Selçuk Demirel: Yerle gök arasında bir yerde yaşadığımın hep farkında oldum

Selçuk Demirel: Yerle gök arasında bir yerde yaşadığımın hep farkında oldum

Bazı yüzleşmeler kısık seslidir… Yıllar boyunca biriktirilmiş defterlerin, unutulmuş mektupların ve yarım kalmış cümlelerin içinden yavaşça yükselir. Değerli çizerimiz Selçuk Demirel’in çizgiyle başlayan düşünme biçiminin bu kez yazı aracılığıyla durduğu, hatırladığı ve yeniden baktığı bir eşik Gökyüzüyle Yüz Yüze…

Selçuk Demirel: Yerle gök arasında bir yerde yaşadığımın hep farkında oldum
Selçuk Demirel, Gökyüzüyle Yüz Yüze

Selçuk Demirel! Onunki, Artvin’de başlayan ve 1978’den bu yana Paris’te süren bir hayatın içinde, gündelik olanı şiirle, politik olanı vicdanla, kırılgan olanı mizahla yan yana getiren bir görsel düşünme. Çizimleri yıllar boyunca Le Monde, Le Monde Diplomatique ve The New York Times gibi yayınların sayfalarında yer aldı. İnsanın ve doğanın maruz kaldığı baskıları, savaş ve barışı, düşünce özgürlüğünü, yabancılaşmayı; bazen tek bir simgeyle, bazen çizginin bilinçli ekonomisiyle ele aldı. İşlerini anlık yorumları aştı,  zamana yayılan bir görsel düşünce hattına dönüştü.

Okuyan Us Yayınları tarafından, Melike Aydın editörlüğünde yayımlanan Gökyüzüyle Yüz Yüze, Demirel’in yıllar içinde tuttuğu defterlerden, yazdığı notlardan ve mektuplardan oluşuyor. Anlatıyı çizgi değil, kelimeler taşıyor. Ortaya çıkan; bakmanın, hatırlamanın ve anlam vermenin çalışma masasına benziyor.

O çalışma masasında altını çizdiğim pek çok bölümden birini buraya not düşmek isterim: “Uzun yıllar önce Karacaoğlan’dan yapılmış, radyoda dinlediğim bir Anadolu halk türküsünde geçen sözler: “Yüzünde göz izi var, sana kim baktı yârim?” Benim için olağanüstü görsel, şiirsel ve aşk dolu bir dizedir. Gerçeküstücülerin yapmak ve söylemek istedikleri de aşağı yukarı budur: Ben de buna benzer bir şeyler çizmeye çalışıyorum.” -Syf. 190-

Gökyüzüyle Yüz Yüze vesilesiyle, değerli çizerimiz Demirel’e merak ettiklerimizi sorduk.

Selçuk Demirel

“Her şeyi kurşun kalemlerle çizmeli…”

-Selçuk Bey, kitabın hazırlık sürecindeki o eşikten, yani annenizin vefatından sonra bulduğunuz mektuplarla başlayan arkeolojik kazıdan başlamak isterim. O toplama ve yüzleşme halinde hissettiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Önce annemin (2006) daha sonra da babamın ölümüyle üç kardeş yetim kalmıştık. Uzun bir süre ne yapacağımıza karar verememiştik ayrı ayrı ülkelerde yaşıyorduk. Bir gün Çınarcık'taki aile evinde buluştuk. Bütünüyle kaybolacak bu apartmanın bütün detayları ile fotoğraflarını çekmiştim. Vermek ve atmak üzere evdeki eşyaları tasnif ederken banyo dolabının çekmecesinden dibine sıkışmış 1980-81 yıllarında yazılmış üç mektubumu buldum. Paris’teki ilk yıllarımı ayrıntısıyla anlatmışım. Geleceğe umutla bakış, kendine güven, bir bilinmez dünyada bilgilenmeye çalışılan yıllar... Mektuplardaki üslup, anlatım, yirmili yaşlarındaki enerji beni çok etkiledi. Başka neler yazmışım diye Paris’e dönünce arşivdeki eskiz defterlerimi, notlarımı taramaya başladım. Bulduklarımı başka bir deftere kopya etmeye başladım. Sonunda tam 4 defter dolusu yazı kopyaladım.

1979-1984 yılları arasında Türkiye’ye gelememiştim. Bu uzak kalmanın derin yalnızlık duygusu ile mutlaka bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum.  Gittiğimde ya da Paris’e geldiğimde Fransızca bilmiyordum. Bu da önemli bir handikaptı benim için. Bir cins arafta kalmıştım. Notlarımın 1979-80 öncesinde ulaşmam mümkün değildi. Çünkü 12 Eylül faşist askeri darbesiyle estirilen korku ve terörle birçok insan kitaplarını yok etmek, yakmak zorunda kalmıştı. Benimkiler de bundan nasibini aldı. Paris’e gelirken 1974-1978 arası çizdiklerimin bir kısmını ve yaptığım afişlerden de birer kopya getirmiştim. O günleri anlatan bir deftere bir dizi desen çizmiştim (1981-1982). 1987 yılında Ankara Galeri Nev’de sergiledim ve Başıboş adında bir kitapta topladım (Nev-Dost Yayınlari). Aynı desenler 2017 yılında da "Noir" adı altında Paris’te yayımlandı ve sergilendi (Edition Manicius). O günleri dile getiren 1-2 satır da bir şeyler yazmıştım.

Kurşun geçirmez

kurşun kalemlerle...

Her şeyi kurşun kalemlerle çizmeli

Çizmelileri daha sonra

Silebilmeli (1982)

Söz konusu bu üç mektup bu kitabın gerçekleşmesi için bir neden oluşturdu!

-Hatıraları tasnif etmek onların sesini yeniden duymak gibi… “Beni bunca zaman nasıl hatırlamadın” diye size sitem edenler oldu mu?

Böyle bir şey olmadı. Yazılı bir kültürden gelmiyoruz. Günlük tutmak gibi gelen geleneğimiz yok. Sözlü bir kültür, kulaktan kulağa... Yazarak çizerek kendini tanımaya çalışmak… Belki yeni yeni keşfettiğimiz bir şey.

-Kitabınız, 1979’dan 2024’e uzanan o devasa zaman dilimini kapsayan neredeyse yarım yüzyıllık bir arşivin ürünü. Onları edebi bir esere dönüştürürken seçme/eleme kararını ne belirledi?

İyi bir redaksiyon çalışması diyebilirim. Birçok parçayı bir araya getirip hem ilgi ve tarih sırasıyla yan yana getirmek ve bir kitaba dönüştürmek epeyce zaman aldı. Editörüm Melike Aydın ile 6 aydan fazla bir süre yazışarak tape ederken önemli çalışma yaptık.

-Paris’e henüz yeni ayak basmış, dünyayı çizgilerle anlamaya çalışan o genç Selçuk’un gökyüzüne bakışıyla, 45 yıl sonraki Selçuk Demirel’in bakışında fark var mı?

"Yerle gök arasında" bir yerlerde yaşadığımın hep farkında oldum. Bu dünyanın gökyüzündeki maviliğine hem şaşarak hem de hayranlıkla baktım hep. Bulutları ile yolculuklar yaptım.

"Ben hep koyunlara bakıp

Uçsuz bucaksız maviliklerde

gezinen bulutlar çizdim.

Bulutlara bakınca da unuttum çizmeyi, mizmeyi

Uçmak geldi içimden hep" (Sayfa 41)

Gökyüzüyle Yüz Yüze, Selçuk Demirel, Okuyan Us

“Dostlukta ‘aşk’ gibi neden, nasıl geldiğini anlamak tanımlamak zor”

-Kitapta adı geçen dostlarınız… Orada dostluğu biraz da pusula olmak, iz bırakmak olarak görüyoruz. Elbette kitaba alamadığınız başka dostluklarınız da var. Günümüzde birilerini çok kolay dost olarak adlandırıp çok kolay bırakabiliyoruz. Sizde dostluk kavramının karşılığı nedir?

Okul arkadaşlığı, mahalle arkadaşlığı, asker arkadaşlığı, mapushane arkadaşlığı dostluğa dönüşebilir. Nedir dostluk; rahatlıkla hesapsız kitapsız verebilmektir. Mevcut olmaktır her türlü koşulda ve hesapsız kitapsız alabilmektir aynı zamanda. Dostlukların farklı sosyal sınıflar arasında kurulabileceğini sanmıyorum ama imkânsız da değil ama mümkünü zor. Güçlü ile daha az güçlü (Bu güç parasal, politik, tanınmışlık, köklü ailelerden gelmek vs.) birilerinin dost olabileceğini sanmıyorum. Dostlukta "aşk" gibi neden, nasıl geldiğini anlamak tanımlamak zor. Biraz kimyasal, biraz sempati, empati insanların dostlarının olması eşsiz benzersiz bir zenginlik diye düşünüyorum. Dostluk sadece insanlar arası bir bağ değil. Bir insanın köpeği ile ya da kedisi ile kurduğu bağların da derin dostluk bağları olduğunu düşünüyorum.

-Kitapta, notlarınıza eşlik eden yüzlerce çizimi bilinçli bir kararla dışarıda bırakmışsınız. Dünya çapında bir çizer için aslında oldukça radikal bir hamle.

Evet bu notlarımı derlediğim defterlerimde notlarla birlikte birçok da çizim vardı. Bunları bilinçli bir şekilde çıkarttım. Sadece yazılardan oluşan bir kitap olmasını arzu ettim. Yazılarımın eşlik ettiği desenli, resimli kitaplarımı daha önce yayınlamıştım. Kıyıda Tek Başına (YKY, 2019) Ağaçname - Sen Ne Güzel Ağaçsın (YKY, 2023) Belki bu kitabı girmeyen desenler, başka bir kitapta bir araya gelebilirler.

-“Benim için memleket, yazar ve şairlerdir; onların yazdıklarıdır. Memleket Yaşar Kemal’dir, Orhan Veli’dir, Turgut Uyar’dır” diyorsunuz. Bu kültürel haritaya ressamları, müzisyenleri veya çizerleri de eklesek siz hangi parçasında olmak isterdiniz? 

Memleketi bir dil, anadil olarak düşünmüştüm "ana vatan" gibi. Bizi bu coğrafyada birbirinden farklı insanları bir arada tutan birbirine bağlayan dilden söz etmek içindi. Bize dilimizi sevdiren Yunus Emre’den, Nazım Hikmet’ten, Yaşar Kemal’den, Orhan Veli’den söz ederken gerçek vatanımızın dilimiz olduğunu dile getirmeye çalışmıştım. Dili yapan sokaktaki insanların konuştuklarını şiirleştiren, yazıya döken şairlerden yazarlardan söz etmek istemiştim. Genel olarak kültürel miras belki ayrı bir sorunun cevabı olabilir.

Selçuk Demirel

“Batı cephesinde yeni bir şey yok”

-İnsan hakları, özgürlük, doğa, yabancılaşma ve varoluş etrafında kurduğunuz uluslararası çizgi evrenine baktığımızda, ilk başladığınızdan bu yana değişen bir şey var mı? Yerimizde mi sayıyoruz, yoksa dünya daha kötücül, korkutucu ve zavallı bir yer mi oluyor? Kimileri geçmişi idealleştirme eğilimimizin bugünü kararttığı düşüncesinde. Sizin çizgi arşiviniz bize ne söylüyor?

Batı cephesinde yeni bir şey yok; insan hakları ihlalleri, ili ufaklı savaşlar, jenosid, etnik temizlik, güçlünün güçsüzü ezdiği, "vahşi batı" ya da orman kanunları ile yönetilen bir dünyaya gözlerimizi açıyoruz. Her gün biraz daha şaşarak otokrasilerin virüs gibi yayıldığı, Trumplaştığı bir dünyada, bütün batılı ve doğulu ülkelerde aşırı sağın hiç kompleksiz bir şekilde faşizm savunması, Nazi mirasını sahiplenmesi, derin yabancı düşmanlığı, Amerika’daki ICE ‘in (milis/polisler ) şimdi yaptıkları Nazi Almanya’daki SS'leri aratmıyor. Çevre talanı görgüsüzce, bilgisizce, hoyratça sürüyor. Madenler yüzünden yüzlerce hektar zeytinlikler sökülüyor. Denizleri ve okyanusları çöplüğe ve mülteci mezarlığına dönüştüren vahşi kapitalizm hep ana konularım olmuş, olmaya da devam ediyor. Çevre ile ilgili endişelerimi yıllardır çizerek dile getirmeye çalışıyorum. İki kitap ve iki sergi yaptım. Çocuklarımıza, çocuklarımızın çocuklarına nasıl bir dünya kalacak ya da nasıl bir dünya bırakacağız?

-“Yazmak bir derya deniz… O yüzden fazla açılmamalı” sözünüzden hareketle siz yazarken uyarı sinyali nerede devreye giriyor? Nereye kadar açılmanıza izin veriyor?

Bizim ona koyduğumuz sınırlarından başka bir SINIRI olmasa gerek! Yazarak düşünmek başka bir disiplin. Kendimi bir yazar olarak görmüyorum. Benimkisi biraz resim de yapan yazarların yaptığına benziyor. Belki “Küçük Prens” gibi tek bir kitap yazıp çizmek isterdim. Az sözle çok derin duyguları dile getiren çocuksu çizgilerle görselleşen bir kitap. Picasso’nun dediği gibi Rafael gibi resim yapmak 5-6 yılımı aldı. Ama bir çocuk gibi resim yapmak bir ömrü.

Her gün bir şekilde çiziyorum. Bu biraz bir piyanistin günlük egzersizlerine benziyor. Sürekli istim üstünde olmak gibi bir şey. On yıl evveline kadar daha çok basına dönük çizimler için fikir arayışları, espri avcılığı yaparken son on yılda çalışma biçimimde giderek farklılaşmalar oldu. Tematik projeler üzerinden çalışıyorum, değişik teknik malzemeler deniyorum. Defterler not alınan bir araç olmaktan çıkıp başlı başına bir çalışma olmaya başladı. "Bir Ağacın Altında" kitap ve sergi oldu. (2021) Kitap Fransızcada da yayımlandı (2024). Bu kitabın dışındaki diğer bazı kitaplarım doğrudan deftere çizilmiş çalışmalarımdan oluşuyordu! Defter (2001), (Defile (2013) Kıyıda Tek Başına (2019) Hayali Canavarlar Atlası (2025). Son birkaç yıldır yine kartpostal büyüklüğünde "Fragmanlar" diye bir dizi resim yaptım ve metinler yazdım. Sanırım 200'e yakın resim var bu kadar da kısa metin. Önümüzdeki aylarda İstanbul Galeri Nev’de sergileyeceğim. Umarım kitap sergiye yetişir olmazsa sergi sonrasına mutlaka bir kitap olarak yayınlanmasını umuyorum.

Selçuk Demirel

“Hastalanmamak, ölmemek için entelektüel meşguliyeti hiçbir zaman terk etmemeli”

-Üretkenliğinizi düşününce imrenmemek mümkün değil. Çağımızda bir dolu uyarana maruz kalırken yoğun üretimi mümkün kılan çalışma rejiminiz nedir? Ritüeller, yalnızlık, gündelik disiplin, merak...?

Bütün mesleklerde olduğu gibi hem bir ritüel hem ustalık hem de her seferinde kendini acemi gibi hissetmek. Açıklaması zor. Ama her gün çalışmak ömrü uzatıyor. Japonya’da daha çok yaşlı insanlar origami yapıp hediye ediyorlar. Bu origamiler hayatta kalmak için bir neden oluşturuyor ve ömrü uzatıyormuş!

-Evimizde imzanız bulunan çocuk kitapları var. Oğlumun hayal dünyasına çizimlerinizle ve kelimelerinizle katkı sunduğunuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Düşlerine katkı sunduğunuz o çocuklara yarınlar için bir şey söylemek ister misiniz?

Çocuk kitapları başka bir dünya. Evet Mumuk'lar da dahil birçok çocuk kitabı yazıp çizdim. Ama tamamıyla bana ait bir dünya değil. Bu işi çok iyi yapan yazar ve çizerler var dünyada. Mumuk bu sene 46 yaşına girdi. Birçok jenerasyon Mumuk kitaplarını okudu; çocuklar büyüdü anne-baba oldular, çocuklarına Mumuk kitapları satın aldılar. Bunu Karga kitabı için de söyleyebilirim. İlk baskısı Almanca olarak (Der Rabe 1982) yayımlandı. Geçtiğimiz haziran ayında eşim Lyliane Adra Demirel ile Okuyan Us yayınlarında Uzak Bir Ülkede, Harflerin İsyanı kitabını yayımlandık Çocuk kitabı olarak tasarlamıştık ama yayıncımız kitabı 7-70 yaş grubuna uygun bularak normal koleksiyonunda yayımladı.

Masamda birçok sergi ve kitap projem var. Projeler ömrü uzatıyor. Hastalanmamak, ölmemek için entelektüel meşguliyeti hiçbir zaman terk etmemeli. Yeni projeler, yolculuklar, her gün yeni bir kelime öğrenmek vb.

“Şimdiden yarını yaşıyoruz”

-Kitabınızı okuduktan sonra mektupların, fotoğrafların bizler için kıymetini düşündüm. Şimdilerde kısaltmalarla yazılan mesajlar, çekilen ve belki dönüp bakılmayacak on binlerce fotoğraf… Bundan 45 yıl sonra kendi hayatının kazısını yapacak birinin referansları ne olur?

Biz en son mektup yazan kuşağız. Bizi de içine alan bir sonraki kuşak; faks, cep telefonu, SMS, email, WhatsApp, Instagram, Facebook vb. sosyal medyalarda haberleşiyor. Bunlardan geriye arşivlenecek bir şey kalmıyor, anında buhar olup kaybolan FMR haberleşmeler, yazışmalar. Belki bir süre sonra değil, şimdilerde gazetelerin baskı sayısı azalırken online abone sayılarında müthiş artışlar oluyor. Yıllar önce ünlü haftalık haber dergisi Newsweek kâğıt baskısını terk edip sadece internet yayınına geçmişti. Aslında her şey küçük telefon ekranında olup bitiyor; artık banka işlemleri, yolculuk organizasyonları, uçak tren biletleri, restoran rezervasyonu, fotoğraflar, YouTube, son haberler vs… Şimdiden yarını yaşıyoruz.

*Gökyüzüyle Yüz Yüze, okuyanı her ne kadar Selçuk Demirel’inki kadar uzun ve katmanlı olmasa da kendi defterlerine, hafıza kırıntılarına bakmaya, hatırlamaya heveslendiriyor.

Selçuk Demirel hakkında

1954 yılında Artvin’de doğdu.
1960-1978 yılları arasında Ankara’da yaşadı. 1978 yılında Fransa’ya yerleşti. Çalışmalarını ve hayatını Paris’te sürdürüyor.

Denizleri, okyanusları, dağları, ağaçları, kedileri, köpekleri, bir de İstanbul’a gidip gelmesini çok seviyor.

Dünyanın dört bir yanında yayımlanan dergi, gazete ve kitaplar için çizimler yapıyor. Pek çok önemli kentte sergiler açıyor.

 

 

İlgili İçerikler