Yıldırım mı
düşer bir tek?
Güneş de düşer
Saklarım sandığın
her şeyin üstüne
her gün…
Eyvallah
Doğuya bakan evimizin penceresinde, sabahın ilk ışıklarına, ilk tanıklığımdan beri, gittikçe yükselen güneşin gittikçe büyüyen aydınlığını seyretmekten mutlu oldum hep.
Varoluşun bu usanmaz tekrarı, hala en büyük umudum…
Derken, yıllar önce bir sabah, o umutla yukarıdaki satırları yazdım.
* * *
Önceleri kendimi bir yol kenarı ozanı diye yazar çizerdim.
Hoşuma giderdi bu.
Biraz serseri bir tonu vardı böyle yazmanın, severdim…
Eskiden bir zemin vardı, onun üstünde durur, bir yere yaslanmadan da olsa kalabilirdik ayakta.
Yer çekimi gibi bir şeydi. Görmez, duymaz ama bilirdik, oradaydı.
Seni mıhlardı o zemine, kıpırdasan da oynasan da bir yana, gene düşerdin aslına, düşmek olmazdı öteye…
Derken bir algı aldı başını, döndürüyor da döndürüyor başını…
O kadar kişi, muteber ve muhterem gibi anlatır oldu ya kendini, kendini bilmeden:
Yer çekimi bile nafile…
* * *
Hayatın doğal akışı diye bir şey vardı, onu kaybediyoruz asıl, onu demek istiyorum….
Gerçi başta da dediğim gibi:
Güneş de düşer
Saklarım sandığın
her şeyin üstüne…
Görünmez sanılan görünür, duyulmaz sanılan duyulur bir gün, şüphe yok.
Yeter ki, gün’eş eksilmesin penceremizden.
Eyvallah.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


