Milli egemenlik, demokrasi, hukuk ve ifade özgürlüğüne dair bir uygulamalı çalışma: Fatih Altaylı vakası

Milli egemenlik, demokrasi, hukuk ve ifade özgürlüğüne dair bir uygulamalı çalışma: Fatih Altaylı vakası

Mevcut Cumhurbaşkanımızın demokrasiyi ortadan kaldırmak ve Osmanlı’da olduğu gibi bir ailenin yönetimine dayalı sistem kurmak ve padişah olmak ya da öyle görülmek gibi bir amacı olduğu ileri sürülemeyeceğine göre Fatih Altaylı'nın Osmanlı'dan verdiği örnekleri cumhuriyetle yönetilen bir ülkede mevcut Cumhurbaşkanı'na yönelik tehdit olarak görüp işlem yapmak sayın Cumhurbaşkanı'na yönelik çok daha ağır bir yakıştırmadır

Milli egemenlik, demokrasi, hukuk ve ifade özgürlüğüne dair bir uygulamalı çalışma: Fatih Altaylı vakası

17 Haziran günü Türkiye’nin en fazla hukukçu mezun eden Üniversitelerinden biri olan Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde anayasa hukuku sınavı yaptık. Sınav sorularımızdan biri şuydu: “Demokratik devlet bağlamında ifade özgürlüğünün önemi nedir? Siyasi içerikli ifadelerin sınırlandırılması halinde hangi ölçütler dikkate alınarak değerlendirme yapılır? Kısaca açıklayınız.”

İfade özgürlüğüne ilişkin olarak bu tür soruları farklı formülasyonlarla daha önce de defalarca sorduk aslında.  Buna benzer soruları ısrarla sormamızın nedeni, mezun olduktan sonra avukat, hâkim ya da savcı kimliğiyle toplumun önüne çıkacak öğrencilerimizin ifade özgürlüğü ile demokrasi arasındaki bağı kurmasını sağlamaktır. Geleceğin hukukçusunun, egemenliğin dolayısıyla hukuk yaratma yetkisinin kaynağının millet/halk olduğunu, halkın bu yetkiyi kullanabilmesinin en önemli aracı olan demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığını, bir seçimden söz edebilmek için seçmen iradesinin özgürce oluşabilmesinin de güvence altında olması gerektiğini yani halkın kendi sözünü başkalarına iletme özgürlüğü kadar başkalarının sunduğu bilgiye, habere özgürce ulaşabilmesinin de ne kadar önemli olduğunu anlamasını isteriz. Venedik Komisyonu[1] ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM)[2] de altını çizdiği gibi, insan haklarına ve özellikle de ifade ve basın özgürlüğüne saygı gösterilmiyorsa, demokratik bir seçimden söz edilemez. Nitekim serbest seçim hakkını düzenleyen İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne (İHAS) Ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesi, seçimlerle ilgili belirlediği dört temel ilke içinde seçimin “halkın görüşünü özgürce ifade etmesinin sağlandığı koşullar altında” yapılmasını da özellikle saymaktadır.

Dolayısıyla geleceğin avukatları, savcıları ve hakimlerinin siyasi içerikli ifadelere hangi koşullarda müdahale edilebileceğini bilmesi, diğer bir deyişle ifade özgürlüğüne yönelik sınırlayıcı tedbirlerin uygulanabilmesi için uyulması gereken Anayasal ve Sözleşmesel ölçütleri test edebilmesi, yaptığı mesleğin meşruiyeti ve hukuksallığı bakımından yaşamsal önemdedir.

Ölçütleri sıralayacak olursak kabaca şöyle diyebiliriz: ifade özgürlüğüne yönelik bir sınırlama veya müdahale ancak yasayla öngörülmüşse, meşru bir amaç güdüyorsa, hakkın özüne dokunmuyorsa, ölçülüyse ve demokratik bir toplumda gerekliyse Anayasa ve İHAS’a uygundur. Bu belirttiğim ölçütler ilk bakışta son derece soyut görünebilir, ancak her bir ölçütün ayrı ayrı alt unsurları ve açılımları vardır, somutlaştırılmaları gerekir. Elbette burada tüm bu alt unsurları ve açılımlarını açıklayacak değilim, burada üzerinde duracağım konu demokrasiyle çerçevelediğimizde uygulamada karşımıza çıkan sorunlu alanlardır. Nitekim siyasi nitelikli ifadelere yönelik sınırlama veya müdahalelerde, daha çok söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olup olmadığı ölçütlerine yönelik tartışma gündeme gelmektedir. Nitekim sınav sorusunda da özellikle bu son ölçütlerin somutlaştırılması hukukçu adaylarından istenmiştir.

Peki bu somutlaşma nasıl yapılabilir? Elbette Anayasa Mahkemesi (AYM) ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin söz konusu ölçütleri somutlaştırırken hangi olayda nasıl yorum yaptığını ve ne kararı verdiğini bilmek gerekir. İfade özgürlüğü, demokrasi ile yönetilen ülkelerde siyasi çoğulculuğun ve kamu menfaatinin güvencesi olarak görülmektedir.  Bu nedenle İHAM ve AYM’ye göre, siyasi söylem ve tartışmalardaki veya kamu menfaatini ilgilendiren sorunlara ilişkin konulardaki ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda devlet organlarına çok dar bir sınırlama yetkisi bırakılır.

Siyasi alandaki bir ifadeye yönelik sınırlayıcı müdahalenin demokratik bir toplumdaki izin verilen sınırları saptanırken, diğer bir deyişle uyulması gereken yukarıda dile getirdiğim güvence ölçütleri somutlaştırılırken, ifadenin mahiyeti, bağlamı, arka planı, güncelliği, nerede ve nasıl, kim tarafından ve kime yönelik olarak dile getirildiği, konuşmanın konusu olan ya da hedefindeki ilgili kişilerin önceki davranışları bütün yönleriyle ele alınılır. Olgusal bir temele sahip olmadığı takdirde aşırı olarak değerlendirilebilecek değer yargıları, olayın koşulları gözetildiğinde pekâlâ olağan bir ifade özgürlüğüne dönüşebilirler.

Örneğin İHAM ve AYM kararlarına bakıldığında, ifadenin mahiyeti incelenirken özellikle toplumda azınlıkta kalan gruplara yönelik nefret söylemi ve aşağılama[3] veya şiddet çağrısı ya da sürmekte olan şiddeti onaylama[4] içeren ifadeler demokratik bir toplumda olması gereken çoğulculukla örtüşmez görülmüş ve elbette bu tür ifadelere yönelik sınırlayıcı müdahaleler toplumsal bir ihtiyaç baskısının gereği olarak değerlendirilmiştir.  Bu tip ifadeleri içermeyen siyasi ve kamusal alandaki düşünce açıklamaları ise en geniş şekilde koruma görür.

Diğer yandan İHAM ve AYM, siyasi alandaki ifadeleri değerlendirirken, ifadenin içeriği kadar, ifadenin hedefinde yer alan kişi ya da kurumun kimliğine de bakar, normal şartlar altında olağan vatandaşa yönelik sarf edildiğinde “hakaret” olarak değerlendirilebilecek bir ifade, bir kamu görevlisine göreviyle ilgili olarak yöneltildiğinde ağır eleştiri olarak nitelendirilip ifade özgürlüğünün koruması altında değerlendirilerek hakaret sayılmaz. Bir bakan, başbakan, cumhurbaşkanı hatta krala karşı sarf edilen bu türden ağır sözler bakımından ise, ifade özgürlüğünün sınırları kamu görevlisinden de geniştir, halk adına yetki kullanan söz konusu kişilerin itibar kaygısından çok halka karşı hesap verebilirlikleri ön plana çıkar ve söylenen sözler hukuken koruma görür. Hükümet, devlet kurumları ya da devletin kurumsal yapısı, yönetim sistemi gibi konulara yönelik ifadeler ise bu sıralamada en üst seviyede hoş görü gösterilmesi gereken ifadelerdir. [5] Bu durum demokrasinin gereğidir zira bu makamlar halktan aldıkları yetkiyi kullandıkları ve halk önünde hesap vermek zorunda oldukları için doğal olarak ağır sözlere de katlanmak zorundadırlar.

Tutuklanan Fatih Altaylı'nın YouTube kanalındaki boş koltuğu

Daha önce söz ettiğim demokratik toplumda gereklilik ve ölçülülük ölçütleri İHAM ve AYM’nin kararlarında somutlaşırken gördüğümüz diğer bir yaklaşım ise, ifadeyi dile getirenin kimliğinin dikkate alınmasıdır.[6] Demokratik bir toplumda siyasi veya toplumun ilgi duyduğu kamusal faydası yüksek konuların özgürce tartışılabilmesi temel bir gerekliliktir ve kamunun menfaatinedir. Bu nedenle demokrasinin bir gereği olarak, bazı meslekleri icra edenler ya da belirli toplumsal roller üstlenen kişi ve kurumlar diğer kişilere göre daha geniş ifade özgürlüğü korumasından yararlanmak zorundadırlar. Bunlar arasında halkın tamamının ya da belirli kesimlerinin menfaatlerini dile getiren ve kamusal faydası yüksek konular hakkında halkın bilgi edinmesini ve tartışmasını sağlayan sivil toplum örgütleri ve onların önderleri rahatlıkla sayılabilir, yine benzer şekilde kamunun menfaatini ilgilendiren konularda halkın haber almasını ve bu sayede görüş oluşturup kamu politikalarına katılabilmesine ya da bu politikaları etkileyebilmesine olanak sağlayan basın mensuplarını öncelikle saymalıyız; basının ifade özgürlüğünden en geniş biçimde yararlanması halkın seçme hakkını serbestçe kullanabilmesinin, diğer bir deyişle demokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Ez cümle, hukukçu adaylarının cevap kağıtlarında beklediğimiz açıklamalar büyük ölçüde bunlardı.

Sınavımızdan beş gün sonra, Fatih Altaylı’nın, YouTube kanalında yaptığı bir konuşma nedeniyle “cumhurbaşkanını tehdit” iddiasıyla tutuklandığı haberi geldi. Şimdi Anayasa Hukuku sınavımızda sorduğumuz soru için beklediğimiz cevapları bu olaya uygulamak isterim.

Altaylı programında halkın yüzde 70’inin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ömür boyu görevde kalmasına karşı olduğuyla ilgili çok yeni bir anketi yorumlamıştı. Yukarıda ifadenin bağlamı ve güncelliğine bakılması gerekir demiştim, Altaylı olayında, ifadenin çok güncel bir anketin yorumlanması bağlamında söylendiği çok açıktır. Yani hiçbir gereği yokken birine hakaret ya da tehdit maksadıyla sarf edilmediği ortadadır.

Altaylı şunları söylemiştir:

“Bu oran çok da beklediğim oran. Şu anda AKP seçmeninin önemli bir bölümü ve MHP seçmeninin bir bölümü dışında hiç kimse böyle bir şeye onay vermez. Geçmişine bak bu milletin, yakın geçmişinden söz etmiyorum, uzak geçmişine bak, bu millet hoşuna gitmediği, istemediği zaman padişahını boğmuş bir millettir. Az buz değildir öldürülen, suikaste kurban giden Osmanlı padişahı, boğazlanan veya intihar etti süsü verilen…”[7] Yine yukarıda belirttiğim ölçütlere geri dönecek olursak şu tespitleri yapmamız gerekir: ifadenin içeriğinde ne bir şiddet çağrısı ne de kırılgan bir gruba yönelik nefret söylemi vardır. Yürütme organının oluşumuna, seçme ve seçilme hakkına yönelik bir konuya ilişkin siyasi bir yorum yapılmıştır ve elbette ki bu, demokrasilerde, kamunun menfaatini doğrudan ilgilendiren bir konu olarak değerlendirilir. Konuşmada, Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahlara yönelik tamamen gerçek bilgiye dayalı bazı tarihsel olaylar gazetecinin değer yargılarını kanıtlamak için örneklenmiştir, yani olgusal gerçekliğe dayalı bir konuşmadır. Kaldı ki mevcut cumhurbaşkanımızın demokrasiyi ortadan kaldırmak ve Osmanlı’da olduğu gibi bir ailenin yönetimine dayalı sistem kurmak ve padişah olmak ya da öyle görülmek gibi bir amacı olduğu ileri sürülemeyeceğine göre, bu örnekleri cumhuriyetle yönetilen bir ülkede mevcut cumhurbaşkanına yönelik tehdit olarak görüp işlem yapmak sayın cumhurbaşkanına yönelik çok daha ağır bir yakıştırmadır."

Diğer yandan yukarıda belirttiğim gibi ifadenin sahibi ve ifadenin hedefi de ifade özgürlüğüne yönelik sınırlayıcı müdahale yapılmasında önemle dikkate alınması gereken konulardandır. Fatih Altaylı çok uzun yıllardır gazetecilik yapan bir kişidir, dolayısıyla kıdemli bir basın mensubu olarak ifade özgürlüğünün en geniş korumasından yararlanması gerekir; konuşmanın hedefi ise bir anket bağlamında yürütme organının oluşumu yani yapısıdır, doğrudan kişisel olarak mevcut cumhurbaşkanının hedef alınmadığı çok açıktır, dolayısıyla bu noktada da ifade özgürlüğünün en geniş alanında olduğumuzu tekrar hatırlatmam gerekir.

Sonuç olarak Altaylı vakasını, ifade özgürlüğü konusunu işlerken, Anayasa’yı ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ni ihlal eden uygulamaların nasıl yapıldığını öğrencinin kafasında netleştirmek ve mesleğe başladıklarında neleri yapmamaları gerektiğini öğretmek bakımından çok iyi (!!!) örneklerden biri olarak arşivime almaya karar verdim.


[1] Venice Commission, Code of Practice in Electoral Matters, 52nd Session, 18-19 Oct. .2002. Venice Commission, 90th Session, 17 March 2012.

[2] İHAM, Orlovskaya Iskra v. Russia, B.N. 42911/08, 21.02.2017, para. 110, 130.

[3] İHAM, Gündüz v. Turkey, B.N. 35071/97, 04.12.2003, para. 40-41; Le Pen v. France, B.N. 18788/09, 20.04.2010; Feret v. Belgium, B.N. 15615/07, 16.07.2009.

[4] İHAM, Zana v. Turkey, B.N. 69/1996/6888/880, 25.11.1997; Sürek v. Turkey (No. 1), B.N. 26682/95, 08.07.1999, para. 61-64. Vejdeland ve diğerleri v. İsveç, B.N. 1813/07, 09.02.2012.

[5] Örn, İHAM, Thoma v. Luxembourg, B.N. 38432/97, 29.03.2001, para. 47; Oberschlick v. Avusturya (No. 2), B.N. 20834/92, 01.07.1997, para. 31-33; Lopes Gomes Da Silva v. Portugal, B.N. 37698/97, 28.09.2000, para. 34; Castells v. Spain, B.N. 11798/85, 23.04.1992, para. 46.

[6] Örn. İHAM, Lingens v. Austria, B.N. 9815/82, 08.07.1986, para. 44; Dalban v. Romania, B.N. 28114/95, 28.09.1999, para. 49; Dichand and others v. Austria, B.N. 29271/95, 26.02.2002, para. 41. AYM, Selçuk Kozağaçlı, B.N.2014/10715, 10.01.2018, para. 48. Bekir Coşkun, B.N. 2014/12151, 04.06.2015, para. 69.

[7] Diken, 22.06.2025 https://www.diken.com.tr/fatih-altayli-hangi-suclamalarla-tutuklandi/

İlgili İçerikler