Geçen haftalarda hayatımızın rutin akışına bir süre Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Üstün Başarı Ödülü’nün toplumsal sorumluluk kategorisinde bize ve üniversitemize verilmesi dahil oldu. YÖK tarafından 2017 yılından bu yana verilen bu ödüller, üniversitelerde yürütülen bilimsel araştırma, proje, tez ve topluma hizmet çalışmalarını teşvik etmeyi amaçlıyor.
Bize de ödül, Tip 1 diyabetli çocukların ve ailelerinin en iyi sağlık hizmeti almalarını sağlamaya çalışmanın yanı sıra eğitimlerini ve sosyal yaşama eşit katılımını destekleyen, bilgi ile umudu birleştiren Arkadaşım Diyabet Programı nedeniyle verildi. Ödül komitesine çok teşekkür ederiz. Ödülü, 6 Ekim 2026 tarihinde Ankara’da Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlenen ve Koç Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Ürey, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Önder Ergönül ile Prof. Dr. Gül Yeşiltepe Mutlu’nun da katıldığı törende aldık.
Tabii, her ödülün kendine göre yankıları oluyor ve ülkemizin atmosferi, artık birçok şeyin kendi doğallığı içinde yaşanmasına izin vermiyor. Ben de yıllardır emek verdiğimiz ve doğrudan diyabetli çocuklarla ilgili bir konudan dolayı ödül verilmesine sevindim ama öte yandan pek alışık olmadığım bir tören ortamında bulunma ihtimali nedeniyle de pek o kadar sevinemedim. Sonunda, diyabetli çocuklara olan sorumluluk duygum, gitmesem başkalarına yük olma ihtimali ve bunu akademik bir görev olarak görme gibi akıl yürütmelerle gidip ödülü hep beraber aldık. Daha sonra da okulum Hacettepe Tıp Fakültesi’nin önünden geçerek, beni ben yapan yıllara selam vererek Ankara Kalesine gittik ve eve güzel arkadaşlık duyguları ile döndük.

Arkadaşım Diyabet Programı: Bilgi ve umudu birleştirmek
Arkadaşım Diyabet Programı, Tip 1 diyabet tanısı alan çocukların ve ailelerinin tanıdan itibaren diyabetle barışık bir yaşam sürmelerini, nitelikli sağlık hizmetine ulaşmalarını ve başta okul yaşamı olmak üzere günlük hayatın her alanında destek almalarını amaçlıyor. Programın temel yaklaşımı “bilgi ile umudun birleştirilmesi” olarak belirlendi ve diyabet konusunda üretilen bilgilerin “duvarsız klinik” anlayışıyla toplumla paylaşılması hedeflendi.
Arkadaşım Diyabet Programı ile Koç Üniversitesi Hastanesi bünyesinde 2016 yılından bu yana yaklaşık 2700 Tip 1 diyabetli çocuk ve ailesine klinik hizmet verildi ve diyabet teknolojileri ve yeni tedavilere erişim konusunda kapsamlı eğitimler gerçekleştirildi. Düzenlenen kamplarda 1500’den fazla çocuk ve ailenin buluşması, diyabet eğitiminin bir topluluk deneyimine dönüşmesi sağlandı.
Arkadaşım Diyabet Programı’nın YÖK Toplumsal Sorumluluk Ödülü’ne layık görülmesi, bir çocuk diyabet programının yalnızca hastalığın tedavisine değil, çocukların eğitimine, sosyal yaşamına ve toplum içindeki eşitliğine de odaklanan yaklaşımının üniversite düzeyinde tanınması anlamına geliyor.
Bireysel hekimlikten toplumsal sorumluluğa: Gerekeni yaptınız mı?
Üniversitemiz de bu ödüle gereken değeri verdi; rektörümüz Prof. Dr. Metin Sitti başta öğrenciler ve öğretim üyeleri olmak üzere bütün üniversite çalışanlarına özenli, kapsamlı ve çalışmalarımızın özünü çok iyi anlatan mesaj gönderdi ve bu mesajda üniversitenin toplumsal sorumluluk misyonuna vurgu yaptı. Dekanımız Prof. Dr. Önder Ergönül de fakülte akademik kurulunda ödül konusunu anlatmamı istedi ve ben de 13 Ekim 2026 günü “Tip 1 diyabet ve toplumsal sorumluluk” başlıklı bir konuşma yaptım.
Bu konuşmaya “kendimize şu soruyu soralım: Bir çocuğun Tip 1 diyabetli olması, hayatına hangi sınırları koyar? Bu sınırlar diyabetin kendi sınırları mıdır, yoksa bizim kurduğumuz dünyanın sınırları mı?” sorusu ile başladım ve dilim döndüğünce 30 yılı aşkın yıldır sürdürdüğümüz çalışmalar üzerinden toplumsal sorumluluğun anlamını anlatmaya çalıştım.
Hekim olarak bireysel görevimiz diyabeti tedavi etmek, komplikasyonları önlemek ve çocuğun sağlığını korumaktır. Bu görev vazgeçilmezdir. Ancak toplumsal sorumluluk, bu hizmetin her çocuğa ulaşmasını; her çocuğun haklarını kullanabilmesini ve toplumun eşit bir üyesi olarak yaşayabilmesini sağlamayı da içerir. Toplumsal sorumluluk, çocuklar adına karar vermek değil, onların eşit haklarla yaşayabilecekleri bir dünya kurmaktır.
Diyabeti her zaman ortadan kaldıramayabiliriz; ama onun çocuğun hayatını gereksiz yere daraltmasını önlemek için elimizden geleni yapmak zorundayız. Bu nedenle iyi hekimlik ile toplumsal sorumluluk birbirinden ayrı iki alan değil. Birbirini tamamlayan, hatta birbirini mümkün kılan iki görevdir.
Bu düşünceyi somutlaştıran örneklerden biri de Dr. Kağan Ege Karakuş. Onu 2011’de, 13 yaşındayken İznik’teki diyabet kampında tanıdım. Altı yaşında Tip 1 diyabet tanısı almıştı. Bugün Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş bir hekim. Onun hikâyesi, diyabetin bir çocuğun geleceğini belirlemek zorunda olmadığını gösteriyor. Burada tek başına bireysel başarı söz konusu değil; bir çocuğun geleceği, ailesinin desteği, diyabet ekiplerinin emeği, okulların yaklaşımı, akranlarının tutumu ve toplumun sunduğu olanaklarla birlikte şekilleniyor. Çocuğun başarısını yalnızca onun iradesine bağlamak, çevresindeki sorumlulukları görünmez kılabilir. Dr. Çağatay Güler’in o ünlü şiirindeki soru bu nedenle aklımızda hep olmalı: “Gerekeni yaptınız mı?”. Çocukların önlenebilir zararlarla karşılaşmaması, eğitimden ve yaşamdan dışlanmaması için gerekeni yapıp yapmadığımızı kendimize ve kurumlarımıza sormalıyız.

Toplumsal sorumluluğun sözlüğü
Tip 1 diyabet tanısıyla ile yalnızca tedavinin değil, çocuğun yaşamının, eğitiminin ve geleceğinin sorumluluğu da başlar. Gerekenler yapılırsa normal ve başarılı bir hayat sürebilirler. Dolayısıyla sorumluluğun öznesi çocuklardır.
Çocuk sevgisi, yalnızca çocuklara duyulan bir yakınlık değil; onları bağımsız özneler olarak görerek, hayatlarında bir yer edinerek geliştirebildiğimiz bir duygudur. Bu açıdan bakınca toplumsal sorumluluk hekimliğe eklenen bir iyilik faaliyeti değil, iyi hekimliğin toplum ölçeğinde düşünülmüş biçimidir. Çocukların hayatını yalnızca hastalıkları üzerinden değil, umutları, hakları ve yapabilecekleri üzerinden düşünmeliyiz.
Toplumsal sorumluluğun Tip 1 diyabetli çocuklar açısından biyolojik amacı glukoz düzeylerini mümkün olduğunca iyi yönetmelerine yardımcı olmak, uzun dönem komplikasyonları azaltmak ve yaşam beklentilerini iyileştirmek, yani onların kaderlerini değiştirmektir. Bunun için ekip çalışması ve süreklilik gerekir. Toplumsal sorumluluk yıllar içinde farklı biçimlerde karşımıza çıktı: Parmak ölçüm striplerinin ödenmesi için yapılan girişimlerden okulda diyabet çalışmalarına, aile kamplarından eğitim materyallerine, sensörlerin geri ödeme kapsamına alınmasına yönelik hak savunuculuğundan sağlık çalışanlarının eğitimine kadar uzanan bir çizgiyi sürdürdüğümüzü söyleyebiliriz. Sorumluluğu, tek bir proje ya da kampanya değil; süreklilik isteyen bir tutum olarak görmeliyiz.
Yüksek standartlarda ve ekip ruhuyla yürüttüğümüz klinik hizmeti üniversitemizin çatısı altında daha etkili hale getirdik. Programın erişimini ve toplumsal etkisini genişlettik. Başta Erhan Bulutçu ve Erdal Aksoy olmak üzere destek olanlara teşekkürü bir borç biliriz.
Toplumsal sorumluluk bilincimizin gerisinde ise, bir köşesinde İhsan Doğramacı, diğer köşesinde Nusret Fişek’in olduğu, yüksek standartlı hekimliği halk sağlığı ile buluşturan Hacettepe Tıp Fakültesi ve yakın zamanda çıkan kitabında Tanıl Bora’nın büyük bir emekle anlattığı, her konuya adanmışlıkla yaklaşan “78 kuşağı” mensubu olmamız vardır.
Ödülün yankıları ve teşekkür
Bu ödüle benden çok diyabetli çocukların ailelerinin ve çalışmalarımızı izleyen binlerce kişinin sevindiğini söyleyebilirim. İnsan yaptığı işin başkalarının hayatında nasıl bir karşılık bulduğunu her zaman bilemiyor. Bazen yıllar boyunca sürdürdüğünüz bir çalışmanın anlamını, hiç beklemediğiniz bir anda, bir başkasının birkaç cümlesinde görüyorsunuz.
Koç Üniversitesi Sosyal Medya hesaplarındaki paylaşımdan sonra yazılan mesajlarda beni en çok etkileyen, sadece bir ödülün kutlanmamasıydı; insanlar yıllar içinde yaşadıklarını, zor zamanlarında kendilerine nasıl destek olunduğunu, çocuklarının hayatında nelerin değiştiğini anlatıyorlardı. Tip 1 diyabet tanısı, bir çocuğun ve ailesinin hayatına çoğu zaman büyük bir belirsizlikle giriyor. Bir anda öğrenilmesi gereken çok şey, verilmesi gereken sayısız karar, geceleri uykudan uyandıran kaygılar beliriyor. Böyle zamanlarda tıbbi bilgi elbette çok önemli. Ama ailelerin yalnız olmadıklarını hissetmeleri de en az onun kadar değerli.
Mesajlardan birinde, tanı anının sisli ve kaoslu havasından söz ediliyor; ardından bir sesin ailelere “Daima yanınızdayız”dediği hatırlatılıyor. Bu sesin benim sesim olması kadar az şeyin beni mutlu ettiğini söyleyebilirim.
Bu çalışmaların hiçbirini tek başına yapmadım. Çocuklarla ve ailelerle kurulan ilişkinin arkasında, aynı kaygıları paylaşan, aynı sorumluluğu üstlenen, bazen yorulan ama yeniden başlayan bir ekip var. En yakınlarımdan Dr. Gül Yeşiltepe Mutlu ve bütün çalışma arkadaşlarımın mesajlarda anılması bu nedenle beni ayrıca mutlu etti. Birlikte yapılan işlerin en güzel tarafı, zamanla tek tek kişilerin emeğini aşan bir dayanışmaya dönüşebilmesi. Başta onlara ve bu güzel diyabet yolculuğunda buluştuğum herkese teşekkür ederim.
Böyle bir ödülün insana düşündürdüğü başka şeyler de var. Çocukların sağlığı ve hakları söz konusu olduğunda, yapılmış olanlarla yetinmek mümkün değil. Hâlâ eğitime, desteğe ve sağlık teknolojilerine ulaşmakta güçlük çeken çocuklar var. Ailelerin omuzlarındaki yük her yerde aynı değil. İyi bir sağlık hizmetinin, çocuğun nerede yaşadığına ve ailesinin olanaklarına bağlı olmaması gerektiğini biliyoruz. Bunu gerçekleştirmek için daha çok çalışmak gerekiyor.
Bu nedenle ödülleri yalnızca geçmişte yapılanların takdiri olarak görmüyorum. Onları, üstlenilen sorumluluğu hatırlatan bir çağrı olarak da düşünüyorum.
Son olarak üç konuda başarılı olduğumuzu söyleyebilirim, çocukların ve ailelerinin kendilerini yalnız hissetmemeleri (Daima yanınızdayız!), hastanenin duvarlarını aşan sorumluluk ve teknolojik ilerlemenin adaletle buluşması.
En büyük mesleki dileğim, üniversitemizin ve Koç Healthcare’in Tip 1 diyabette hücre tedavisi konusunda stratejik bir karar verip bu alanı öncelikleri arasına koymasıdır.
Kişisel dileğim ise daha sade: Ömrüm çocukların dünyasında onlara sarılarak geçsin!
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


