Bu yazıyı daha fazla geciktiremezdim. Sonunda sempozyumun 20. yılında yazmaya karar verdim.
İlki, yani tam adıyla “Birinci Uluslararası Gümüşlük Taş ve Beton Heykel Sempozyumu” 2006 yılında yapılmıştı. O zaman biraz uzaktan haberlerini aldığımız bu sempozyumun üzerinden yirmi koca yıl geçti.
Özellikle yirminci yılı diye söylüyorum; ne yazık ki sadece bir kere yapılmış olduğunu bile bile. Gönül isterdi ki bu yıl yirmi üçüncüsü gerçekleşen Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali gibi her yıl yapılagelsin. Maalesef devamı gelmedi. Nedenleri elbette önemli, fakat bu giriş yazısında ilgilendiğim konu bu değil.
Dördü yurt içinden altısı yurt dışından katılım gerçekleştiren on heykeltıraşın bir ay içerisinde ürettikleri tüm eserlerin, Gümüşlük içinde gözle görünür yerlere konulmalarına rağmen birkaçı hariç, sanki saklı hazinelermiş gibi görülmeyi ve saygı duyulmayı bekler halleri yazımın asıl konusu.
Eserlerden bazıları
Amerika'dan Vasily Fedorouk, İspanya'dan Amancio Andres Gonzalez, Romanya'dan Maxim Dumitras, Fransa'dan Nicolae Fleissig, Japonya'dan Yoshin Ogota, Yunanistan'dan Gelas Kessidis, Türkiye'den Nesrin Karacan, Nevzat Atalay, Ayhan Yılmaz ve Davut Altuntaş katılmış sempozyuma.

Hemen devamında ikincisi de planlanmış ve uzun yıllar sürmesi adına umutla güzel şeyler de dile getirilmiş:
“Amacımız tarihi Myndos kenti üzerine kurulu Gümüşlük beldesinin modern sanat eserleri ile bir sentez oluşturmasıdır. Bundan böyle Gümüşlük tarihi zenginlikleri, doğal güzellikleri, sakinliği ve balık lokantalarının yanı sıra, her sene düzenlenen heykel sempozyumu, klasik müzik festivali ve yeşile olan saygısı ile dünyaca tanınacaktır.”
O vakitler kendi halinde bir belde belediyesi olmasına karşın böyle görkemli bir sanat projesine imza atan Gümüşlük Belediye Başkanı Mehmet Ülküm’ün yirmi yıl önceki sözleri, aslına bakarsanız bugünkü Gümüşlük profili ile örtüşmüyor da değil.
Maalesef Gümüşlük de yapılaşma furyasından fazlasıyla nasibini aldı ancak her şeye rağmen antik kent sınırları içinde kalan bölüm hala insanları büyüleyen güzelliklerini koruyor.
Bu yazının amacı da o güzelliklere güzellik katacak eserlerin, en azından yirminci yılında gereken saygıyı görmelerine bir nebze de olsa katkı sağlamak.
Mesela Art Melek’in Bodrum’da yaşayan sanatçıların atölyelerini ziyaretçilere açtığı gibi bir sanat rotası ile bu heykeller sanatseverlerle buluşturulamaz mı?
15 Ekim – 15 Kasım günleri arasında 2006 yılında gerçekleşen projenin yirminci yılında bu rotayı oluşturmaya bence vakit var.
Önümüzdeki günlerde Sevgili Başkan Mehmet Ülküm’le buluşacağız, sonrasında sizlere sempozyumu biraz daha detaylı aktarmak istiyorum. Hem belki yirminci yıl için neler yapılabilir onları da konuşuruz.
O kadar yıl olmuşken önlerinden öylesine geçip gitmek yerine, artık durup onları görmenin zamanı geldi diye düşünüyorum...
Eyvallah.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


