Tip 1 diyabet, esas olarak çocuklarda görülen bir diyabet türüdür ve ülkemizde 30.000 kadar çocuğun Tip 1 diyabet tanısı ile izlendiği bilinmektedir. Tip 1 diyabet, şu andaki tedaviler ile iyileştirilememekte ama gerekenler yapıldığında ve glukoz (kan şekeri) değeri hedef aralıkta (70-180 mg/dl) tutulduğunda veya HbA1c’nin yüzde 6,5-7 altında olması sağlandığında diyabetli çocuklar, diyabete bağlı organ (göz, böbrekler ve sinirler) hasarlarından korunmakta ve yaşıtları gibi sağlıklı bir ömür sürdürmektedirler.
Dünyada ve Türkiye’de en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan diyabetin tedavisini ve yönetimini kolaylaştıracak çeşitli teknolojiler bulunmaktadır. Diyabette insülin hormonunun fizyolojik (pankreasa benzer) bir şekilde yerine konması en önemli hedeftir. Son yıllarda geliştirilen ve sensörlerle birleşik olarak çalışan “Otomatik İnsülin Pompaları”, glukoz seyrine göre, pankreasa benzer şekilde insülin iletimini ayarlayarak glukozun hedef aralıkta olmasını sağlamayı kolaylaştırmaktadır.
Günümüzde Otomatik İnsülin Pompaları setli ve setsiz olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Setli otomatik insülin pompaları rezervuarındaki insülini bir set ile karın, bacak, kalça gibi bölgelerde deri altına iletmektedir. Setsiz pompalar ise arada bir set olmaksızın bir kanül ile doğrudan deri altına insülin göndermektedir.
Tip 1 diyabetin yükü ve otomatik insülin pompalarının yarattığı farklar
Diyabet, bireyleri ve ailelerini birçok açıdan zorlayarak yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkiler. Buna kısaca “diyabet yükü” ismi verilmektedir. Bu yüke diyabet tedavisi ile ilgili masrafların yanı sıra, gece glukoz düşüklüğü korkusundan dolayı uykusuzluk, ailelerin çocuklarına bakmak için işlerini bırakması, okulda diyabet bakımı için çekilen zorluklar, çocuklar uzaktayken duyulan kaygılar, glukoz yüksekliğine bağlı komplikasyonlardan duyulan uzun vadeli endişeler, çocukların okulda ve sosyal hayatta ayrımcılığa uğrama riski gibi durumlar dahildir.
Otomatik insülin iletim sistemlerinin geliştirilmesi ve onaylanması ile dikkate değer ilerlemeler elde edilmiştir. Glukoz değerlerini hedef aralıkta tutmak için hem otomatik bazal insülin hem de her 5 dakikada bir düzeltme dozları sağlayan bu sistemler çocukların ve ailelerin yaşamını büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır. Bu etkiler aşağıda özetlenmiştir.
Otomatik insülin pompaları, daha iyi bir glukoz dengesi sağlayarak, HbA1c adı verilen metabolik kontrol parametresinin iyileşmesini sağlamakta, hedef değer olan yüzde 6,5–7’ye inmesini kolaylaştırmakta, böylece uzun dönemde ortaya çıkan göz, böbrek ve sinirlerle ilgili komplikasyonlar ve organ hasarları riskini azaltmaktadır.
Bu sistemler kan şekeri düşüklüğünü önlediği için çocuklar ve aileleri gece hipoglisemisi korkusunun azalmasıyla daha rahat uyuyabilmektedir.
Bu sistemler glukoz yüksekliğine otomatik olarak müdahale ettiği için okuldaki glukoz yükseklikleri düzelmektedir.
Otomatik insülin pompaları glukoz düzeylerinin ve verilen insülin dozlarının uzaktan izlenmesini sağladığı için aileler çocuklar okulda iken kaygılanmamaktadır.
Bu sistemler öğretmenlerin okulda insülin uygulamasını kolaylaştırarak diyabet bakımını desteklemektedir.
Kan şekerini yükselten tek faktör karbonhidrat alımı değildir. Büyüme hormonu, heyecan, stres gibi birçok faktör de kan şekerinde yükselmelere neden olmaktadır. Pompalar bu öngörülemez durumlarda kan şekerini düzenlemeye yardımcı olmaktadır.
Ayrıca diyabet yönetimine bağlı günlük yükü azaltmakta ve ailenin diyabete bağlı stresini büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır.
Otomatik insülin pompaları çağdaş diyabet bakımının önemli bir bileşenidir
Tip 1 diyabet tedavisinde insülin hormonunun yerine konulması, yaşamın sürdürülmesi bakımından zorunludur ve yaşamsal öneme sahiptir.
"Hayati öneme haiz" ifadesi, hukuk dilinde "hayati derecede önemli" anlamına gelir. Bu terim, bir durumun, olayın ya da bilginin çok büyük bir öneme sahip olduğunu, insanların yaşamını doğrudan etkileyebilecek nitelikte olduğunu belirtmek için kullanılır.
Özellikle tip 1 diyabet gibi insülin yönetiminin kritik olduğu hastalıklarda, bu cihazlar hastaların hayatını doğrudan etkiler. Otomatik insülin pompaları, insülin seviyesini düzenleyerek kan şekerinin tehlikeli düzeylere ulaşmasını engeller, bu da bireylerin yaşam kalitesini artırırken, aynı zamanda hayatı tehdit edebilecek hipoglisemi veya hiperglisemi gibi durumların önüne geçer.
Bu nedenle, "hayati öneme haiz" ifadesinin, otomatik insülin pompaları için de kullanılması uygundur.
Otomatik insülin pompaları maliyet etkin bir tedavidir
Diyabetin uzun dönem maliyetleri, insülin ve glukoz izlem malzemelerinin yanı sıra büyük ölçüde komplikasyonlardan ve organ hasarlarından kaynaklanmaktadır. Günümüzde körlüklerin, böbrek yetmezliğine bağlı diyaliz tedavilerinin ve bacak ampütasyonlarının en başta gelen nedenleri arasında diyabet bulunmaktadır. Bu komplikasyonların masrafları bütün dünyada sağlık sistemlerinin harcamalarında büyük bir kalem oluşturmaktadır.
Komplikasyonları etkileyen en önemli iki faktör glukoz düzeyleri ve diyabetin süresidir. Otomatik insülin pompaları, erken yaşlardan itibaren daha iyi bir glukoz dengesi sağlayarak komplikasyonları büyük ölçüde önleme imkânı sağlamaktadır. Bu komplikasyonların gelişmesi durumunda devlete maliyeti, pompanın maliyetinden çok daha fazladır. Otomatik insülin pompalarının maliyet yönetiminde de etkili olduğuna dair birçok çalışma mevcuttur.
Sensörlerin ödenmesi büyük bir ilerleme oldu
Bilindiği gibi uzun süren hak mücadelesi ve farkındalık çalışmaları sonucunda ülkemizin mali otoriteleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu, diyabet tedavisi ve izleminde temel bir standart olarak kabul edilen glukoz izlem sensörlerini 1 Ocak 2025’ten itibaren, 18 yaş altındaki çocukları kapsayacak şekilde SUT ödeme listesine aldı.
Bu kararla, şu anda ayda 4.235 TL, üç ayda 12.705 TL sensör desteği sağlanıyor ve aileler istedikleri sensör markasını, gerekirse fiyat farkını ödeyerek alabiliyorlar. SGK daha sonra yaş kapsamını 19 yaş altı, yani 18 yaşın sonuna kadar olacak şekilde güncelledi.
Sensörlerin geri ödeme kapsamına alınması, ülkemizdeki tip 1 diyabetli çocuklar ve aileleri arasında büyük bir sevinç uyandırdı ve sensör kullanım oranı hızla yüzde95’in üstüne çıktı. Bu beklenen bir gelişmeydi; çünkü sensörlerin diyabetlilerin yaşamında bir tür “glukoz gözü” gibi rolü var ve bu nedenle onlar için gerçek bir aydınlanma anlamı taşıyordu. Bu sevinç, ekonomik gücü yeterli olmadığı için daha önce sensöre uzaktan bakabilen ve çocuklarını önemli bir imkândan mahrum bırakmanın üzüntüsünü yaşayan ailelerde çok daha büyüktü.
Öte yandan ülkemizdeki tip 1 diyabetlilerin çoğunluğunu 18-20 yaş üstündeki tip 1 diyabetliler oluşturuyor ve erişkin yaşlarda 120-150 bin civarında tip 1 diyabetli olduğu biliniyor. Sensörlerin de sadece bir “çocuk teknolojisi” olmadığını ve hipoglisemi riski olan ve başta tip 1 diyabetliler olmak üzere insülin kullanan her yaştaki diyabetli için standart bakım aracı olduğunu biliyoruz.
Sensörler, yaştan bağımsız olarak tüm Tip 1 diyabetlilerde ve insülin kullanan Tip 2 diyabetlilerde glisemik kontrolü iyileştiriyor, hipoglisemiyi ve hastane başvurularını azaltıyor, güvenlik ve yaşam kalitesini artırıyor. Bu nedenle sensörler yalnızca glukoz ölçen cihazlar değil, yaşam kalitesini ve güvenliği artıran araçlardır.
Erişkin diyabetliler için sensör kullanımı, iş gücü kaybını azaltır, konsantrasyonu artırır, hastalık nedeniyle işe devamsızlığı azaltır, bu nedenle konu yalnızca sağlık değil, ekonomik üretkenlik meselesidir. Tip 1 diyabetli üniversite öğrencileri de benzer şekilde sensörler sayesinde ders, sınav, spor ve sosyal yaşam sırasında glukoz düzeylerini ve değişim yönünü anlık olarak takip etme imkanına sahip olabilir. Henüz ekonomik bağımsızlığı olmayan genç erişkin yaştaki üniversite öğrencileri için bu teknolojiye engelsiz şekilde erişebilmek, diyabetlerini güvenle yönetmeleri ve eğitim yaşamlarını kesintisiz sürdürebilmeleri açısından büyük önem taşır.
Gebelikte anne ve bebek sağlığı için kritik önemdedir. Tip 1 diyabetli veya insülin kullanan gebelerde sensör kullanımı, daha iyi glisemik kontrol, daha sağlıklı gebelik sonuçları, anne ve bebek açısından daha düşük risk sağlayabilir.
Erişim yaşla veya gelirle sınırlandığında, bu kanıta dayalı faydalar eşitsiz dağılıyor ve var olan sağlık uçurumları derinleşiyor. Kılavuzlar, risk ve ihtiyaç temelli yaklaşımı savunuyor; bu nedenle sensörler, sadece 18 yaş altı değil, tüm yüksek riskli diyabetliler için temel bir sağlık hakkı olarak kabul ediliyor.
Sensörler ve otomatik insülin pompalarının ödenmesi ve ülkemizdeki durum
Günümüzde, sensörler ve sensörlerle birleşik olarak çalışan setli ya da setsiz “Otomatik İnsülin Pompaları”, bir tedavi standardı olarak kabul edilmektedir. Geri ödeme koşulları yaşa, klinik endikasyona, cihaz tipine, hasta katkı payına ve sarf malzemelerine göre değişmekle birlikte, Avrupa ülkelerinin tamamına yakınında türüne bakılmaksızın pompalar (ve malzemeleri) ile sensörler tam olarak karşılanmaktadır.
Ülkemizde ise sensörler için 18 yaş sonuna kadar standart bir destek (bazı sensörlerin fiyatı SGK desteğinin neredeyse iki katına ulaşmaktadır) sağlanmakta, bu destek erişkin diyabetlileri kapsamamaktadır. Ülkemizde setli pompalar için yaştan bağımsız olarak 4 yılda bir kez 27.000 lira destek verilmekte, setsiz pompalar için bir destek bulunmamaktadır.
Batı Avrupa'nın büyük bölümünde (Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, İskandinav ülkeleri, Hollanda vb.) sensör geri ödemesi artık yalnızca çocuklarla sınırlı değildir; erişkin tip 1 diyabetliler de çeşitli kriterlerle veya yaygın biçimde kapsam içindedir.
Komşumuz Yunanistan, Türkiye ile karşılaştırıldığında erişkin tip 1 diyabetliler açısından daha kapsayıcı bir noktadadır. Mevcut uygulamada tip 1 diyabetli çocuklar ve erişkinler için sensör geri ödemesi bulunmaktadır. Bunun ötesinde Yunanistan’daki güncel tartışma erişkin tip 1 diyabetlilerin sensör erişimi değil, insülin kullanan tip 2 diyabetlilerin sensör geri ödemesine yeterince erişememesi üzerinedir.
Sensörler ve otomatik insülin pompalarının güncel maliyeti
Ülkemizde bu notun yazıldığı tarih itibarıyla setli otomatik insülin pompasının alım fiyatı 164.560 TL’dir ve SGK bütün yaşlarda bunun sadece 27.000 TL’sini ödemektedir. Setsiz pompaların aylık maliyeti en az 15.400 TL civarındadır ve bu pompalar SUT kapsamında değildir.
Sensör fiyatları ise aylık 4.500–10.500 TL arasında değişmekte ve SGK 18 yaş sonuna kadar aylık 4235 TL ödemektedir.
Ülkemizde otomatik insülin pompaları için SGK desteği çok düşüktür ve aradaki farkları birçok ailenin ödemesi imkânsızdır. Bu durumda bir tedavi standardı olan otomatik insülin pompalarını ihtiyacı olan çocuklar ve diyabetliler değil, sadece ekonomik olarak durumu iyi olanlar kullanabilmektedir.
Sonuçlar ve öneriler
Diyabet 18 yaşında iyileşmemekte, yaşam boyu sürmektedir. Sensörler çocukların olduğu kadar erişkinlerin de ihtiyacıdır. Otomatik insülin pompaları da tüm yaş gruplarındaki Tip 1 diyabetliler için bir tedavi standardıdır.
Diyabet teknolojilerine adil erişim başta diyabetli çocuklar olmak üzere bütün diyabetlilerin hakkıdır. Ülkemizde SGK desteğindeki gecikme hem bu teknolojilerin ülkemize geç gelmesine hem de diyabetli çocukların haklarını mahkemelerde aramasına yol açmaktadır.
Sensöre erişim bir ayrıcalık değil, güvenli ve çağdaş diyabet bakımının temel unsurlarından biridir. Belki biraz duyguları katarak söyleyecek olursak, insülin yaşamsa, sensör de insülinin güvenli kullanılmasını sağlayan gözdür. Diyabetli bireylerin yalnızca bir kısmına göz verip diğer kısmını karanlıkta bırakmak kabul edilebilir değildir.
Bu bilgiler ve görüşler temelinde ülkemiz için aşağıdaki önerilerde bulunulabilir.
- Sensör desteğinde yaş sınırının kaldırılması: İlk öncelik, Tip 1 diyabetli erişkinlerin de sensör geri ödemesine erişmesi olmalıdır. Gebelikte sensör desteği ise klinik endikasyonlar ve ilgili kılavuzlar doğrultusunda ayrıca tanımlanmalıdır. Yaş sınırı genişletilirken, üniversite öğrencilerine ve gebelik diyabetine öncelik verilmelidir.
- Otomatik insülin pompalarının geri ödemesinin artırılması ve genişletilmesi: Setli ve setsiz sistemler, pompa sarf malzemeleri ve sensörler birlikte değerlendirilmeli; uygun klinik ölçütlerle tam geri ödeme veya aşamalı olarak yüksek oranlı ödeme (en az yüzde80’ini) sağlanmalıdır.
- Ödemelerin enflasyona göre güncellenmesi: Sabit geri ödeme tutarlarının cihaz ve sarf malzemesi fiyatları karşısında zamanla yetersiz kalmasını önleyecek düzenli bir güncelleme mekanizması oluşturulmalıdır.
- Sonraki aşamada insülin kullanan Tip 2 diyabetlilere sensör desteği sağlanması: Sensör desteği, klinik gereksinim ve hipoglisemi riski temelinde genişletilmelidir. Böylece geri ödeme politikası yalnızca yaşa değil, tıbbi gereksinime de dayanmış olacaktır.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


