Fatoş İrwen, saçları, bedeni ve direnişi: “Kendime bir şehir yarattım; gökyüzünde gördüğüm Diyarbakır geceleri...”

Fatoş İrwen, saçları, bedeni ve direnişi: “Kendime bir şehir yarattım; gökyüzünde gördüğüm Diyarbakır geceleri...”

Bedenini bir direniş alanı olarak görüyor sanatçı. Çocukluğundan beri, iplikle, saçlarıyla avucunun içini dikiyor. Resmen iğne iplikle avucunu teğelliyor. Gözaltındayken bir gece yarısı hücresinden çıkartıp parmak izi almaya götürüyorlar. Parmak izi çıkmıyor, okunmuyor. Avucunun bütün izlerini silmiş dikişler. Görevliler elbette şaşkınlık ve kızgınlık içinde

Fatoş İrwen, saçları, bedeni ve direnişi: “Kendime bir şehir yarattım; gökyüzünde gördüğüm Diyarbakır geceleri...”

Fatoş İrwen deyince ilk aklıma ne geliyor? Elbette yapıtlarında sık sık saçlarını sanatına malzeme yapması, bedenini direnişine katması ve Kürt kimliğini öne çıkarması. Nasıl çıkartmasın? 5 nolu Diyarbakır Hapishanesi’nde kim üç yıl yatsa o günleri aklından da bedeninden de çıkartamaz. İşte Fatoş İrwen’in son sergisi Rû Bi Rû (Kürtçe 'yüz yüze gelmek' demek) Mısır Apartmanı Zilberman Galerisi’nde. Fatoş İrwen bir anı biriktirici diye düşünüyorum.

Zilberman Galerisi’nin zemini taşlarla, toprakla, tamamen doğal malzemeyle ve taa Diyarbakır’dan gelmiş gerçek dikenlerle ve su birikintileriyle kaplı. Bu yerleştirme Dicle Nehri’nin yatağı ve onun dereleri. Fatoş İrwen’in tam da doğup büyüdüğü yer. Hatta Diyarbakır Suriçi desek daha sınırlandırmış oluruz. Sanatçı, “Başka bir yerde değil, şurada olayın merkezinde bir yüz yüze gelelim, hemhal olalım istedim, tam da bu zamanda. Bu konuşmalar Avrupa merkezli oluyor daha çok. Biz Türkiye’de daha terbiye edilmiş bir dil kullanıyoruz. Türkiye’de hem sanatsal olarak hem terminoloji olarak dili çok estetize ediyoruz. Birbirimizin canını da yakabiliriz, biraz konuşalım istedim. Bu açılım sürecini destekliyorum, olumlu bir sonuç çıkar diye de ummak istiyorum. Ben hayal kuran bir çocuktum, hayal kuran bir sanatçı oldum. Bu gördüğünüz enstalasyondaki dikenlere bile çocukken mezarlık gülleri derdim” diyor.

Sanatçının sudaki yansıması

Yerde uzanan dere yatağında kurukafalar var, belli ki sanatçının anlatmak istediği bu dere masum bir dere değil. Ancak, gözler var, bunlar “Geçmişi izleyen, geleceğe bakanı simgeliyor” diyor sanatçı. Olumsuz bakmadığını söylüyor. Ben de dikenlere konmuş, dere yatağında dolaşan mavi kuşlara işaret ediyorum, bunlar da zaten umuda kanat çırpan kuşlar. Sanatçı, “Bu kuşlar benim için geleceğe dair kuşlar” diyor. Dere yatağındaki su birikintileri hareket içinde, fokurduyor. Sanatçı bunun da geleceğe ait umudu simgelediğini söylüyor. Bazılarının içinde kendi beden görüntüleri dalgalanıyor. “Belki de benim sudaki yansımam, konuları irdelemem, yüzleşmemdir” diyor, “Benim Hevsel Bahçeleriyle, Dicle’nin ekosistemiyle de güçlü bir bağım var” diye devam  ediyor.

Zilberman Galeri’sinin alt kattaki salonunda ‘Kızıldere’ serisinden bir işi var sanatçının. Bir resmin ortasından kırmızı bir dere geçiyor, sınırları kendi saçları ile belirlenmiş, akan kırmızı dere ise kadife. İşin adı ‘Dereler Kan Ağlar’. “Güncel politika benim birebir hayatımda olan konular. Hâlâ kan ağlıyor dereler. Türkiye tarihi bunlarla yüzleşmeyen bir tarih. Gülistan’ın soruşturması sırasında bile kadın cesetleri çıktı derelerden. Bunları ben birlikte konuşarak halletmeyi düşünüyorum. Çünkü bunlar birbirinden kopuk şeyler değil. Yoksa iyileşme şansımız olmaz” diye uzun uzun anlatıyor.

Bir kenarda kapağı açık içi bomboş tülbentten bir kitap görüyorum. İrwen, “O bir ağıt, görsel bir ağıt” diyor. “O bir dua, içi boş ama bütün hayallerimin gerçekleşmesini arzuladığım bir umut ağıtı. Dolmak için zamanını kendisi belirleyecek” diyor.

Dere yatağında kurukafalar

Sergi girişinde bizi karşılayan iki kocaman kaya parçası birbiriyle iple bağlanmış, biri yerde biri gökte. Aslında bunlar sanatçının saçlarından yaptığı kocaman yumaklar... “Saçlar bende biliyorsunuz direnişin sembolüdür. Ben bu işi yaparken, kendi yaşadığım süreçleri de düşünüyordum. Ben haklıydım. Kazanamayabilirim ama ben haklıyım. Yerden göğe kadar haklıyım. Yerden göğe kadar haklıyım” diye tekrarlıyor Fatoş İrwen. Zaten işin adı da ‘Yerden Göğe Kadar’...

Fatoş İrwen’e okuduğum bir kitaptan bahsediyorum: “Jennifer Clement’in ‘Kadınlar Ormanı’ isimli kitabında Meksika’da dağın tepesindeki Guerrero köyünde sadece kadınlar yaşıyor, çünkü erkekler ABD’ye çalışmaya gidiyor. İşte bu yoksul köyde, bu roman, çaresizlikten kadınların kol kalınlığındaki saçlarını sattıklarını, hatta iplik yokluğunda saçlarıyla eteklerini bastırıp düğme diktiklerini yazar. Siz de Diyarbakır Hapisanesi’ndeyken malzeme yokluğunda mı saçlarınızla yerleştirmeler yapmaya başladınız?”

Fatoş İrwen; “Hayır bu benim çocukluğumdan gelen bir şey. Annem sürekli yere düşen saçlarını çöpe atma, birileri üstüne basarsa sen de sürekli hastalanırsın diye uyarırdı. Ben de korkuya kapılıp çantamda, kutularda, duvar deliklerinde saçlarımı biriktirmeye başladım. Sandık sandık saç birikti. Cezaevinde başka arkadaşlarımın saçları da devreye girmeye başladı. Ben zaten buluntularla çalışmaya bayılırdım. Çünkü aslında güzel sanatların ya da sanat dünyasının değer biçtiği malzemelere tavır koyduğumu hatırlıyorum. En değersiz neyse ona yöneldim. Zaten tuvallerimin birçoğu da atölyemden çalınmıştı. Her şey sabun köpüğü, ben de geçiciyim duygusu gelmişti bana. İncecik kağıtlara, kırılgan malzemelere yönelmiştim. Cezaevindeyken böcek gibi, kuş tüyü gibi buluntuları da saçlarıma ilave ederek işler yaptım”diye anlatıyor.

Yerden Göğe

Kadınların bu saçlarından çektikleri nedir? Birileri tutar yerlerde sürükler, birileri gözüktü diye önce yakalar hapse atar orada da öldürür (Masha Amini’yi unutmayalım). Fatoş İrwen aslında dindar, muhafazakâr, feodal bir Kürt ailesinin Diyarbakır Suriçi’nde doğmuş büyümüş, dokuz çocuğundan biri.  “Dedemlerden kalan bir medrese kültürümüz var” diyor.  Annesi başına türban değil tülbent takıyor. Ailede kendisinin ve kız kardeşlerinin kapanması için hiçbir telkinde bulunulmamış. Suriçi’ndeki Hristiyan, Müslüman özellikle de Süryani komşularıyla birlikte sulh içinde yaşayıp bu kozmopolit ortamda komşularının Meryem Ana Kilisesi’nde bayramlarını kutlamaya bile gidiyorlar. Kadına, bedene ait konuların konuşulduğu ortamlarda kadın erkek çoluk çocuk rahatça söz söyleyebiliyorlar.

Fatoş İrwen’le dere yatağının kıyısından geçip duvardaki bir ışıklı işin önünde duruyoruz. Sanatçı bir anı biriktiricisi dedim ya, tam da böyle çarpıcı bir iş... “Ben 5 Nolu şehir merkezindeki Diyarbakır Cezaevindeyken yatağım pencere kenarındaydı. Akşamları şehri izliyordum. İzliyordum derken sadece şehrin ışıklarını görebiliyordum. Her yer kapkara, duvarlardan dolayı ben şehri görmüyorum ancak şehir ışıkları gökyüzündeki yıldızlar gibi parıldıyor. Bizim haftalık alışverişlerimizde karton kutular gelirdi. Ambalajları saklamak yasaktı, cezaevi yönetimi geri alırdı, ancak ben hepsinin köşesinden her gün için küçük bir parça kopartırdım. İçerde kaldığım sürede 1000’den fazla parça birikti, her güne bir karton parçası. Ailemin ziyaretlerinde onları dışarı çıkarttım. Hapishaneden çıktıktan sonra o kartonların her birinin merkezine birer oyuk açtım, altına kumaş geçirerek yan yana diktim bu parçaları. Altından da ışık verdim. Asla fazla değil, her gün için bir delik. İşte benim gökyüzünde gördüğüm Diyarbakır geceleri... Kendime bir şehir yarattım.” Ben de yine ‘ne kadar yaratıcı bir iş’ diye düşündüm.

Diyarbakır geceleri
Diyarbakır geceleri (detay)

Sergide olmamasına rağmen bir başka yaratıcı işi daha aklıma geldi Fatoş İrwen’ın. Bedenini bir direniş alanı olarak görüyor ya sanatçı. Çocukluğundan beri, iplikle, saçlarıyla avucunun içini dikiyor. Resmen iğne iplikle avucunu teğelliyor. Gözaltındayken bir gece yarısı hücresinden çıkartıp parmak izi almaya götürüyorlar. Parmak izi çıkmıyor, okunmuyor. Avucunun bütün izlerini silmiş dikişler. Görevliler elbette şaşkınlık ve kızgınlık içinde. Hapisten çıktıktan sonra 2012 yılında Fatoş İrwen, ‘Şiryan’ isimli avuç içi dikme videosunu yapıyor.

Sanatçı İstanbul’da ve Diyarbakır Suriçi’nde yaşıyor ve çalışıyor. Zilberman Galeri’deki Rû Bi Rû başlıklı Fatoş İrwen sergisi 21 Kasım 2026’ya kadar açık.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler