Zabıta-polis el ele müreffeh günlere!

Zabıta-polis el ele müreffeh günlere!

2019 yerel seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti? "Çoğunluğu bizde. Bunlar neye dönmüş biliyor musun, bunlar topal ördek!” Şimdi topal ördekler toplanarak sağlıklı birer ördeğe dönüştürülüyor. Belediyelerin tamamı iktidara geçsin bir hele, zabıta-polis el ele müreffeh günlere!

Zabıta-polis el ele müreffeh günlere!

İstanbul Taksim’de gerçekleştirilmeye çalışılan Zabıta Teşkilatı’nın 200'üncü kuruluş yıl dönümü töreni, Türkiye’nin en köklü geleneklerinden iktidar-muhalefet belediyesi kapışmasının bir kez daha sergilenmesiyle nihayete erdi. Bu köklü geleneğin son örneğinin videosunu birkaç kez seyrettim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Zabıta Daire Başkanı Metin Alper’in, “Tamam tören bitti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak İstiklal Caddesi’nde yürüyemeyecek miyim? Kıymetli meslektaşım, tören bitti. Ben şu anda yürümek istiyorum?” sözü dönemin özeti gibiydi. Biz fanilerden farklı olarak Alper bu cümleyi birkaç farklı şekilde kurduktan sonra polislerin arasından geçerek arkadaşlarıyla birlikte Tünel’e kadar yürüyebildi. Gerçi bunda Alper’in emekli emniyet müdürü olmasının bir etkisi var mıydı bilmiyorum. Olay sonrasında İBB Zabıta Daire Başkanlığı, 39 ilçe belediyesinin katılımıyla düzenlenen programın önceden Beyoğlu Kaymakamlığına bildirildiğini açıkladı ama tören sonrasında İstiklal Caddesi boyunca zabıtalar tarafından halka ve esnafa dağıtılacak karanfiller böylece elde kalmış oldu.

Geçmişe baktığımızda iktidar ile yerel yönetimlerin farklı partilerde olması durumunda hep bir huzursuzluğun yaşandığını görüyoruz. Bu, köklü bir gelenek memlekette. Çöpün toplanması, ulaşımın sağlanması, suyun akması… Bunlar tali işler, kimi az kimi çok ama her iktidar vatandaşa aynı mesajı veriyor: Kimi seçtiğine dikkat et!

1973-1977 yılları arasında İstanbul Belediye Başkanı olan Ahmet İsvan Milliyetçi Cephe (MC) döneminde yaşadıklarını Başkent Gölgesinde İstanbul kitabını hazırlarken anlatmıştı: “Onlar, İstanbul halkını CHP’ye oy verdiği için cezalandırmak, güçlerini böyle göstermek istiyorlardı. MC kurulduktan sonra Demirel’le ilk karşılaşmamız, Hilton Oteli’nde, yanında İhsan Sabri Çağlayangil’in de bulunduğu bir protokol daveti sırasında gerçekleşmişti. Ben para ya da görevle ilgili bir söz söylemediğim halde, Başbakan Demirel, elimi sıkarken, gevrek bir kahkaha atmış ve şakalı bir ifade ile ‘Sizi öldürmeyiz de yaşatmayız da!’ demişti.”

AKP ve MC dönemindeki kadar agresif olmasa da Refah Partisi’nin Ankara Büyükşehir Belediyesini kazandığında da memleketin köklü geleneği devreye girmişti. O sırada iktidarda, Tansu Çiller başkanlığında Doğru Yol Partisi-Sosyaldemokrat Halkçı Parti koalisyonu vardı. Refah Partisi’nin İstanbul ve Ankara gibi kentlerde yerel yönetimi kazanmasının şoku atlatılmadan benzer yöntemler kullanılmaya başlamış ve öncelikle yerel yönetimlere aktarılan bütçede kesintilere gidilmeye başlanmıştı. O güne kadar alttan alta yürüyen yerel-merkez çatışması Ankara Büşükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in tarzına yakışır biçimde tüm çatışmanın ortalığa dökülmesiyle sonuçlanmıştı. 

Hafızamda kalan en bariz görüntüler polisle zabıta arasındaki kıyasıya mücadele sırasında yaşananlar oldu. Gökçek’in DYP-ANAP-DSP eksenli kabineler sırasında verdiği savaş gerçekten gözyaşartıcıydı. Hükümetler Gökçek’in borç ödemelerini kasıtlı olarak geciktirdiğini ve faturayı Hazine Müsteşarlığı'na yıktığını iddia ederken Gökçek de hükümetin belediye paylarını keserek kendisini iş yapamaz hale getirmeye çalıştığını savunuyordu. Gökçek ve ailesinin mal varlığı konusundaki tartışmaları bir yana bırakarak biz sokak düzeyindeki polis-zabıta mücadelelerine dönelim.

ABB meclis toplantısında CHP’li üyeler bir önerge vererek, zabıta, polis ve EGO emeklilerinin ücretsiz ulaşımdan yararlandığını da hatırlatıp, eski ve mevcut belediye meclis üyelerinin, EGO otobüsleri ve metroya ücretsiz binmesini istediler. İşte herşey böyle başladı. O tarihten itibaren Gökçek, eski EGO çalışanlarının ve polislerin o güne kadar ücretsiz kullandıkları otobüs ve metroya artık ücretsiz binemeyeceklerini açıkladı. Bunun üzerine polislerden ücret istenince emniyetin trafik şubesi hummalı bir çalışmaya başladı ve hemen ufak bir hatada belediye otobüslerine ceza yağdırmaya, belediye otobüslerini parka çekmeye başladı. Zatıba ise misilleme olarak çimlere basan polislere ceza yağdırdı. Ankara sokaklarında yaklaşık bir ay süren bu amansız mücadele zaman içinde sönümlendi, galip muğlak kaldı. 

Bu savaşın işportacı kovalayan zabıta ve işportacılar koruyan polis versiyonu ya da hükümete ya da bakanlıklara ait kurumların/lojmanların imara aykırı olduğu gerekçesiyle zabıtanın iş makinalarıyla alana girmesi, binaların polis yardımıyla korumaya alınması versiyonları da var ama bu da başka bir yazının konusu olsun.

2019 yerel seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti? "Çoğunluğu bizde. Bunlar neye dönmüş biliyor musun, bunlar topal ördek!” Şimdi topal ördekler toplanarak sağlıklı birer ördeğe dönüştürülüyor. Belediyelerin tamamı iktidara geçsin bir hele, zabıta-polis el ele müreffeh günlere!

İlgili İçerikler