1914 Kuşağı: Tanıdığımız ressamlar; "Sanata ümit cihandan da büyük"

1914 Kuşağı: Tanıdığımız ressamlar; "Sanata ümit cihandan da büyük"

“Zamanı gönlümüzde, ruhumuzda canlandırıyoruz, ressamların geride bıraktıkları miras sadece değerli tabloları değil, yetiştirdikleri, etkiledikleri değerli ressamlar da...”

1914 Kuşağı: Tanıdığımız ressamlar; "Sanata ümit cihandan da büyük"

İstanbul’u tam da suların sellerin bastığı, araçların çamurlu sele kapıldığı gün İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde (RHM) ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisinin açılışındaydım. Serginin küratörü, müzenin kurucu baş küratörü Prof. Dr. Gül İrepoğlu. Sergi açılışının konuşmacıları, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen ile Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas idi. Neden Lucien Arkas diyeceksiniz. Çünkü sergilenen 200 civarındaki eser İş Bankası’nın ve Arkas’ın koleksiyonlarından derlenmiş. Sanat tarihinde bazı sanatçıları neden ‘1914 Kuşağı’ diye adlandırıyoruz? II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) biraz sonra sanat eğitimi almak isteyen gençler 1883’te kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi’ne gidiyorlar. Bu sanat eğitim öncü kurumu öğrencilerini yurt dışında eğitimlerine devam edebilmeleri için, daha doğrusu o yıllarda dünyanın sanat merkezi Paris sayıldığından, Paris’e yollamak için Osman Hamdi Bey’in insiyatifiyle yarışma açıyor. Bazı öğrenciler bu sınavı kazanıyor, bazıları Son Halife Abdülmecid Efendi, Sait Halim Paşa gibi sanat destekçilerinden burs buluyor, bazıları ise kendi imkanlarıyla Paris’e yola çıkıyor. Çoğunlukla da Paris’te Fernand Cormon atölyesine gidiyorlar. Ancak 1914’te Birinci Dünya Savaşı patlıyor ve bu ressamların kaderleri, umutları değişiyor ve Türkiye’ye geri dönüyorlar. Bu yüzden bir onları sanat tarihinde ‘1914 Kuşağı Ressamları’ olarak tanıdık. Ancak, ‘Çallı Kuşağı’ ya da ‘Türk İzlenimcileri’ olarak da sık sık rastlarız bu sanatçı grubuna. Avrupa’dan döndükten sonra dönemin sanat akımı ‘izlenimcilik-empresyonizm’ elbette kendi sanat pratiklerine de yerleşmiş oluyor. Ve Avrupa’nın modası bu akımı Doğu ile Batı’yı sentezleyip ülkemize getiriyorlar.

‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisinin ana mekanında biz de bu sanatçıların işlerini görüyoruz; İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Namık İsmail, Sami Yetik, Ali Sami Boyar, Hüseyin Avni Lifij, Mehmet Ruhi Arel, Nazmi Ziya Güran ve Hikmet Onat. Ancak RHM’nin ikinci ve üçüncü katlarına yayılan bu sergi sadece bu sanatçıların değil, hocalarının, çağdaşlarının, öğrencilerinin ve etkiledikleri sonraki kuşakların eserlerini de sergiliyor. Yani 1914 Kuşağı sanatçılarının Avrupa’da pek moda olan izlenimcilik-empresyonizm akımını Türkiye’ye getirip koskoca bir kuşağa yaydıklarını da sergi boyunca izleyebiliyoruz.

Sergiyi küratörü Gül İrepoğlu ile geziyoruz. “Türk resim sanatı ile biraz tanışan herkes bu ressamların adını duymuştur, o yüzden ‘Tanıdığımız Ressamlar’ dedik” diye başladı sözlerine. İrepoğlu, bu Paris eğitim yolculuğuna çıkan 9 Türk sanatçının, yolculuğa çıkış nedenlerini anlatan cümlelerini kurgulayarak bir sunum hazırlamış. Örneğin Nazmi Ziya; “Bırakıyorum her şeyi, ailem beni destekliyor, haydi ben gidiyorum”; Çallı; “Ben müsabaka kazandım” diyor. Feyhaman Duran, Abbas Halim Paşa’nın kızlarının resmini yaparak Paşa’nın hayranlığını kazanıyor ve onun bursu ile gidiyor. İşte bu sanatçı öyküleri bir video odasında izleyici ile buluşuyor.

Sergi, geleceğin bu ressamlarının hem Sanayi-i Nefise hem Askeri Okullarda ya da özel, hangi hocalarla yetiştiğinin vurgulandığı bir bölümle başlıyor. Onları yetiştirenler de unutulmamış. Elbette Paris’te gittikleri atölye hocaları Fernand Cormon’un ‘Bekleyiş’ adlı ve İbrahim Çallı’nın ‘Gül Koklayan Kadın’ adlı eserleriyle karşılaşıyoruz girer girmez. Sergiler, müzeler, Paris’in sihirli sanat atmosferi, kafeler, sanatçıların çatı katları, arkadaşlıklar, dostluklar, kıskançlıklar hepsi birer ilham kaynağı elbette. Empresyonizm akımı, Paris’te 19cu yüzyılın sonlarında çıkmış ama bizimkiler henuz tanışıyorlar. Belki hepsi izlenimci-empresyonist ressam olarak tanınmıyor ama etkilendikleri muhakkak.

Ressamların hocalarıyla tanıştıktan sonra sergi rotası tematik olarak devam ediyor. Ressamları tek tek tanıyoruz ve bu ressamların hangi konulara ağırlık verdiğine bakarak tematik bir kurguya giriyoruz. Portreler bölümünde Feyhaman Duran, 1914 kuşağı içinde çağdaş portrecilik kavramını yerleştiren ressam olarak biliniyor. İbrahim Çallı’nın Atatürk, İsmet İnönü ve Celal Bayar portreleri de bu bölümde.

Nü’ler, pardon bu bölümde nü demiyoruz ‘Üryanlar’ diyoruz. Çünkü 1914 Kuşağı ressamları yurda döndüklerinde sadece sanat dünyasına hareket, canlılık getirmiyorlar, aynı zamanda sanat eleştirmenlerinin de doğmasına yol açıyorlar. Ve ‘nü’ lere ‘üryan demek’ terminolojiye giriyor. Namık İsmail 1922 Galatasaray sergisinde yer alan ‘Üryan-Nü’ adlı eseriyle eleştirmenlerden olumlu sözler duyuyor. Başta Namık İsmail olmak üzere, İbrahim Çallı ve Feyhaman Duran’ın da üryan eserleriyle karşılaşıyoruz.

Figürlü Kompozisyonlar’da, sanatçı ortama bakıyor, gerçek ya da hayali kişilerle görsel öyküler anlatıyor. Br bakış, bir el tutuş, bir eğiliş de resmin içine giriyor. Buradaki en anlamlı eserlerden Ruhi Arel’in ‘Atatürk Köylülerle’ ve Namık İsmail’in ‘Harman’ı toplumsal işlere güzel birer örnek.

3. kat sergi salonlarına Peyzajlarla devam ediyoruz. Denizler, tekneler, balıkçılar, Haliç’te gün batımı, kısacası Istanbul doya doya anlatılmış bu bölümde. Natürmortlar’la devam ediyoruz. İrepoğlu, her birini yan yana koyduk ki izleyici; “Aa Çallı nasıl yapmış, Feyhaman nasıl yapmış diyebilsin” diyor. Sadece tabaklara konulan mevsimine göre meyveler, sebzeler değil, bunların sunulduğu tabaklar, çiçeklerin konuduğu vazolar da dönemin gözalıcı porselenleriyle betimlenmiş.

Daha sonra ‘Zamanı Paylaşanlar’ başlıklı odalara giriyoruz. Yani 1914 Kuşağı olmasalar da aynı zamanda, paralel çalışan, zamanın içine giren ressamların eserleri sergileniyor bu bölümlerde. Bu bölüm için İrepoğlu; “Zamanı gönlümüzde, ruhumuzda canlandırıyoruz, bu ressamların geride bıraktıkları miras sadece değerli tabloları değil, yetiştirdikleri, etkiledikleri değerli ressamlar da...” diyor. “Son 3 odaya ‘Binbir Filizli Bahçe’ adını koydum. 1914 Kuşağı’nın bütün öğrencilerini görüyorsunuz burada” diye sözü bitiriyor Prof. Dr. Gül İrepoğlu.

İş Sanat’ın Arkas Sanat işbirliği ile hazırladığı sergi 12 Temmuz 2027’ye kadar RHM’de açık.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler