Bugünleri anlamak ve yorumlamaktan uzak durmamalı insan.
Yaşanan şeyler, alışageldiğimiz bildik siyasanın kendi döngüsünü aşalı uzun yıllar oluyor…
Mesela eskiden olsa, en fazla birkaç siyasi transfer edilirdi.
Şimdi öyle mi?
Siyasi anlayışlar, amaca mübah sayılsın diye bir akarsu yatağı değiştirilir gibi değiştiriliyor.
İnanılır şey değil…
Eskiden dediysem çok da uzun boylu sanmayın en fazla on yirmi yıl önce birkaç belediye başkanı veya milletvekili ya bağımsız olur ya da iktidara dönerdi yüzünü…
Öyle mi şimdi?
Koca partiyi aldılar birkaç saat içinde.
Koca Cumhuriyetin kurucu felsefesinin mimarı, ilkeler, değerler partisi diye dağlara taşlara adı yazılan Cumhuriyet Halk Partisi, koca çınar el değiştirdi, yönünü döndü gerisin geriye bir günde.
Gidenler oldu, yürüyelim dendi ve o yürüyüş büyüyor, sarıyor yurdu Cumhuriyetin demir ağları gibi.
Kalanlar oldu, nedenleri küçülüyor gitgide… Kendileri kadar yer yakacak bu vakit, o da belli oldu.
Oldu da, mevzu ne ola ki?
Güzel insanlarla buluştuğum T24’ün yazı köşelerinde süreci, gelişmeleri şahane yorumlayan yazarlarlayım, okuyorum onları ve 58 yaşında büyükçene bir adam olan ben, okudukça yutkunmam zorlaşıyor, bazen yaşaran gözlerle kala kalıyorum…
Geçen hafta böyle bir anda yazamadım, yarıda bıraktım ve editörüme yazımı yetiştiremediğimi söyledim.
“ Her sabah Osmanlı haritasına büyük bir hayranlıkla bakıyorum.”
ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’dan katıldığı bir davette bizzat duyar bu sözleri Sevgili Zülfü Livaneli.
Yaklaşık beş yüzyıl Orta Doğu’yu yöneten Osmanlı’nın stratejisi Amerika için hayranlık uyandırıyordur.
“…. Anladık ki Osmanlılar, her bölgeyi Şii, Sünni, Kürt olarak ayırmışlar, bizim de yeni programımız bu olacak…”
Selçuk Avar’ın 90’lı yılların başından itibaren Zülfü Livaneli’nin düzenli yazdığı köşe yazılarını derleyip yayına hazırladığı ‘Üç Kutuplu Türkiye’ kitabı, dönüş yolunu kaybetmemek için bırakılmış taşlar misali, gerideki tüm izleri birleştirerek bugünün sis perdesini aralamamıza imkan sağlıyor.
Sevgili Livaneli’nin önsözü ise, Türkiye’de gerçekte tam olarak ne yaşandığını, günlük olay, kişi ve sığ tartışmalara kapılmadan anlamamızı kolaylaştıran yalın ve çarpıcı bir sunum niteliğinde:
“Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin derin bir kutuplaşma yaşadığı ve duygusal olarak üçe bölündüğü açıkça görülmektedir. Bu durumun taşıdığı temel tehlike, ekonomi politikaları, dış politika ve kültür gibi modern siyaset alanlarında farklılaşabilecek iki yapının (sağ ve sol) yerini, binlerce yıla dayanan dini, etnik ve milliyetçi ayrımların almasıdır. Bu tür ayrışmalar, ülkenin bütünlüğünü tehdit ederek potansiyel bir bölünmeye yol açabilir. Bizler, ülkenin bölünmesine karşı çıkarak, Türkiye’de yaşayan her kesimin insan haklarına uygun şekilde birinci sınıf yurttaş muamelesi görmesini, yargının herkese eşit uygulanmasını ve kültürel haklarının tanınarak diline ve kültürüne saygı duyulmasını savunduk. Zamanında ‘bölücülük’ olarak nitelendirilen ve suçlandığımız bu yaklaşım, aslında demokratik, daha bütünleşmiş, çağdaş, gelişmiş ve herkesin refahına yönelik bir Türkiye inşa etme çabasıydı. Son dönemlerde Türkiye üç kutbu bir araya getirmenin formülleri ile çalkalanıyor. Ama bu geçmişe göre daha zor ve karmaşık yollardan geçmeyi gerektiriyor. Halbuki iş hiç bu noktalara gelmeyebilirdi.”
Son yirmi beş yılda ne yazık ki her şey içinden daha çıkılmaz bir hale geldi, daha doğrusu getirildi.
İktidarı ve muhalefetiyle pragmatist ideolojik bir dağılmışlığa sürüklenen güzelim ülkede, sanki üç kutbu daha da ayırma peşine düşmüşlerken; ‘aynı sayılanlar da ayrıştıkça’ ben sormayım da kim sorsun:
“Senlik benliği nidelim, bu kavga döğüş kin nedir?” *
Eyvallah.
*Aşık Ali İzzet’in bu sözü, Üç Kutuplu Türkiye Kitabını yayına hazırlayan Selçuk Avar’ın önsözünden alınmıştır.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


