Öyle özlemişim ki kadife gibi insanları, bu ara sık rastlamaya başladım.
Burcu’ya söylesem, aman dilini ısır filan demeye başlar ve böylesi keyif veren bir sohbeti
tamamlayamam…
En iyisi yazmak.
Geçen hafta Akdeniz’in çatısına çıkmışız gibi hissettiğimiz Kos adasındaki Zia köyündeydik birlikte.
İlk denemeyi akşamın geç bir vaktinde yapmıştık bir de daha sakin ve ıssız bir yolu seçince, Zia’ya
bir söbe mesafesindeyken tedirgin olup geri döndük.
İkinci denememiz özgüven aşılayan berrak, aydınlık bir Eylül ayı gününde öğleye doğru başarıyla
gerçekleşti.
Yine bayıldık Zia’ya. Mekanlar, sokaklar, yapılar…
Adetimizdir; arşınladık tüm köyü. Sonra Olympia restoranın terasına geçip o adalar denizinin iki yakasına doğru seyre daldık.
Alabildiğine maviliğin içinde, adalar, kıyılar, dağlar…
Birbirine o kadar yakın, birbirine o kadar benzeyen ve tarih boyunca birbirinden o kadar çok şey
alan bir coğrafya ki insanın burada sınırları düşünmesi bile tuhaf geliyor.
O manzaraya dalıp çıktıkça, bu ara sık konuştuğumuz eski Mısırlıların bu coğrfya için söz ettiği
‘Denizin yüreğinde yaşayanlar’dan bir çift de biz olduk Burcu’yla…
Halikarnas Balıkçısı bu büyük coğrafyaya “Altıncı Kıta” diye bakıyor; Akdeniz’i yalnızca üç kıtanın
arasında kalan bir deniz olarak değil, başlı başına bir uygarlık alanı, kendine özgü bir dünya olarak
görüyordu.
Onun edebî coğrafyasında kıyılar birbirinden ayrılmıyor, tersine birbirine karışıyor.
İnsanlar gibi, diller, türküler gibi.
Mitler, tanrılar, limanlar, ticaret yolları, göçler ve savaşlar gibi…
Zia köyünden gördüğümüz adalar manzarası
Savaş demişken, geçen hafta gerçekleşen Didim Barış Şenlikleri'ni ilk 1995 yılında başlatır Mehmet
Soysalan; belediye başkanlığının hemen ikinci yılında barışı, yüreğinde birçok insanı huzur içinde
yaşatan Akdeniz’e, mutluluğun resmini çizer gibi yazmak ister.
Karşı taraftan bir türlü resmi davetlere yanıt alamayınca yapar bunu…
Onlarca şişeye barış dileklerini yazan Didimlilerle birlikte, teknelere binip açıklarda bırakırlar
dileklerini dalgaların omuzuna.
Ama ne ağır ve müthiş bir yüktür o dalgalar için bu dilekler.
Bir süre ses gelmese de şişelerin bir kısmının yolu karşı sahillere düşer nihayet.
Denize yazılan barış misali güzel niyetlerle başlayan şenlikler şimdi 31 yaşında.
Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay’ın "Barış şenliklerimizi bir uygarlık mirası kabul ediyoruz"
sözleri, otuz yılı aşan bu yolculuğu belki de en iyi anlatan cümleydi.
Başlatan ve devam ettiren iki belediye başkanı Mehmet Soysalan ve Hatice Gençay, geçen hafta
yapılan şenliklerin 31 yıllık serüveninin anlatıldığı belgesel için kamera karşısına geçtiler.
Onları barış adına konuşturmak hiç zor olmadı, bu keyifli anlarda kah güldük, kah düşündük…
Onca yıllık hikâyenin bıraktığı izlere bakınca barışın bu kentte yalnızca birkaç günlük bir şenliğin
adı olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.
Mehmet Soysalan’ın yıllar önce Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü’ne uzanan çabasıyla başlayan
yolculuk, geçen yıl Hatice Gençay’ın otuzuncu yılında ilk Didyma Barış Ödülü’nü Sevgili Zülfü
Livaneli’ye vermesiyle taçlanan şenliklerde bu yılki ödül, Filistin’de barış için verdiği mücadelede
yaşamını yitiren Ayşenur Ezgi Eygi’nin anısına adandı.
‘Ayrı Dilde Aynı Ezgi; Barış’ temasıyla gerçekleşen 31. Didyma Barış Şenliği müthiş anlara sahne
oldu, Candan Erçetin’le şahane bir final yapan şenliklerin ardından çok şey söylendi, çok şey
yazıldı, benim aklımda şu sözler kaldı:
Okuyan, Türkü söyleyen, insanların ilk sözü hep barış oluyor…
Eyvallah.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


