Sekizinci koleksiyonerim Tansa Mermerci’nin, genç bir koleksiyonerin, bu yolculuğa çıkarkenki motivasyonunu, süreci, yolculuğunu anlatışını sevdim ve sahici buldum. Tansa Mermerci’nin kurduğu ve epey emek verdiğİ bir kültür sanat girişimciliği olan SPOT’tan daha çok bahsetmesini isterdim, kısa kesmiş. Daha önce T24’te sözünü ettiğim, Spot’un 15. kuruluş yılı kutlaması gecesinde bana şöyle anlatmıştı: “Güncel sanat eğitimi almak istedim, verecek bir kurum bulamadım. Ucu bir sanatçıya dokunsun bir yerlere gitsin bu ilgim diye düşündüm. Kafamdan bu tür düşünceler geçip duruyordu. Derken kader karşıma benim kadar meraklı iki kişiyi, iki genç sanat profesyonelini çıkardı. Bağımsız küratör Zeynep Öz ve İstanbul’da yaşayan küratör, proje yöneticisi, sanat danışmanı Laura Carderera ile birlikte 2011 yılında SPOT’u kurduk. Çabucak kendi kendin döndürmeye başladı bize finansal olarak da yük olmadı.”
Spot’u kurduktan kısa süre sonra güncel sanata meraklılara seminerler hazırladılar, hatta yurt dışından eğitmenler davet ettiler, katılımcılardan elde ettikleri geliri de sanatçıları desteklemeye harcadılar. Ortakları kişisel nedenlerle ayrılınca Tansa Mermerci yalnız kaldı ve sistemde biraz değişikliler yaptı. Üyelik sistemine geçti, 15’er derslik paketler hazırladı, kuramsal eğitimin yansıra üyeleri sahada da sanat etkinliklerine katılmaya, öğrendiklerini sahada pekiştirmeye teşvik etti.
Tansa Mermerci’nin ‘Neden Türk Sanatçılar Yabancı Koleksiyonerlerin Odağında Değil?’ soruma verdiği cevapta ‘Kültürel Diplomasi’ konusuna değinmesi de önemli. Benim bildiğim Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesi bu konularla ilgilenir. Acaba Kültür ve Turizm Bakanlığı da ‘Kültürel Diplomasi’ konularına nasıl ve ne kadar önem veriyor. Keşke bize yazılı bildirseler de biz de burada yayınlasak.
Tansa Mermerci Art Collection
- Ailenizde koleksiyoner var mıydı? Nasıl başladınız? Ne zaman başladınız? İlk aldığınız eser hangi sanatçının hangi eseriydi? Neden?
Başta babam ve onun rehberliğinde annem koleksiyonerler. Babam genel olarak klasik ve oryantal resimler topluyordu. Annem ise bunlarla birlikte mücevher, bindallı, tombak, Meissen porselen, Osmanlı tuğralı gümüş objeler, halılar ve daha birçok şeyin toplayıcısı oldu zamanla.
1997’de Amerika’dan döndükten birkaç sene sonra kendi evime çıktığımda ilk aldığım eserin Fikret Mualla’ya ait olduğunu hatırlıyorum. O zamanlar müzayede evlerinin çoğaldığı ve satış hacimlerinin büyüdüğü bir dönemdi. Müzayede evlerinin çoğu Cumhuriyet ve Modern dönem Türk resimlerini satışa çıkarıyordu. Fikret Mualla resimleri popülerdi. Popülerliğinin yanı sıra güzellerdi- yaşaması kolay işlerdi. Ayrıca sanat tarihi açısından da önemli eserlerdi. Fikret Mualla, Sabri Berkel, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Eren Eyüpoğlu ve Abidin Dino eserlerine de meraklıydım. Anne ve babamın klasik ve oryantal koleksiyon kurgusunu kendi çapımda bu eserlere yoğunlaşarak kırdım.
Günümüz sanatına ilgim ise sanırım ilk kez TEGV yararına yapılan bir yardım müzayedesinde edindiğim Gülay Semercioğlu’nun erken dönem tablosunu alarak başladı. Sonrasında bugünkü adı Pilot olan, o zamanki adıyla Outlet Galeri’den 2009 yılında aldığım Hakan Kırdar işleri ve güncel sanat eğitimimle paralel olarak gelişen 90’lar Türk sanatçılarının işleri ile devam etti.
Çizgisini beğendiğim, galericiliğine güvendiğim Sylvia Kouvali’nin Rodeo Galerisi’nden 2010 yılında Gülsün Karamustafa’nın “Kaplaniye” işi, 2011’de yine Outlet Galeri’den Şener Özmen’in “Supermuslim” işi derken, çağdaş sanat yolculuğum günden güne daha da pekişti.
“User’s Manual“ başucu kitabımdı. Küratör Pelin Uran’dan dersler alıyordum. Aldığım teorik bilgileri sahada pekiştiyorduk- galeri turları, sergi ziyaretleri derken Türkiye sanat ekosisteminin oyuncuları ile tanışmaya ve kaynaşmaya başladım.
Ayşegül Karababa
- Sizi sanat dünyası, galeriler, aracılar ne zaman koleksiyoner olarak kabul etti? Rekabet ettiğiniz ya da imrendiğiniz bir koleksiyoner var mı?
Böyle bir eşik olduğunu zannetmiyorum. Ama sürekli bu ekosistemin içinde olduğunuzda galerilerle daha sık görüşüyor, kurumlarla aşinalık kazanıyor, sanat dünyasının oyuncuları ile yakın temasta ve diyalogda oluyorsunuz. Hem fikir hem de zamanla eser alışverişinde oluyorsunuz.
Koleksiyoner olmak süreklilik istiyor. Ben 2000’li yılların başlarında güncel sanat koleksiyonu yapmaya başladım ve hiç durmadım. Belki eskisi gibi çok alımlar yapmıyorum- daha seçici veya daha anlayışlıyım. Ama hala koleksiyonuma yeni eserler katmaya devam ediyorum.
Rekabet etmek veya imrenmek benim açımdan tercih ettiğim kelimeler değil. Takdir ettiğim, aklına ve zevkine güvendiğim, överek bahsettiğim koleksiyonerler var. Uli Sigg bir seminerimizde “My wishes are infinite, my means are finite” (İsteklerim sonsuz, imkanlarım sınırlı) demişti. Kanımca iyi koleksiyonerler bu prensibi benimseyerek, bilerek, okuyarak, dinleyerek, etkileşim/iletişim içinde olarak, destek olarak, hamilik yaparak oluşuyor. Böyle yaratılan koleksiyonlar bir bütünlük ve hikâyenin yanı sıra, arkasında güçlü bir entelektüel merak, seçicilik, alçak gönüllülük ve olgunluk barındırıyor. İzlediğinizde içinizde bir hayranlık uyandırır ama sizi tam olarak neyin etkilediğini de tarif edemezsiniz. İşte tam da o, tarif edilmesi zor, enerjisel tabaka bir koleksiyonu özel kılan nitelik ve niceliği tanımlıyor. Bu seviyede koleksiyon oluşturanları ilgi, hayranlık ve heyecanla izliyorum.
- Koleksiyonerliğin ilk adımlarındaki motivasyonunuz neydi? a) arkadaşlarım alıyor ben de alayım, b) sanatçısı moda herkes alıyor, c) param var sanata harcayayım, d) param çok yok ama hobby’m sanat , e) yatırım olur, f) hiçbiri. Seçiminiz hiçbiri ise peki ne?
2008'de taşındığım ev diyebilirim. Ev dekorasyonu adına kendi tarzımı keşif etmeye başladığım zamanlardı. Bu evdeki sanat eserlerinin mutlaka iyi bir hikâyeleri olacaktı. Eklektik olabilirdi ama oryantal olmayacaktı. Eski ve yeniyi en güzel şekilde harmanlayacaktı. Güncel sanat bu açlığımı doyurmak için elverişli bir ortam sağlıyordu. Hem öğrenmesi hem deneyimlemesi keyifti. Günümün, yaşımın sanatçılarıyla, küratörleriyle, galericileri ile tanışmak motive etti beni.
Yasemin Özcan
- Kaç parça sanat eseriniz oldu? Dönemler, sanatçılar, ağırlıklı olarak Türk mü, yabancı mı? Satın almalarınız Türkiye’den mi yurt dışından mı? Müzayedelerden mi sanat fuarlarından mı, galeriler’den mi, sanatçının kendisinden ya da ailesinden mi? Genç sanatçılar mı ya da belli bir dönemin sanatçıları mı? Koleksiyonunuzun profilini ya da yapısını nasıl tanımlarsınız?
Yaklaşık 400 esere ulaşan koleksiyonumun farklı dönemlerden sanatçıları içeren eklektik bir yapısı var. Türkiye, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa'dan sanatçıların eserlerini bir araya getiriyorum. Satın alımlarım da aynı şekilde hem Türkiye’den hem yurt dışından oluyor. Müzayedelerden uzunca süredir alım yapmıyorum. Daha çok galeriler aracılığıyla ilerliyorum, galerisi yoksa doğrudan sanatçısından satın alıyorum.
Koleksiyonuma dair motivasyonum günümüzün benzer hikayeleri paylaşan, benzer duygularını hisseden sanatçılarını keşfetmek. Bu yaklaşım beni doğal olarak güncel sanata ve günümüz sanatçılarının eserlerini daha çok takip etmeye yönlendiriyor. Bu nedenle koleksiyonum ağırlıklı olarak güncel sanat eserlerinden oluşuyor.
Koleksiyonumu kişisel, deneysel, eklektik ve yaşayan olarak tanımlayabilirim. Benim için koleksiyon oluşturmak yaşadığım zamanı anlamanın, sorgulamanın ve kendi hikayemi onun üzerinden kurmanın da bir yolu. Politika, toplumsal cinsiyet meseleleri, kentsel dönüşüm gibi temalar barındıran işler almışım.
- Ağırlıklı olarak aynı sanatçının dönemleri mi değişik sanatçılar mı? Sanat akımlarını, sanatçıları, dönemlerini nasıl izliyorsunuz? Okuyarak, gezerek, danışarak? Eş dost dışında profesyonel sanat danışmanınız var mı?
Hem yatay hem dikey alımlar yaptım. Kimi sanatçıyı derinlemesine ekledim koleksiyonuma. Çoğunlukla Türkiye’den ya da içinde bulunduğumuz coğrafyadan, benzer meseleleri yaşayan, paylaşan sanatçılarının işlerini aldım. Bilinçli bir tercihti bu. Koleksiyonumda kadın sanatçılar ağırlıkta ve büyük bölümü de benim kuşağımdan. Birlikte büyüyeceğim sanatçıları seçmişim.
Sanat danışmanım olmadı. Genelde el ve kafa yordamıyla, sorarak, öğrenerek en çok da elimi karnıma ve kalbime götürerek alım yapıyorum.
Ceylan Öztürk
- Şimdiye kadar koleksiyonunuzu sergilediniz mi? Nerede? Ne zaman? Nerede muhafaza ediyorsunuz, halkla buluşturmayı düşünür müsünüz? Nerede? Müze açma niyetiniz var mı ya da açtınız mı?
Koleksiyonum bugüne kadar iki kez sergilendi. İlki 2014 yılında Elgiz Müzesi'ndeki “Genç Koleksiyonerler” sergisiydi. Ardından 2015 yılında Ankara'da Galeri Nev’in direktörü Deniz Artun küratörlüğünde M1886 Sanat Projeleri'nde “İzler” başlıklı sergide koleksiyonumdan kapsamlı bir seçki izleyiciyle buluştu.
Eserleri yaşam alanlarımda ve uygun koşullu depolarda muhafaza ediyorum. Koleksiyonun zaman zaman kamuyla buluşmasını önemsiyorum. Talep geldikçe eserlerimi ödünç olarak kurum ve kuruluşların sergilerine veriyorum. Hatta Eylül ayı için de böyle bir teklif geldi, şu sıralar onu değerlendiriyorum. Ancak bir müze açma gibi bir hedefim ya da planım hiç olmadı.
- Sadece güncel ya da klasik, yerli ya da yabancı plastik sanatlar koleksiyonunuz mu var? Diğer objeler, kitap, eski para, halı, kilim, toprak altı ya da efemera gibi koleksiyonlarınız da var mı?
Koleksiyon çok büyük bir kelime. Onun içini ancak güncel sanat koleksiyonum doldurabilir bir nebze. Farklı objelere ilgim var diyelim ama bunlar koleksiyon niteliği taşımıyor.
Mehtap Baydu
- Yatırım olsun diye mi, koleksiyonum zenginleşsin diye mi eser alırsınız? Koleksiyonunuzda olan eserlerin piyasa değerleri, fiyat iniş çıkışları ile ilgilenir misiniz? Alıp satar mısınız? Nitelik mi nicelik (fiyat uygunluğu) mi ararsınız alım yaparken?
Benimkisi kurgulanmış bir koleksiyon. Beni beslesin, etrafımı beslesin diye kurgulandı. Hikayeler önemli demiştim, kendi yaşanmışlıklarımla benzer hikayeleri topluyorum. Aslında benim hikayem de koleksiyonum etrafında gelişiyor, genişliyor.
Koleksiyonumdaki sanat eserlerinin piyasa değerlerini takip etmiyorum. Ama gelişimini izlediğim sanatçıların çoğu iyi yerlere geldiler. Sanatçının ve eserinin değer kazanması, bilinirliğinin, beğenilirliğinin, görünürlüğünün artması her koleksiyonerin hoşuna gider. Ben de bundan büyük mutluluk duyuyorum. Eser alıp, satmıyorum. Alım yaparken nitelikle birlikle ulaşılabilirliğine de bakıyorum.
- Kitap, yayın yapar mısınız? Sanat ve sanatçı gelişsin, yaşasın, çoğalsın diye burs verdiğiniz gençler var mı, sanatçı hamiliği, sponsorluk yaptınız mı hiç?
Benim koleksiyonerlik anlayışım, eser biriktirmenin ötesine geçiyor. Bir koleksiyonerin, imkânları ölçüsünde sanat üretimine katkıda bulunmasının ve sanatçıyı desteklemesinin bu yolculuğun doğal bir parçası olduğuna inanıyorum.Yıllar içinde farklı sanatçılara bireysel olarak destek verdim. Spot Projects ile birlikte ise bu yaklaşımı daha sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmeye çalıştık. Özellikle Spot Destek Fonu aracılığıyla sanatçıların üretim süreçlerine, sergilere ve yayın projelerine katkı sunuyoruz. Benim için en anlamlı destek, sanatçının üretmeye devam edebilmesine alan açabilmek.Bunu klasik anlamda bir sponsorluk ya da hamilik olarak tanımlamaktan ziyade, içinde bulunduğum sanat ekosistemine karşı bir sorumluluk olarak görüyorum. Sanatın gelişebilmesi, sanatçılar, kurumlar, koleksiyonerler ve izleyiciler arasındaki dayanışmayla mümkün oluyor. Ben de elimden geldiğince bu döngünün bir parçası olmaya çalışıyorum.
Jordan Nassar
- Samimiyet Testi: Sanat eseri alırken ‘duvarıma, kanepeme uysun, şu sanatçı çok moda bir eseri de bende olsun diye düşünür müsünüz?
Hayır, hiç düşünmem. Belki de tam bu yüzden anlaşılması zor, kimileri için sevimli olmayan, klasik kalıplara uymayan, geçirgen ve marjinal bir koleksiyonum var bence.
- Sorularım bitti. Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler... Ancak bu sorular dışında bir konu daha var, cevaplarsanız sevinirim: Türk resmi, yabancı sanat alıcılarının odağında değil. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bence bunun tek bir nedeni yok. Çok değerli sanatçılarımız ve güçlü bir üretim geleneğimiz var. Ancak uluslararası görünürlük yalnızca iyi işler üretmekle sağlanamıyor. Galerilerden müzelere, bienallerden koleksiyonerlere ve kültürel diplomasiye uzanan güçlü bir ekosistem gerekiyor. Bu yapı birlikte çalıştığında görünürlük de sürdürülebilir oluyor. Bugün genç kuşak sanatçıların uluslararası platformlarda çok daha görünür olmaya başlaması sevindirici. Umarım bu görünürlük kalıcı olur ve Türkiye sanatının uluslararası alandaki yerini daha da güçlendirir.
Halil Altındere
Tekrar teşekkürler…
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


