Amerikalı yazar Kressmann Taylor’ın 1938'de yazdığı ve tiyatroya uyarlanan "Bu Adreste Bulunamadı" adlı eser, Gencay Gürün’ün yönettiği Tiyatro İstanbul’da sahneye konmuş; oyunda Can Gürzap ve Cihan Ünal rol almıştı.
Oyunda 1932-1934 yılları arasında, San Francisco’da yaşayan bir Yahudi olan Marks Eisenstein ile Almanya’da bulunan yakın dostu Martin Schulse arasındaki mektuplaşmalar aktarılır.
İlk mektuplarda birbirlerine olan yakınlıkları ve bundan kaynaklanan özlemleri açıkça görülür. Ancak Almanya'da Nazi rejiminin yükselişiyle birlikte ilişkilerinin seyri değişir: Zamanla Martin’in mektuplarının tonu soğuklaşır. Martin, Marks'a artık bir Yahudi ile mektuplaşmasının kendisi ve ailesi için tehlikeli olduğunu, bu yüzden kendisine bir daha yazmamasını istediğini söyler.
Marks'ın Berlin'de yaşayan kız kardeşi, Nazi rejimi tarafından izlenmektedir. Kadın, saklanabilmek umuduyla Martin'in evine gider. Ancak Martin genç kadını içeri kabul etmez ve kadın yakalanır.
Kardeşinin ölümünü öğrenen Marks, Martin'den intikam almaya karar verir. Martin’in "Bana sakın yazma, mektuplar sansüre takılıyor, hayatım tehlikede" uyarısına aldırmaz; ona düzenli olarak şifreli izlenimi veren mektuplar göndermeye başlar. Alman sansür memurları bu mektupları Martin’in Yahudilerle iş birliği yaptığı veya casusluk faaliyeti yürüttüğü şeklinde yorumlar.
Marks'ın Martin'e gönderdiği son mektup, Almanya'dan üzerinde "Bu Adreste Bulunamadı" kaşesiyle Marks'a geri gelir: Akla gelen en güçlü olasılık, Martin'in Nazi rejimi tarafından götürülmüş olmasıdır.
Bir insanın iktidar baskısından korkarak en yakın arkadaşına "Artık bana yazma!" demek zorunda kalması son derece acı ve tiksindiricidir. Ancak bu durum geçmişte yaşanmıştır ve günümüzde de yaşanmaktadır. Benzer koşullarda çıkar uğruna yaşanan daha büyük ihanetler ve sapmalar göz önüne alındığında, MÖ 3. yüzyılın sonları ile MÖ 2. yüzyılın başlarında yaşamış Romalı tiyatro yazarı Plautus’un o ünlü sözü bir kez daha doğrulanır: "İnsan, insanın kurdudur."
Gerçek böyleyse bu insanlık ayıbının bazı örneklerini anımsamak ve bunları irdelemek; benzerleriyle karşılaştığımızda hayıflanmak yerine daha etkili tepkiler sergileme imkânı sağlar mı?
"Belki" deyip deneyelim:
A. Hitler’in Yahudi Generali Erhard Milch
I. Dünya Savaşı'nda çarpışıp rütbeler alan, ardından Lufthansa'da çalışarak şirketi birinci sınıf bir sivil hava yoluna dönüştüren Milch; Hitler ve Göring ile tanışmıştı.
Hitler kendisine, "Partide hava kuvvetleri hakkında sizin kadar bilgisi olan çok az kişi var. Hava kuvvetlerinin oluşturulmasına yardım etmelisiniz." dediğinde işi kabul etti. Ancak ciddi bir sorun vardı: Babası Yahudi'ydi ve Almanya’yı mahvedenlerin Yahudiler olduğunu savunan Nazi rejiminde böyle bir atama gerçekleşemezdi!
Bu sorun nasıl çözüldü? Annesi, Milch’in gerçek babasının Yahudi kocası değil, Alman dayısı olduğunu belirten yeminli bir ifadeyi Hagen Emniyet Müdürlüğüne verdi. Dayısı ve kocası vefat etmişti. Bu "kanıtlar" Hitler'e sunulduğunda Hitler bunu kabul etti ve böylece Milch’in Yahudi olmadığı saptanmış oldu.
Milch savaştan sağ çıktı ve İkinci Nürnberg Duruşmalarında Yahudi soykırımı sorulduğunda bu konuda hiçbir bilgisi olmadığını söyledi. Ancak Dachau'da gerçekleştirilen insan deneylerinden haberdar olduğunu gösteren belgeler ortaya çıktı. 1947'de müebbet hapis cezasına çarptırıldı; fakat cezası indirilerek 1954'te tahliye edildi. Daha sonra Alman havacılık sektörüne geri döndü ve 1972'deki ölümüne kadar orada çalıştı.
Nürnberg Mahkemeleri sırasında sanıkları ve tanıkları muayene eden Amerikalı psikiyatrist Dr. Leon Goldensohn, görüşmelerini içeren The Nuremberg Interviews (2004) başlıklı eserinde onun aşırı derecede kibirli ve empati yetisinden yoksun olduğunu belirtir. Milch, işlediği suçlar veya insan deneyleri konusunda pişmanlık göstermemiş; sadece kendi teknik başarılarını ve zekâsını övmüştür. Goldensohn, onun kriz anlarında bile benmerkezci imajını koruma çabasını narsistik bir davranış olarak tanımlar.
Bryan Mark Rigg ise Hitler's Jewish Soldiers (2002) başlıklı kitabında; Milch'in annesinin itibarını çiğneyip babasını reddederek kendi durumunu ve hayatını güvenceye almaya odaklanmasını, etik değerlerden arınmış sosyopatik bir tutum olarak değerlendirir.
B. Norveç Nazi Partisi Lideri Vidkun Quisling
II. Dünya Savaşı sırasında ülkesini Nazi Almanyası’na teslim etmiş bir siyasetçidir. Düşmanla yaptığı iş birliği, adının dünya dillerinde "iş birlikçi hain" anlamına gelen bir kavram kazanmasına yol açmıştır.
Quisling’in 1933’te kurduğu Ulusal Birlik Partisi, seçimlerde tek bir sandalye bile kazanamamıştı. Onun halktan göremediği desteği dış güçlerin yardımıyla elde etmek istediğine inanılır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler ile görüşmüş ve ona Almanya’nın İngiltere’den önce Norveç’i işgal etmesi gerektiğini söylemişti. Alman birlikleri Norveç'e saldırdığı gün ulusal radyoyu ele geçirerek kendini başbakan ilan etmiş, Norveç ordusuna "Almanlara karşı direnmeyi bırakın" emrini vermişti.
Bu kişi, işgal sürecinde Norveçli Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmesini sağlamış ve direnişçileri idama mahkûm ettirmiştir.
Savaş sona erince Quisling tutuklandı, yargılandı ve ölüm cezasına çarptırıldı.
Quisling'i mahkûm olduktan sonra üç seans boyunca inceleyen adli psikiyatrist Dr. Johan Fredrik Scharffenberg, onun sağduyudan yoksun olmasa bile derin bir gerçeklik duygusu eksikliği yaşadığı sonucuna varmıştı. Zihinsel melekeleri yerindeydi ve adalet önüne çıkarılmasına engel olacak psikiyatrik bir durum yoktu. Adli tıp açısından bu, onun eylemlerinin sorumluluğunu üstlenebilecek durumda bir psikopat olduğu anlamına geliyordu.
İdamın ardından psikiyatri profesörü G. Langfeldt, 1969 yılında dava hakkında bir kitap yazarak onu; hayatının sonuna kadar bir ceza kurumunda tutulması gereken, periyodik olarak alevlenen paranoyak bir sosyopat olarak tanımladı.
C. Hitler yandaşı tanınmış Norveçli yazar Knut Hamsun
23 Haziran 1945'te Hamsun; vatana ihanet, memleketine saldıran Nazileri desteklemek ve yurttaşlarını devlete karşı suç işlemeye teşvik etmekle suçlanarak yargılandı. Sürgündeki Norveç hükümeti tarafından çıkarılan ve vatan haini Quisling’in partisine üyeliği suç sayan yasayı da çiğnemişti.
Hamsun muayene edilmek üzere psikiyatri kliniğine sevk edildi. Uzun süren değerlendirmelerin ardından psikiyatristler, Hamsun'un akıl hastası olmadığını ancak "kalıcı olarak bozulmuş zihinsel yetilerden" muzdarip olduğunu belirttiler. Ayrıca şunları eklediler: "Öte yandan, yaşı göz önüne alındığında ilgi alanlarının ve hafızasının yaşının gerektirdiğinden zayıf olmadığı ifade edilmelidir."
Çelişkilere rağmen Başsavcı; ileri yaşı ve ileri derecede sağır olması nedeniyle sanığa karşı davayı sürdürmenin kamu yararına hizmet etmeyeceğini belirtti. 11 Şubat 1946'da Hamsun'a "iyileşmez" raporu verilerek önce akıl hastanesinde tutuldu, ardından serbest bırakıldı.
Hamsun ile ilgili tanılar; "Bir akıl hastalığı olmaksızın, yaşlılığa bağlı bilişsel zayıflama ve işitme kaybının getirdiği izolasyonla birleşmiş, narsistik-paranoid kişilik yapısına dayalı ideolojik körlük" olarak özetlenebilir.
Hamsun, 1952 yılında 92 yaşında yoksul ve yalnız bir adam olarak öldü.
Sonuç
Örnekler az değildir; ancak iyi irdelenmiş bu üç vaka bize belli bir fikir vermektedir: Olayların temelinde empati yoksunluğuna, narsisizme, sosyopatlığa ve paranoyaya rastlandığını anlıyoruz.
Peki düşünürler, felsefeciler ve yazarlar bu konularda ne demişler?
Platon (Eflatun), "Devlet" adlı eserinde devleti yönetenlerin veya devlette görev alanların kişisel çıkar peşine düşmesini devletin çöküşünün ana sebebi olarak görür. Çıkarını öne koyan yöneticilerin rejimi "tiranlığa" dönüştürdüğünü söyler.
Brecht, "Baskı altında gerçeği yazmak için cesaret gerekir. Ama daha da kötüsü; iktidarın yanında yer alıp onun yalanlarını onaylayanlar bunu korkudan değil, o düzenin sunduğu küçük ayrıcalıkları kaybetmemek için yaparlar." der.
Dante ise bu durumu Platon’dan da Brecht’ten de çok daha çarpıcı biçimde tarif eder: İlahi Komedya’da, makam ve çıkar uğruna güce yaltaklanan dalkavuklar Cehennem’in 8. Halkası’nda insan pisliği içinde yüzerler.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


