Ne, onlar kamunun muydu?

Ne, onlar kamunun muydu?

Uzun zamandır, çökmek, kusturmak gibi sözcükler uzun konuşmaların yerini almış durumda. “Çöktüler...” denince kişinin ne demek istediği şıppadanak anlaşılıyor, “kusturdular..." denince de!

Ne, onlar kamunun muydu?

30’lu yaşlardaki arkadaşlarımla konuştuğumda, hele konu geçmiş ise aynı geçmiş hakkında konuşamamak eskiden çok şaşırtırdı beni. Zamanla kabullendim. 30’lu yaşlardakilerin bildikleri tek geçmiş zaman, AKP’li zaman. Jargon da haliyle epey değişik. Mesela epey bir zamandır, çökmek, kusturmak gibi sözcükler uzun konuşmaların yerini almış durumda. “Çöktüler...” denince kişinin ne demek istediği şıppadanak anlaşılıyor, “kusturdular..." denince de!

Aslında her dönemde benzer kısaltmalar anlaşmayı kolaylaştırıyor galiba. Uzun uzun tahlillere, istatistiklere gerek yok, çağ hız çağı, bir de bezginlik ekleniyor ruh durumlarımıza. Benim üniversite yıllarımın popüler benzetmelerinin başında da “arpalık” geliyordu mesela. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT), İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) hakkında konuşurken babam da ben de hatta çok bilmiş anneannem de “arpalık” sözcüğünü sıklıkla kullanırdık. (Evde oturmuş, ailecek 24 saat bunun için dertlenmezdik, yanlış anlaşılmasın, kahkaha da boldu.) Sonra Turgut Özal bir güneş gibi doğdu hayatımıza da “arpalık” mevzusu kapandı. Tüm KİT’ler ve İDT’ler sırayla özelleştirilmeye başlandı, devlet kanatsız bir kuş misali hafifledi de hafifledi. Sağ olsun 58, 59 ve 60’ıncı hükümetlerde maliye bakanı Kemal Unakıtan da Özal’ın mirasını iştahla kucakladı ve kalan üç beş parçayı da “babalar gibi” sattı. Daha da bir ferahlık geldi üzerimize.

Gerçi ne KİT ne de İDT değil ama özelleştirme sırasında şimdi de sırada özel bütçeli bir kamu idaresi olan Karayolları Genel Müdürlüğü’ne bağlı otoyol ve köprüler var. Hemen düzeltme yapayım, özelleştirme değil, işletmesinin 30 yıllığına devri var. Bu konudaki ayrıntılı bilgi için T24 yazarı Çiğdem Toker’in önceki günkü yazısı son derece aydınlatıcı. Bu kez gerekçe zarar değil, bakım masrafları! Devlet biraz daha hafiflemek istiyor benim anladığım.

Bu kamu yatırımlarının zaman içinde devlet zararlısı ilan edilmesi hep ilginç gelmiştir bana. Eski maliye müfettişi, Hazine Genel Müdür Yardımcılığı ve 1960 darbesinden sonra da maliye bakanlığı yapan Kemal Kurdaş’ın biyografisi, Hayatım Mücadeleyle Geçti kitabını hazırlarken bu soruyu ona da sormuştum. Kurdaş, “Hazine’deyken İDT’ler bana bağlıydı. 1950’ye kadar bu teşekküllerin zarar etmesi diye bir şey yoktu. Zaten bunlar devlete kaynak yaratmak için kurulmuşlar. O zaman devletçiliği öyle savunurlarmış. Hakikaten onlar, kendi yatırımlarını kendileri finanse ederlermiş. Ben de Hazine’deyken 52-53’te İDT’ler kâr ederlerdi ama ondan sonra Adnan (Menderes) Bey’le birlikte zarar etmeye başladılar. Tabi siz bir yere, kadrosu 1500 iken, 3 bin kişi yığarsanız, zarar eder.” Kurdaş bunu önlemek için ne yaptınız diye sorduğumda, “İktisadi Teşekküller Kanunu’nu değiştirelim dedik,” diye cevap vermişti. Sonrasını ise şöyle anlatmıştı: “Politikacı tabi, o kanunu hiç dinlemedi, istediği gibi oynadı. Zaten teknik adam diye getirdikleri adamların çoğu alelade politikacı oldular. Hadi onlar diyelim görünen şeyler, fakat bir de görünmeyen şeyler var. Devletin politikaları, iktisadi teşekkülleri yaşatmıyor. Mesela bugünlerde yapılan hata şudur: Fazla değerlenmiş döviz kuru, bu teşekküller için ölüm fermanıdır. Çünkü onu uygulamak zorunda o, kaçamaz, döviz kaçakçılığı yapamaz.”

Peki maliye bakanı olduktan sonra bu konuda bir şey yapamaz mıydı Kurdaş? Ona da şu cevabı vermişti: “İktisadi devlet teşekkülleri Muamele Vergisi’ne tabiydiler. Büyük işletmeler halinde oldukları için neredeyse sadece onlar vergilerini öderlerdi aslında. Bakan olduğumda durum çok değişmişti, altı senedir vergilerini ödememiş kurumlar vardı. Aklım almadı, bunların nasıl hile yaptığına, vergisini ödemediğine. Hepsinin umum müdürüne telefonlar açtım. Mesela Devlet Demir Yolları Umum Müdürü ile şöyle bir konuşmam oldu:

- Kardeşim sen vergini ödememişsin, nasıl olur?

- Oluyor efendim.

- Peki, bilet parası alıyor musun? Alıyorsun.

- Yetmiyor efendim…

- Artır sen de! Maliye, demir yollarını da mı finans edecek? Bak, ciddi tedbir alırım haa...

Gelirler Genel Müdürlüğü’ne bir arkadaşımı koyduk, Ahmet (Alparslan), 59 Ahmet derdik Mülkiye’de. Sert bir çocuk. Durumu anlattım, tedbir almasını istedim. Tabii ben bunu söylerken Ahmet’in yapacaklarını tahmin etmemiştim. Sen gönder adamlarını, Ankara Garı’nın bilet gişelerine oturt, bütün bilet paralarını al! Bana telefon ettiler, ‘Efendim sizin adamlar geldi, bizim bütün tahsilâtımızı elimizden alıyorlar.’ Ahmet’i aradım, ne olduğunu sordum. ‘Gönderdim adamlarımı, aldım paraları,’ dedi."

Bugünden bakınca geçmişteki “arpalık” kurumların sorunları gerçekten masum kalıyor. Şimdiye kadar zarar eden kamu kurumlarının satılarak devletin mali yükten kurtulması bahanesi vardı peki şimdi var? “Zarar etmiyor ama bakımı çok pahalı!” Oysa otoyol ve köprülerin kârlı olduğu ortada. Görünen, kurt kuzuyu yemeye karar vermiş, artık suyun nereden aktığının bir önemi yok.

 

 

İlgili İçerikler