Komşumu Meclis’e gönderiyorum

Komşumu Meclis’e gönderiyorum

Özgür Özel’in dünkü açıklamalarından sonra teorik olarak artık TBMM’ye gidecek vekillerin sorumluluğu genel başkan ve genel merkezde değil, bizzat seçmende olacak. Seçim günü verdiği kararın sorumluluğu yerine mahallesinden Meclis’e gönderdiği vekilin sorumluluğunu taşımaya istekli bakalım kaç kişi çıkacak.

Komşumu Meclis’e gönderiyorum

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in epey ses getiren dünkü grup toplantısında yaptığı konuşmada dikkatimi en fazla çeken, “Temel siyaset organı artık ilçe yönetim kurulu ve ilçe başkanı değil siz üyelerin oluşturduğu ilçe meclisleridir,” sözü oldu. Bu da beni 30 yıl öncesine, İstanbul’da yapılan Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı (Habitat II) dönemine götürdü. 

Türkiye'de sivil toplumun yerel karar alma süreçlerine katılımını sağlayan Yerel Gündem 21 programları o dönem epey bir heyecan uyandırmıştı. 3-14 Haziran 1996’da yapılan Habitat II konferansı sayesinde İstanbul’un altyapısı epey bir elden geçmişti. O güne kadar isimleri duyulmamış pek çok çevre ve sivil toplum kuruluşlarıyla tanıştık bu sayede. Zirve öncesi 30-31 Mayıs 1996 tarihleri arasında yüzlerce belediye başkanı bir araya gelerek yerel yönetim bildirgeleri hazırladı, "herkese yeterli konut" ve "sürdürülebilir yerleşim" hedefleri doğrultusunda Türkiye'de kentleşme sorunları ulusal basının ve akademinin odağına yerleşti. Yerleşti ve 2026’da konut ve sürdürülebilir yerleşim konusunda geldiğimiz nokta ortada. Konut ve yerleşim konusunda bir arpa boyu yol katedemesek de Habitat’ın Türkiye’ye en önemli hediyesi kent konseyleri oldu. 

Habitat’tan yaklaşık on yıl sonra 2005’te Belediye Kanunu’nda yapılan bir eklemeyle Kent Konseyi Yönetmeliği çıkarıldığında ülke genelinde birbiri ardına kent konseyleri kurulmaya başlandı. Teorik olarak kadın ve gençlik komisyonları yoluyla dezavantajlı grupların yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine katılımı sağlanacaktı. Ayrıca imar, çevre, kültür gibi spesifik sorunların çözümü için sivil toplum ve yerel yönetim ortak projeler üreteceklerdi. Ve aradan geçen bunca yıldan sonra Türkiye çapında uygulamada olan kent konseyleri içinde sadece Bursa Nilüfer Kent Konseyi hâlâ ayakta ve karar alma süreçlerine halkın katılımı açısından belirli bir çizginin üzerinde. Üç yıl önce Ankara’da izlediğim bir kent konseyi toplantısı durumun pek de iç açıcı olmadığı göstermişti. Belediye başkanı gelip bir açılış konuşması yapıp belediyenin ne şahane şeyler yaptığını anlatmış ve gitmişti. Mahallelerden gelen katılımcıların aktardığı sorunlar ise prosedür gereği raporlanıp tozlu raflardaki yerlerini almıştı. Böyle olduğunu nereden mi biliyorum? Çünkü aktarılan sorunlar ve taleplerle ilgili olarak belediyeden hiçbir geri dönüş olmamıştı. İşin ilginç yanı, katılımcıların da bir umudu olmasa gerek, bizim talepler ne oldu diye işin peşine kimse düşmemişti. 

Şimdi diyeceksiniz ki, “Kent konseyleri, katılımcılık ve belediyeler ile Yeni Parti’nin katılımcılığı arasında ne ilişki var?” Bence çok ciddi bir ilişki var. Öncelikle katılımcılık ve ısrarlı takip kültürü açısından ciddi bir ilişki söz konusu. Davet eden ve davet edilen ilişkisindeki ast-üst dengesi nasıl kurulacak?

Oy verme konusunda çok ciddi bir tutkuya sahip Türkiye’nin (burada Yeni Partililerin diyelim) oy verdikten sonraki davranış biçiminin pasif yapıda olması çok ciddi bir dezavantaj. Büyük destekle kurulan sivil toplum kuruluşlarının bile bir süre sonra genel kurul yapacak kadar bile üye toplayamamaları hepimizin bildiği “olağan” bir durum. Seçmenin genel başkanını bile kendi seçeceği bir sistem Türkiye için gerçekten devrim niteliğinde ancak sorun seçim günleri ne kadar katılımın olduğu değil, iki seçim arasında geçen sürede kaç seçmenin seçtiklerini takip edeceği ve taleplerini TBMM’ye götürmeleri için ne kadar baskı yapacağı. Tabi bu aşamaya kadar Yeni Parti’nin bu sistemi tanıtmak ve benimsetmek için nasıl bir çalışma yapacağı da önemli. Yeni Parti’den yapılan açıklamaya göre, 44 il ve 639 ilçede parti örgütlenmesinin altyapısı tamamlanmış. Özel, “Üye sayısı, nüfusu ve imkanları müsait olan tüm mahallelerimizde mahalle meclislerinin esas olduğu yeni bir örgütlenme modelini kuruyoruz. Temel siyaset organı artık ilçe yönetim kurulu ve ilçe başkanı değil siz üyelerin oluşturduğu ilçe meclisleridir,” dedi. 

Teorik olarak artık TBMM’ye gidecek vekillerin sorumluluğu genel başkan ve genel merkezde değil, bizzat seçmende olacak. Seçim günü verdiği kararın sorumluluğu yerine mahallesinden Meclis’e gönderdiği vekilin sorumluluğunu taşımaya istekli bakalım kaç kişi çıkacak. Bir de bu durumda daha şimdiden yeni örgütlenmenin ve seçmene düşen sorumluluğun anlatılacağı 639 ilçe var. Benim önerim Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu tarzında bir örgütlenme uzmanına görev verilmesi. Malum Aksu tuttuğunu koparan bir örgütlenme uzmanı. Grevler arasında koşuşturmaktan Yeni Parti’ye ilgi göstereceğini sanmıyorum Aksu’nun ama şu anda Özel ve arkadaşlarının ihtiyacı tam da bu kararlılıkta bir örgütlenme uzmanı. 

İlgili İçerikler