Dilediği gibi yaşadı, dilediği gibi hayata veda etti

Dilediği gibi yaşadı, dilediği gibi hayata veda etti

Abi, arkadaş, sırdaş, yoldaş, gereğinde salaş, sıradan ve sade bir iş adamıydı Asaf Güneri

Dilediği gibi yaşadı, dilediği gibi hayata veda etti

Pire limanında her iki yılda bir düzenlenen uluslararası “Poseidon” denizcilik ve gemicilik fuarına gitmiştim.

1980’lı yılların başında Atina teknik üniversitesi Gemi İnşaat Fakültesinde öğrenciydim. Hocalarımızın tavsiyesi üzerine Fuarı ziyaret ediyorduk birkaç sınıf arkadaşıyla birlikte. 

Fuarda Çin’den, Sovyetlere, Norveç’ten Danimarka’ya, Kore’den ABD’ye vs bir çok ülkenin gemi inşaat, donanım, deniz ticareti, denizcilik acenteleri, lojistik gibi sıra sıra stant’larda sektör temsilcileri ülkelerinin ürünlerini tanıtıyordu.

Fuarın geniş alanında gezinirken Türkiye’den de birileri var mi diye aranırken, bir baktım bir Türk bayrağının altında dar bir alanda, diğerlerine oranla daha küçük denilebilecek bir stant gördüm. Hemen yanına gittim. Stant’ın arkasında koyu lacivert gömlekli, beyaz pantolonlu esmer bir adam, stant’a gelenlerle İngilizce  konuşmakta ve tezgâh üzerindeki broşürleri dağıtmakla meşguldü.

Biraz bekledikten sonra stant’a yanaştım. Türkçe “Siz Türkiye’densiniz galiba” diye sorunca, “Siz de öyle herhalde” diye cevap vermişti. 

Asaf Güneri ile böyle tanıştım. O günden sonra birbirimizden hiç kopmadık. 

Asaf, o yıllarda Atina’yı, daha doğrusu Yunanistan’ı benden çok daha iyi biliyordu. Çünkü Yunanistan’la çok daha önceleri 1970’li yıllarda tanışmış, Yunan gemicilik sektörüyle birçok iş yaptığı için Pire gibi denizcilik merkezini ve Atina’nın tavernalarını avucunun içi gibi biliyordu.

Önemli Yunanlı armatörle içli dışlı samimiyeti vardı. Kafası zehir gibi çalışıyordu. Armatörler dünyasına o yıllarda almış olduğu ilk gemisi ile girmişti. 

Asaf armatörler dünyasına girdiği gibi, 1980’lerde Türkiye’yi de uluslararası denizcilik alanına sokmayı başarmıştı. 

Asaf yalnız başarılı bir iş adamı değildi. Yalnız armatörlerle ve iş adamlarıyla değil; siyasetçilerle de yakın ilişkiler kurmayı başaran bir insandı. 

Dedeleri Girit’ten Zonguldak’a gelmiş, kendisi de öğrencilik yıllarında Ankara kolejinde yatılıyken, ekonomik zorluklarla karşılaşan bir çocuktu.

1965’te babası vefat edince çok genç yaşta babasının kurduğu denizcilik şirketinin başına geçti ve “Zihni Vapur Acentesi”nin temellerini attı. 

Genç yaşta Zonguldak-İstanbul arasında mekik dokuya dokuya Zihni Vapur, kısa bir sürede ve özellikle “Zihni Holding” şeklini alacak ve Asaf, 1980’lerin Turgut Özal dönemlerinde kendisiyle birlikte Türk denizciliğini de uluslararası denizcilik dünyasına entegre etmeyi başaracaktı.

Kendisini ağabeyim ve yakın akrabam olarak hissettiğim Asaf hem iyi bir abi, iyi bir arkadaş, sıkıntılı ya da sevinçli günlerde güvenilir bir sırdaş, armatörlerle ya da siyasetçilerle kurduğu yakın ve samimi ilişkilerin aynısını sade ve vatandaşlarla gösterebilen iyi bir insandı. 

Armatörlerle armatör, işportacılarla işportacı, kaptanlarla kaptan, şoförlerle şoför, gerektiğinde serseriyle serseri olabiliyordu.

46 yıllık arkadaşlığımızda Kurban, Ramazan, Noel, Paskalya, yaş günleri, isim günlerini asla unutmaz, mesajlaşmayı, hatır sormakta geri kalmazdık. 

Düğün, nişan, vaftiz, cenaze, tatil, hafta sonları, davetler, galalar, konserler hep birbirimizi arar “uygunsan gidelim” derdik birbirimize.

1980’li yılların sonlarında bitmez tükenmez bilmeyen Türk-Yunan krizlerinin birinde dönemin Başbakanı Turgut Özal ile Yunanistan’ın Başbakanı Andreas Papandreu arasındaki Davos’taki görüşmelerine ön ayak olan Türk ve Yunan İş adamlarının bir araya geldiği heyetin kurucu ve önemli bir üyesiydi. Asaf, Yunanların “ruhunu” iyi tanıyan biriydi. 

Asaf’ın, aralarında Rahmi Koç, Şarık Tara gibi dönemin önemli iş adamlarının da yer aldığı Türk iş adamlarıyla Yunanistan’da tanıdığı önemli armatör ve iş adamları arasında Türk-Yunan İş Konseyi kurulması ile ilgili sağladığı katkı ve üstün çabalarıyla iki ülke arasındaki siyasi gerginlikleri yumuşatacak olan olumlu gelişmeler kaydedilecekti. 

Asaf Güneri’nin kurduğu bu yakın ilişkiler Yunanistan’ın iki önceki Başbakanı ve Dışişleri bakanıyken İsmail Cem ile dostluğu ile bilinen George Papandreu ile de ya İstanbul’da bir restoran ’da ya da Atina’da bir taverna ’da buluşur iki dost gibi yemek yer, Türk-Yunan meselelerini de konuşurlardı.

2023 depremlerinde, iş arkadaşı Yunan armatör Lou Kollakis ile başlattığı yardım kampanyalarından, ALS’li çocuklara tıbbi malzemeler alınması için düzenlediği maratonlar, Türkiye ile Yunanistan’ın ortak denizi olan Ege’nin “çevre temizliği” için kurulan TURMEPA’nın öncülerinden olması.. gibi birçok hayır sever faaliyetleri unutmak mümkün değil.  

Asaf hayatı, yaşamayı sevdiği kadar, yaşamı insanlara sevdiren ancak hayatı da kendisine sevdiren bir karakteri vardı.

Asaf’ın Ege’nin serin sularında hem de çok sevdiği Türkiye ile Yunanistan’ı ayıran ya da birleştiren Ege denizindeki Sakız adasının açıklarında ve Türkiye kıyılarına yalnız 4 mil uzaklıktaki İnousses adasında yüzerken aniden hayatını kaybetmesi her iki ülkedeki yakın çevresinde şok etkisi yarattı.

Ama tek tesellimiz, Asaf’ın hem 50 yıllık arkadaşı Yunan armatör Lou Kollakis ile birlikteyken ve çok sevdiği Ege denizinde hayata gözlerini yumarken, herhalde “hayata veda etmek için böyle bir sonu tercih ederdi” diyerek kendimizi avutuyoruz.

Çünkü Asaf, tüm zorlukları ve güzellikleriyle, acıları ve tatlılarıyla hayatını dilediği gibi yaşamış; dilediği gibi ayrılmaz bir parçası olan mavi denizin ortasında hayata veda etmiş oldu.

Henüz geçen Haziran ayında İstanbul’da yaş gününü kutladığımız, geçen Temmuz’da da Atina’da balık yediğimiz  Asaf hakkında çok yazılacak şey var benim için. 

Bu yazıyı yazmakta kendi hesabıma çok zorlandığımı belirtmek isterim.

Türk denizcilik tarihine damgasını vuran Asaf’ın iki oğlu Turgut ve Cömert başta olmak üzere Asaf’ı seven ve Asaf’ın sevdiklerinin başı sağ olsun.

Sevgili oğulları Turgut ve Cömert’e de babalarının izinde devam etmeleri dileklerimle.

Hoşça kal Asaf. 

İlgili İçerikler