Yunus Büyükkuşoğlu: Koleksiyon benim için alınıp satılan eserlerin toplamı değil, yıllar içinde kurulan ilişkilerin ve verilen kararların bir hikâyesi

Yunus Büyükkuşoğlu: Koleksiyon benim için alınıp satılan eserlerin toplamı değil, yıllar içinde kurulan ilişkilerin ve verilen kararların bir hikâyesi

"Ben sanata hiçbir zaman yatırım aracı ya da sosyal bir statü göstergesi olarak bakmadım, günümüzde böyle bakılıyor olmasını da tasvip etmiyorum. İş hayatım boyunca değer üretmeye çalıştım. Sanatta ilgimi çeken de yine üretimdi. Bir sanatçının kendi dünyasını nasıl kurduğunu, düşüncesini nasıl ifade ettiğini anlamaya çalıştım. Zaman içinde şunu fark ettim: Koleksiyonum eser satın aldığım için değil, sanatçılarla kurduğum ilişkiler sayesinde gelişti"

Yunus Büyükkuşoğlu: Koleksiyon benim için alınıp satılan eserlerin toplamı değil, yıllar içinde kurulan ilişkilerin ve verilen kararların bir hikâyesi
Yunus Büyükkuşoğlu

Bugün ‘Koleksiyonerler’ dizimin beşinci koleksiyonerine, Yunus Büyükkuşoğlu’na geldik. Yarım yüzyılı aşan iş hayatı var Yunus Bey’in. Bana sorarsanız tam bir ‘self made man’. Gerçekten kendi kendini yetiştirmiş ve bugün Romanya, Tayland, Hindistan ve Türkiye’de 22 fabrikası olan bir iş adamı. Ne mi imal ediyor? Ford, Fiat, Renault, Dacia, Mecedes otobüs gibi aklınıza gelen her otomobil fabrikasına, Bosch, Gaggenau gibi her beyaz eşya fabrikasına yedek parça yapıyor. Türkiye’de de daha çok Bursa, Gebze, İzmit civarında fabrikaları var. Kişiliği de alçak gönüllü ve sahici geliyor bana.

Bir sabah Bodrum Torba’da sahip olduğu, duvarları, yerleri, balkonu, bahçesi sanat eserleriyle dolu şık butik otel Casa dell’Arte’de Yunus Büyükkuşoğlu’na kahveye gittim. Sohbet sırasında babasının bir zamanlar bir atölyesi olduğunu, imal ettiği fren balatalarını Ankara Karayolları İdaresi’ne satmak üzere yolladığını, ama malın kabul görmeyip iade edildiğini, babasının da battığını anlattı. 17 yaşındaki Yunus’un, babasını eleştirmesi üzerine evden kovulduğunu ve Yeşilköy semtinde aile dostları yine yedek parça yapan Zeki Kolabaş Bey’in evine sığındığını, Zeki Bey’in onu bir arkadaşının evinin müştemilatına yerleştirdiğini anlattı. Her şeyiyle ilgilendiğini söyledi. Yunus Büyükkuşoğlu’nun bir başka kıymet bilirliği de henüz 18 yaşındayken kurduğu yedek parça işine Türk Ticaret Bankası’ndan kredi veren şube müdürü Ömer Burhanoğlu adına Trabzon Maçka’da bir hastane yaptırması. Gencecik yaşta iş kurup geçimini sağlamasının yanında 1970 li yıllarda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bağlı Gazetecilik Enstitüsü’nü ve Beyoğlu Mısır Apartmanı’nda bir süre eğitim veren o zamanki İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ni de bitirdiğini anlatıyor.

Bugün saymakla bitmeyecek, aklımda tutamadığım onlarca hayır işi, okuları, huzur evleri var. Memleketi Kayseri’de 6 okul yaptırmış. Otizmli çocuklara sanat evi açmış. Bodrum’da Sıtkı Koçman Üniversitesi bünyesindeki Güzel Sanatlar Fakültesi dahil ilk, orta okullar, huzurevleri de Yunus Büyükkuşoğlu armağanı. Bodrum Bitez’de kurduğu kocaman bir bahçe içindeki kütüphane, sanat galerisi, tiyatro amfisi, café, lokanta kompeksi Zai’nin toprağı, yeri, ağacı, havuz başı sanat eserleriyle dolu. Yüzyıllardır o bahçeden gölgesini esirgemeyen her bir zeytin ağacı bir sanatçının ismini taşıyor. Aşağıdaki cevaplardan da okuyabileceğiniz gibi Yunus Bey sahibi olduğu Zai’nin yanındaki bir arsayı müze yapabilmek üzere satın almış. Bakalım Haliç’te karşısına çıkan ‘bürokratik engeller’ burada da çıkacak mı.

Yunus Büyükkuşoğlu ‘doğduğun, doyduğun ve yaşadığın yeri unutma’ diyor.

- Ailenizde koleksiyoner var mıydı? Nasıl başladınız? Ne zaman başladınız? İlk aldığınız eser hangi sanatçının hangi eseriydi? Neden?

Hayır, ailemizde koleksiyonerlik geleneği yoktu. Sanata ilgim tamamen kişisel bir merakla başladı.

On altı yaşındaydım ve Sirkeci'de babamın yanında çalışıyordum. Hüdavendigar Caddesi'ndeki çerçeveciler akademi öğrencilerine atölye sağlar, bitmiş işler ise vitrinde sergilenirdi. Fırsat buldukça o vitrinlerin önünde durur, bazen de sanatçıların atölyelerine giderdim. İlk ilgimi çeken şey yalnızca eserler değildi; o eserlerin nasıl ortaya çıktığını görmekti.

İlk satın aldığım eser, "Servet" imzalı, fırtınada yol alan bir gemi resmiydi. Altı ay para biriktirerek aldım. Bugün hala evimdedir.

O gün bunun bir koleksiyonun başlangıcı olacağını elbette bilmiyordum. Ama geriye dönüp baktığımda görüyorum ki beni koleksiyonculuğa götüren şey satın alma isteği değil, öğrenme merakıymış. O merak zamanla sanatçılarla tanışmama, onların dünyalarını tanımama ve sanatın hayatımın doğal bir parçası haline gelmesine vesile oldu. 

- Sizi sanat dünyası, galeriler ve aracılar ne zaman koleksiyoner olarak kabul etti? Rekabet ettiğiniz ya da imrendiğiniz bir koleksiyoner var mı?

Doğrusu bunun cevabını benim vermem doğru olmaz. İnsan kendisine "artık koleksiyoner oldum" diyemiyor.

Yıllar içinde sanatçılarla, galerilerle, müzelerle doğal ilişkiler kuruldu. İnsanlar beni koleksiyoner olarak tanımlamaya başladı ama koleksiyonculuğun yalnızca eser satın almakla ilgili olmadığını düşünüyorum. Asıl mesele, o eserleri anlamak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek.

Rekabet hayatın her alanında var ve doğru zeminde olduğunda insanı daha iyisini yapmaya teşvik ediyor. İş hayatında bunun değerini çok gördüm. Ama koleksiyonculukta rekabetin "kimde daha fazla ya da daha önemli eser var" noktasına gelmesini doğru bulmuyorum. Her koleksiyon, sahibinin ilgi alanlarını, merakını ve hayat yolculuğunu yansıtır. Bu yüzden koleksiyonların birbirleriyle yarıştığını hiç düşünmedim.

Buna karşılık, başka koleksiyonlardan ilham aldığım çok oldu. Geçtiğimiz yıl Mustafa Taviloğlu'nun koleksiyonunu geniş kapsamlı sergilerle kamuoyuyla buluşturmasını çok değerli buldum ve kendisini özellikle tebrik ettim. Bu tür girişimlerin koleksiyonculuk kültürüne önemli katkı sağladığına inanıyorum. Koleksiyonerin bıraktığı en önemli miras, sahip olduğu eserler değil; o eserlerin toplumla buluşmasına sağlayabildiği katkıdır.

- Koleksiyonerliğin ilk adımlarındaki motivasyonunuz neydi? a) arkadaşlarım alıyor ben de alayım, b) sanatçısı moda herkes alıyor c) param var sanata harcıyayım, d) param çok yok ama hobby’m sanat e) yatırım olur, f) hiçbiri. Seçiminiz hiçbiri ise peki ne?

Verdiğiniz seçeneklerin hiçbiri.

Ben sanata hiçbir zaman yatırım aracı ya da sosyal bir statü göstergesi olarak bakmadım, günümüzde böyle bakılıyor olmasını da tasvip etmiyorum.

İş hayatım boyunca değer üretmeye çalıştım. Sanatta ilgimi çeken de yine üretimdi. Bir sanatçının kendi dünyasını nasıl kurduğunu, düşüncesini nasıl ifade ettiğini anlamaya çalıştım.

Zaman içinde şunu fark ettim: Koleksiyonum eser satın aldığım için değil, sanatçılarla kurduğum ilişkiler sayesinde gelişti. Atölyelerde geçirilen saatler, uzun sohbetler, sergiler, açılışlarda yapılan sohbetler. Bunların hepsi koleksiyonun görünmeyen parçalarıdır.

Bugün geriye baktığımda, koleksiyonun bana kazandırdığı en büyük zenginliğin eserlerden çok insanlar olduğunu söyleyebilirim.

Fahrelnisa Zeid

- Kaç parça sanat eseriniz oldu? Dönemler, sanatçılar, ağırlıklı olarak Türk mü, yabancı mı? Satın almalarınız Türkiye'den mi yurt dışından mı? Müzayedelerden mi, sanat fuarlarından mı, galerilerden mi, sanatçının kendisinden ya da ailesinden mi? Genç sanatçılar mı ya da belli bir dönemin sanatçıları mı? Koleksiyonunuzun profilini ya da yapısını nasıl tanımlarsınız?

Doğrusu hiçbir zaman eser sayısına odaklanmadım. Benim için önemli olan koleksiyonun yıllar içinde nasıl bir hikaye anlattığı, ama eserlerle hiçbir zaman alınıp satılan varlıklar olarak ilişki kurmadığımız için koleksiyon doğal olarak yıllar içinde büyüdü.

Koleksiyonumuzun temeli modern ve çağdaş Türk sanatıyla atıldı. Bu yolculukta Yahşi Baraz ve Aydın Cumalı gibi, bana rehberlik eden, kendilerinden çok şey öğrendiğim dostlarımın katkısı büyük oldu. Onların birikimi ve yönlendirmeleri sayesinde Türk resminin önemli sanatçılarını daha yakından tanıma fırsatı buldum.

Yıllar içinde koleksiyon doğal bir şekilde gelişti. Eşim Fatoş Hanım'la birlikte ortak beğenilerimiz doğrultusunda eserler almaya başladık. Hiçbir zaman belirli bir listeyi tamamlamak ya da belli isimleri toplamak gibi bir hedefimiz olmadı. Beğendiğimiz ve hayatımızın bir parçası olmasını istediğimiz eserleri seçtik.

Zamanla kızlarımız da koleksiyona ilgi duymaya başladı. Onların farklı bakış açıları sayesinde fotoğraf, video, yerleştirme gibi farklı mecralara ve uluslararası sanatçılara da yöneldik. Bu değişimi çok doğal karşılıyorum. Çünkü yaşayan bir koleksiyonun yeni kuşaklarla birlikte dönüşmesi gerektiğine inanıyorum.

Bugün ise Derya Hanım'la birlikte hayata geçirdiğimiz Zai, koleksiyonumuza yeni bir boyut kattı. Koleksiyona aldığımız bazı eserleri Zai'de sergileme imkanı buluyoruz. Bir eserin farklı bir mekanda, farklı insanlarla buluştuğunda yeniden anlam kazandığını görmek benim için çok kıymetli. Sanatın gündelik hayatın içinde yer almasına her zaman önem verdim. Zai de bunu mümkün kılan doğal bir buluşma noktası oldu.

Bugün geriye baktığımda koleksiyonumuzu belirli bir dönemin ya da akımın temsili olarak görmüyorum. Bana göre her koleksiyon, onu oluşturan insanların zaman içindeki ilgi alanlarının, meraklarının ve birlikte geçirdikleri hayatın izlerini taşır. Aynı zamanda yaşadığı ülkenin ve dünyanın da sessiz bir tanığıdır. Dönemler değişir, koleksiyon da bütün bu değişimlerin kaydını tutar.

Koleksiyonun bundan sonraki yolculuğunu ise büyük ölçüde kızlarımızın, ileride de ilgi duyarlarsa torunlarımızın seçimlerinin şekillendireceğine inanıyorum. Bu yüzden koleksiyonumuzu yalnızca eserlerden oluşan bir birikim olarak değil, ailemizin kuşaklar boyunca sanatla kurduğu ilişkinin yaşayan hafızası olarak görüyorum.

Nuri İyem

- Ağırlıklı olarak aynı sanatçının farklı dönemleri mi, yoksa değişik sanatçılar mı? Sanatı akımlarını, sanatçıları, dönelerini nasıl nasıl izliyorsunuz? Okuyarak, gezerek, danışarak? Eş dost dışında profesyonel sanat danışmanınız var mı?

Sanatı takip etmenin tek bir yolu olduğuna inanmıyorum. Elbette fırsat buldukça sergileri geziyor, müzeleri dolaşıyorum. Eskisi kadar sık seyahat edemediğim dönemler de oluyor. Ama bugün teknoloji sayesinde dünyanın her yerindeki sergileri ve sanatçıları takip etmek mümkün. 

Yine de benim için en öğretici yer her zaman sanatçı atölyeleri oldu. Bir sanatçının üretim sürecine tanıklık etmek, bazen bitmiş bir esere bakmaktan daha öğreticidir.

Yıllar içinde görüşlerine değer verdiğim galericiler, sanat tarihçileri ve dostlarım oldu. Onlardan çok şey öğrendim. Ama eser alırken son kararı her zaman kendim verdim. Çünkü koleksiyon sonuçta kişisel bir yolculuk. Başkasının beğenisini değil, kendi vicdanınızı ve sezginizi takip etmeniz gerekiyor.

- Şimdiye kadar koleksiyonunuzu sergilediniz mi? Nerede? Ne zaman? Nerede muhafaza ediyorsunuz? Halkla buluşturmayı düşünür müsünüz? Nerede? Müze açma niyetiniz var mı ya da açtınız mı?

Adaşım Yunus Emre'nin çok sevdiğim bir sözü vardır: "Paylaştığın senindir, biriktirdiğin değil." Sanırım koleksiyonculuğa bakışımı en iyi anlatan cümle de budur.

Ben hiçbir zaman koleksiyonu kapalı kapılar ardında saklanacak bir birikim olarak görmedim. Sanatın gerçek anlamını, insanlarla buluştuğunda kazandığına inanıyorum. Bu nedenle yıllar içinde koleksiyonumuz farklı mekanlarda sergilendi. Casa dell'Arte'de sanatın hayatın doğal bir parçası olmasını istedik. Daha sonra Farplas Art Space'de, Farklabs'de ve Zai'de de aynı anlayışı sürdürmeye çalışıyoruz. Bir eserin farklı insanlarla, farklı mekanlarda yeniden ilişki kurduğunu görmek benim için koleksiyonculuğun en değerli taraflarından biri.

Yıllar önce fabrikamızda sendikal hareketlerin oldukça yoğun olduğu bir dönemde yemekhaneye koleksiyonumuzdan eserler astık. O zaman birçok kişi bana, "Bu resimleri indir, zarar verirler." dedi. Ben ise tam tersini düşündüm. O eserlerin yalnızca bana ait olmadığını, oradaki herkesin onlarla aynı ilişkiyi kurabileceğini hissettim. "Zarar verirlerse kendilerine zarar vermiş olurlar." dedim. Sonuçta yıllarca hiçbir esere zarar gelmedi.

Belki de bu yüzden yıllardır en büyük hayallerimden biri koleksiyonu kalıcı bir müzede toplumla buluşturabilmek oldu. Bu konuda çok ciddi girişimlerimiz oldu. Hatta yıllar önce Haliç'te bu amaçla bir bina satın aldık. Ne yazık ki uzun süren bürokratik engeller nedeniyle o projeyi hayata geçiremedik ve sonunda bu sene o binayı satmak zorunda kaldık. 

Bugün ise Bodrum'da, bir zamanlar hayal ettiğimiz ölçekte olmasa da, nitelikli bir müzeyi hayata geçirmek için çalışıyoruz. Hayaller bazen zaman içinde şekil değiştiriyor ama özünü kaybetmiyor. Umarım bu projeyi tamamlayabilir ve koleksiyonun en azından bir bölümünü kalıcı olarak daha geniş kitlelerle buluşturabiliriz.

- Sadece güncel ya da klasik, yerli ya da yabancı plastik sanatlar koleksiyonunuz mu var? Diğer objeler, kitap, eski para, halı, kilim, toprak altı ya da efemera gibi koleksiyonlarınız da var mı?

Koleksiyonumuzun odağını her zaman modern ve çağdaş sanat oluşturdu. Bunun yanında elbette kitaplar, antikalar, tasarım objeleri ve zaman içinde ilgimizi çeken başka parçalar da oldu. Ama bunları hiçbir zaman ayrı koleksiyonlar olarak görmedim.

Ben koleksiyonculuğu nesne biriktirmekten çok bir düşünce biçimi olarak görüyorum. Merak ettiğiniz alan genişledikçe doğal olarak hayatınıza başka şeyler de giriyor. Ama sanat, her zaman bu yolculuğun merkezinde kaldı.

- Yatırım olsun diye mi, koleksiyonum zenginleşsin diye mi eser alırsınız? Koleksiyonunuzda olan eserlerin piyasa değerleri, fiyat iniş çıkışları ile ilgilenir misiniz? Alıp satar mısınız? Nitelik mi nicelik (fiyat uygunluğu) mi ararsınız alım yaparken?

Sanat eserini hiçbir zaman yalnızca yatırım aracı olarak görmedim. Bir eserin maddi değer kazanması elbette mutluluk veriyor ama benim için asıl tatmin, yıllar önce inandığınız bir sanatçının zaman içinde hak ettiği değeri bulduğunu görmek.

Yatırım tarafını tamamen yok saydığımı da söyleyemem. Ama hiçbir zaman sadece değerlenecek diye eser almadım.

Aldığımız eserlerle yaşamayı, onları yıllar içinde yeniden keşfetmeyi sevdik. Belki de bu yüzden koleksiyon benim için hiçbir zaman alınıp satılan eserlerin toplamı değil, yıllar içinde kurulan ilişkilerin ve verilen kararların bir hikâyesi oldu.

- Kitap, yayın yapar mısınız? Sanat ve sanatçı gelişsin diye burs verdiğiniz gençler var mı? Sanatçı hamiliği, sponsorluk yaptınız mı hiç?

Sanatı desteklemeyi hiçbir zaman sadece eser satın almak olarak görmedim. Sanatın günlük hayatın bir parçası olabilmesi için, özellikle bizim gibi ülkelerde, çok farklı alanlarda desteğe ihtiyaç var. Bu bazen bir sanatçının üretimine destek vermek oluyor, bazen bir sergi, bazen bir okul, bazen de insanların sanatla bir araya gelebileceği bir ortam oluşturmak. Biz de yıllardır imkanlarımız dahilinde hepsine destek vermeye çalışıyoruz. 

Fahrelnisa Zeid ve Burhan Doğançay

- Samimiyet testi: Sanat eseri alırken ‘duvarıma, kanepeme uysun, şu sanatçı moda bir eseri de bende olsun’ diye düşünür müsünüz?

Bir eseri sadece dekorasyonu tamamlasın diye almak bana hep uzak geldi ama bunda bir yanlışlık da görmüyorum, sonuçta her gün o eserle yaşıyorsunuz. 

Modayı takip etmeyi severim. Tarzıma uyduğunu düşündüğüm şeyleri de giyerim. Sanatta da bunun bir benzeri var. Elbette olup biteni takip ediyorum ama seçimlerimi hiçbir zaman modaya göre yapmadım. Kıyafette de sanatta da sonunda kendi beğenime güveniyorum. Modayı takip ederim ama çok da ciddiye almam.  

- Sorularım bitti. Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler... Ancak bu sorular dışında bir konu daha var, cevaplarsanız sevinirim: Türk resmi, yabancı sanat alıcılarının odağında değil. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Ben hep şuna inanmışımdır; bir sanatçının değerini önce kendi ülkesi bilmeli. Dünya ondan sonra geliyor. Kendi sanatımıza yeterince sahip çıkmazsak başkalarının bunu yapmasını bekleyemeyiz.

Elbette bunun için sadece iyi sanatçılar yetmez. Güçlü galerilere, müzelere, küratörlere ve koleksiyonerlere ihtiyaç var. Bunlar bir günde olmuyor. Ama ben bu konuda umutluyum. Türk sanatının dünya ölçeğinde hak ettiği yeri alabilecek güce sahip olduğuna inanıyorum. Emek verilir, sabırlı olunur ve istikrar gösterilirse olmayacak şey yok.

Tekrar teşekkürler…


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler