Güdümlü seçimler diktatörlerin kontrolü ellerinde tutmak için sahip oldukları en etkili araçlardan biridir:
- Seçimler, halk arasındaki hoşnutsuzluğun nerede yoğunlaştığını belirler ve rejimin bu bölgelerde harcamaları yapmasını ya da baskıyı artırmasını sağlar.
- Seçimleri tamamen kaldırmak, uluslararası alanda rejimin meşruiyetini yok eder, uluslararası finans kuruluşlarından izolasyon gerçekleşebilir.
- Seçimde başarı hile ile sağlanmış olsa bile , halka "Direniş nafiledir; herkes bizi destekliyor." mesajını verilir. Seçim iptal edildiğinde bu olasılık ortadan kalkar.
- Bazı araştırmalara göre, seçimlerin yapılmaması, rejimin yenilmezlik imajını yıkar, diktatörün seçim kazanamayacak kadar zayıfladığını belirtir.
- Seçimleri kaldıran otokratların rejim çöküşü yaşama ihtimali, seçim yapmayı sürdüren diktatörlere göre daha yüksektir. Seçimleri iptal eden diktatörlerin devrildiklerinde öldürülme, hapse atılma veya sürgüne gönderilme ihtimali katlanarak artmaktadır.
Bu nedenle seçimler en sert diktatörlüklerde bile hemen her yerde yapılmaktadır:
Suudi Arabistan ve Eritre hariç, tüm otoriter sistemler seçimler düzenler. Yalnızca tek bir adayın yarışmasına izin verilen Kuzey Kore'den, sadece Kremlin onaylı adayların yarışabileceği Rusya'da ve seçimlerin tamamen sembolik olup bir tür kutlama gibi görüldüğü Çin ile Orta Asya cumhuriyetlerine kadar her yerde bir şekilde seçim yapılmaktadır.
Bütün bunlara rağmen Nikaragua diktatörü Daniel Ortega ülkesinde bundan böyle seçim yapılmayacağını açıklamıştır!
Ortega’nın bu noktaya nasıl vardığına bakmakta yarar var:
Ortega, çoğunluğun muhalefetine rağmen 2006 seçimlerini sadece %38 oy oranıyla kazanmayı başarmıştı; 2009 yılında, iktidar kontrolündeki Yüksek Mahkeme, anayasadaki başkanlık dönemi sınırlamalarını iptal ederek onun 2011'de tekrar aday olabilmesini sağladı.
Ortega, 2014 yılında, Meclis'teki çoğunluğu sayesinde anayasayı değiştirerek başkanlık dönemi sınırlarını tamamen kaldırdı ve kararnameyle yönetme yetkisini elde etti.
Sosyal güvenlik kesintileri nedeniyle ülke çapında hükümet karşıtı protestolar patlak verdiğinde güvenlik güçleri çok sayıda protestocuyu öldürdü, binlercesini yaraladı ve yüzlerce muhalif lideri, gazeteciyi ve öğrenciyi sürgüne zorladı.
2021 başkanlık seçimleri öncesinde Ortega, yedi olası başkan adayını, onlarca sivil toplum liderini, iş insanını tutukladı, düzmece bir seçim yapıldı, Ortaga yine kazandı.
Seçimlerinin ardından sürgündeki yüzlerce muhalif ve siyasi mahkûmu vatandaşlıktan çıkarıldı, mal varlıklarına el konuldu. Yapılan anayasal değişikliklerle Ortega, eşi ve Başkan Yardımcısı Rosario Murillo'yu resmen "Eş-Başkan" olarak atadı.
Ve Ortega, 2026 da Nikaragua'da seçimlerin sona erdiğini ilan etti!
Elalem Mersine giderken Ortega neden tersine gitti?
Ortega'nın eğitim ve kültür altyapısı, gençlik yıllarındaki öğrencilik aktivizmi ve devrimci komutanlık geçmişine dayanmaktadır:
Ortega, gençliğinde özel okullarda ve Katolik liselerinde öğrenim gördü. 1960'ların başında Managua'daki Orta Amerika Üniversitesi'nde hukuk okumaya başladı ama yaklaşık bir yıl sonra okulu bıraktı yani bir üniversite diploması bulunmamaktadır.
Eski Başkan Yardımcısı ve yazar Sergio Ramírez ile şair Ernesto Cardenal gibi kimselerin anılarında,
- Ortega’nın hiçbir zaman okumaya, teoriye veya eğitime meraklı biri olmadığı vurgulanır.
- Yoldaşları, onun "asıl okulunun" lise veya üniversite değil; 1967-1974 yılları arasında banka soygunu suçlamasıyla yattığı El Modelo hapishanesi ve ardından Küba’da aldığı gerilla eğitimi olduğunu belirtirler.
Bu bilgiler diğer mevkidaşları yani diktatörler seçim yapmayı sürdürürlerken onun farklı davranmasının nedenleri arasında kültür altyapısı yetmezliğinin bulunabileceğini düşündürüyor: Böyle eksikliği olan biri, bu gibi önemli durumlarda doğru kararlar alamayabilir ve de bazen doğru yollar önerebilecek olan danışmanlardan gayrısına fikir sormayı tercih edebilir.
Bütün bunlar bana bazı sahnelerini hatırladıkça hala çok güldüğüm bir Woody Allen filmini hatırlatıyor: Bananas yani Muz adlı filmde ( 1971 ) Woody Allen, bir latin Amerika ülkesinde tesadüfen dağlardaki isyancı güçlerin arasına karışır.
Devrim başarıya ulaşır ve isyancıların lideri General Esposito iktidar hırsıyla aklını şaşırır ve kalabalığa tuhaf emirler yağdırmaya başlar:
"Şu andan itibaren resmi dilimiz İsveççe olacaktır!"
"Ve tüm vatandaşlarımızın iç çamaşırlarını her yarım saatte bir değiştirmesi zorunlu kılınmıştır. Kontrol edebilmemiz için iç çamaşırları dışa giyilecektir!"
"Ayrıca, on altı yaşından genç bütün çocuklar şu anda on altı yaşında sayılacaktır!"
Ancak, Banana filminde gördüğümde güldüklerimi gerçek yaşamda izlediğimde bu sığ adamların ve onları yanlış yönlendiren güdüklerin kurbanı olacak çok sayıda insanı düşünüyor ve üzülüyorum.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


