların sorunudur.
(Yazıya katkıları nedeniyle Dr. Özer Ali Sezer’e teşekkürler)
Önemli not: Bu yazıda ele alınan bütün hususları ve çözüm önerilerini doktorunuzla konuşmadan tatbik etmeniz durumunda hiç bir sorumluluk kabul etmediğimi belirtir, sağlıklı günler dilerim…


