Şimdi sırası değil, peki ne zaman gelecek?

Şimdi sırası değil, peki ne zaman gelecek?

Yeni Parti, var olan (eski) CHP milletvekilleriyle kuruldu. Söylenen, her şey yoluna girdikten sonra milletvekillerinin tespitinde her kesimin temsil edileceği. Umarım benzemez ama geçmişte CHP’de benzer bir girişimde bulunulmuştu. Bülent Ecevit’in işçi ve esnaf kesiminin partide daha fazla temsil edilebilmesi için verdiği önerge kabul edilmiş ve ülke genelinde yüzde 15’i geçmemek koşuluyla, işçi ve esnafın yoğun olduğu bölgelerde aday belirleme yetkisi genel merkeze verilmişti. CHP’nin beyaz yakalı görünümünden kurtulması için atılan bu adımın sonucunda 1961 seçimlerinde hepsi listelerin son sıralarına yerleştirildikleri için CHP’den meclise sıfır (rakamla 0) işçi kökenli milletvekili girmişti!. O yılın seçimlerinde TBMM’ye giren tek işçi ise AP’den seçilen sendikacı Saim Kaygan olmuştu.

Şimdi sırası değil, peki ne zaman gelecek?
Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun çıkışından sonra 1963’te Türkiye işçi sınıfı tarihinde ilk yasal ve başarılı grevlerden biri olarak bilinen Kavel Kablo Fabrikası grevi.

Yeni Parti’nin kayyumdan kuruluşuna kadar geçirdiği süreci izlerken “şimdi sırası değil” klişesinin ilk ne zaman kurulacağını ister istemez bekledim. İçinde bulunduğumuz şartlara bakınca “eh haksız da sayılmazlar” dediğim de çok oldu itiraf edeyim. Ne de olsa ahir ömrümüzde hiç normal şartlar altında gün görmedik! Yine de insan ister istemez, “şimdi değilse, ne zaman?” demekten de kendini alamıyor.

Yeni Parti Genel Sekreteri Yunus Emre’nin geçtiğimiz hafta Medyascope’ta Ruşen Çakır’a verdiği röportaj Yeni Parti ile ilgili pek çok soruya cevap verir nitelikteydi. Emre, röportajda yeni kurulan partinin kurucularının neden eski CHP milletvekillerinden oluştuğunu açıkladı. Çükü genel beklenti -ben de dahil- kurucuların toplumun farklı kesimlerinin temsilcilerinden oluşmasıydı. Emre, ilk varta atlatıldıktan sonra Yeni Parti’nin nasıl şekilleneceği konusunda umutvar açıklamalar yaptı. Umarım Türkiye’nin en acil sorunları arasında ilk sıralarda olan çevre, iş ve iş güvenliği konuları “bu konularla da ilgileniyoruz,” mırıltısından daha ciddiye alınır. Çünkü Yeni Parti yeni bir parti olsa da CHP geleneğine bakıldığında şu ana kadar pek de parlak bir sicile sahip olmadığı görülüyor. Geçmişten örnekler vereceğim ama tam bu yazıyı hazırlarken Bağımsız Maden-İş’in Genel Başkanı Gökay Çakır ve arkadaşları Çalışma Bakanlığı’nın önünde açıklama yapıyordu. Çakır’ın iddiası, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın işkollarındaki işçi sayıları ile sendikaların üye sayılarını içeren Temmuz 2026 istatistiklerinde sendikasının işkolu barajının altında gösterilmesiydi. Sendika verilerine göre, Bağımsız Maden-İş’in 2 bin 369 üyesi var ancak Türkiye istatistiklerinde bu rakam 2 bin 27 olarak gösterilerek, sendika Türkiye barajının altında bırakıldı. Çakır bakanlık önündeki açıklamasında, "Bağımsız Maden-İş Sendikası olarak hakkımız yenildi. Hakkımızı soracağız. İşçi kardeşlerim, siz bize yetki verdiniz, bu yetkiyi biz kullanmak istiyoruz. O yasa bizi bağlamıyor. Çünkü o yasa şu anda işçi sınıfının verdiği yetkiyi elinden alıyor. Bağımsız Maden-İş Sendikası dört yerde şu anda toplu sözleşme yapmak istiyor. Bunlar yüzde 90'ı bize üye olan işçiler. Biz bunu kimseye vermeyiz. Bu Türkiye barajı meselesinde bir hata, usulsüzlük vardır. Bu usulsüzlüğün de bir an önce giderilmesini bakanlıktan talep ediyoruz. Sonuna kadar da mücadele edeceğiz. Bağımsız Maden-İş Sendikası bugüne kadar işçisinin arkasında nasıl hakları için mücadele ettiyse, bu hakkı için de mücadele edecek."

Çakır siyasi partilere yönelik olarak da, "Bu yasayı zamanında çıkardıysanız, o yasa şu anda geçerli değil. Çünkü yasa, işçilerin verdiği yetkiyi kullandırmıyor. Federasyonlar kullanıyor bu yasayı. Federasyonlar korunuyor, büyük sendikalar, patronlar korunuyor burada. Bağımsız Maden-İş Sendikası'nı bertaraf etmeye çalışıyorlar'. Bağımsız Maden-İş Sendikası hiç kimseye eğilmedi bu zamana kadar, bu zamandan sonra da eğilmeyecek. Çünkü haklıyız. Hakkımızı söke söke alacağız," dedi.

Burada anahtar cümle, “Federasyonlar korunuyor, büyük sendikalar, patronlar korunuyor burada,” cümlesi. TBMM’de işçi temsilcileri olsa çalışma hayatı üzerinde bu kadar pervasız oyunlar oynanabilir miydi acaba? 

CHP’de sol rüzgâr 

Şimdi dönelim tekrar Yeni Parti’ye ve yeni umutlara! Yıl 1962, CHP’nin utangaç da olsa solla yavaş yavaş ilişki kurmaya başladığı yıllar. Aslına bakılırsa gelişen ve değişen dünyada yeni bir şekil almaya, sosyal devlet demeye çalışırken İsmet İnönü’nün Ortanın Solu demesiyle başladı CHP’deki çalkantı. Adalet Partisi (AP) merkezin sağını kapmasa, Türkiye İşçi Partisi (TİP) de tüm dünyada yükselen sol hareketle uçuşa geçip meclise girmeseydi iddialı bir devlet partisi halinde memnun mesut yaşayıp giden CHP, 1965 yılında altı okunun sınırlarını aşıp solla ilişki kurar mıydı bilinmez. 

CHP içindeki solun önde isimlerinden Bülent Ecevit, 1957’de kontenjan adayı gösterilerek Ankara milletvekili olarak meclise girer. Parti içindeki ilk aktif görevi, Prof. Dr. Osman Okyar, Prof. Dr. Turan Feyzioğlu ile birlikte genel sekreterliğe bağlı araştırma biriminde, ekonomik önlemler, seçim ve dış politika konularında çalışmalar yapmaktır. Talihin garip bir cilvesi sonrasında Feyzioğlu ile gırtlak gırtlağa gelseler de birlikte parti içinde çok ses getiren İlk Hedefler Bildirgesi’ni birlikte hazırlarlar. Bildirgede, partinin kendini yenileme, demokrasiye daha çok gerçeklik, devlete daha bir sosyal nitelik ve halkçılık ilkesine içerik kazandırma yolunda atılacak ilk adımlar yer alır. 

Demokrat Parti’nin (DP) hak ihlalleri konusunda kendini aştığı o günlerde Ecevit de payına düşeni alır. Milletvekilliğinin yanı sıra muhtelif dergilerde yazılar yazan Ecevit hakkında da “komünizm propagandası kokan sol faaliyet içinde” değerlendirmesini içeren bir dosya hazırlanır. Neyse ki, dosya Başbakan Adnan Menderes’in masasında kalır, işleme konulmaz. Ecevit’in babası Fahri Ecevit, hukuk fakültesinde Menderes’in hocasıdır çünkü. Böylece Ecevit, komünist yaftasını ilk kez yemiş olur ve sonrasında da en azından 70’li yıllar boyunca bu yakıştırma hep arkasından gelir. Oysa Ecevit hayatı boyunca sosyalizm, özellikle de komünizmden uzak durmak hatta mücadele etmek için elinden gelen ne varsa yapacaktır. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra yazdığı yazılarda sosyalizmin “boşlukta kalmış aydınlara özgü bir özenti” olduğundan bahseder bol bol.  Ona göre, köylü ve işçi aleyhine gelişen sosyal adaletsizlik, ekonomik ve kültürel gerilikten doğmaktadır. Sorunu çözmek için de sosyalizme falan ihtiyaç yoktur, altı ok her derde devadır!

25 Ağustos 1962’de yapılan CHP 15. Kurultay’da merkez yönetim kuruluna seçilen Ecevit’in işçi ve esnaf kesiminin partide daha fazla temsil edilebilmesi için verdiği önerge kabul edilir. Önergeye göre, ülke genelinde yüzde 15’i geçmemek koşuluyla, işçi ve esnafın yoğun olduğu bölgelerde aday belirleme yetkisi genel merkeze verilecektir. CHP’nin beyaz yakalı görünümünden kurtulması için atılan bu adımın sonucunda 1961 seçimlerinde hepsi listelerin son sıralarına yerleştirildikleri için CHP’den meclise sıfır (rakamla 0) işçi kökenli milletvekili girer. O yılın seçimlerinde TBMM’ye giren tek işçi AP’den seçilen Askerî Silah Fabrikası tor­nacısı, İzmir Tekel Sigara Fabrikası çalışanı, İzmir İşçi Sendikaları Birliği Başkanı Saim Kaygan olur. 

27 Mayıs darbesinden sonra kurulan CHP-AP koalisyonunda Çalışma Bakanı olan Ecevit -ki İsmet İnönü, Kemal Beyazıt’ı isterken, Feyzioğlu’nun bastırması sonucu Ecevit seçilmiştir- bugün hâlâ grev ve toplu sözleşme haklarını yasal güvence altına almasıyla anılsa ve sendikalar ölüm yıldönümlerinde bu yönde teşekkür ilanları verse de konunun bir de lokavt kısmı var. Mecliste büyük kabul gören  Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile ilgili yaptığı konuşmada Ecevit, Türkiye işçi sınıfının direniş geçmişini görmezden gelerek, “daha yeni gelişmekte olan işçi kesimine –’sınıf’ demekten özenle kaçınarak- temel haklarını önden verdiklerini” söyler. Yasanın çıkışında işçi sendikaları arasında etkinliği hızla artan TİP’in etkisi var mı bilinmez! Gerçi haksızlık da etmemek lazım, büyük kentlerin çeperlerinde oluşmaya başlayan gecekondularda göçle gelen yeni işçilerin nüfusu da hızla artmaktadır. 

Meclisin içinden yasanın çıkmasına karşı muhalefet gelmezken tuhaf biçimde sendika yasası dışarıdan yeniden komünizm suçlamalarına neden olur. Üstelik bu suçlamaları yapanların bir kısmı da eski CHP’lilerin çevresinde toplandığı Dünya gazetesinden gelir. Yasanın çıkışından bir yıl sonra Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Ecevit komünizm suçlamalarına cevap verir ve komünizmle etkin bir mücadele için grev ve karşılığında lokavt haklarının şart olduğunu söyler. (Bu konuda daha fazla bilgi için Yıldırım Koç’un Ecevit’in vefatının birinci yıldönümünde yazdığı makaleye bakılabilir.)

Geçmişte böyle oldu, şimdi de böyle olacak diye bir kural yok tabii ki! Ama ne bileyim, alışkanlık haline gelen davranışlar sıklıkla tekrar edildiği için küçük bir uyarı benimki. Madem adı “yeni”, refleksleri de öncelikleri de yeni olur umarım.

İlgili İçerikler