Kusura bakmayın ama performans yetmez

Kusura bakmayın ama performans yetmez

Performans sizi havalandırabilir. Ama yönünüzü güven, ilişki, görünürlük, etki ve kurumun güç haritasını okuyabilme beceriniz belirler

Kusura bakmayın ama performans yetmez

İş hayatında bize anlatılan en dayanıklı masallardan biri şu:

“Çok çalışırsan karşılığını alırsın.”

Çocukluğumuzdan beri biz bu anlatılıyor. Okulda çok çalışırsan yüksek not alırsın. Üniversitede çok çalışırsan iyi bir işe girersin. İş hayatında çok çalışırsan terfi edersin.

İlk ikisi çoğu zaman çalışıyor.

Üçüncüsünde sistem biraz hata veriyor.

Okulla gerçek hayat arasındaki farkı anlatan sevdiğim bir söz var:

“Okulda önce ders anlatılır, sonra sınav yapılır. Hayatta ise önce sınava girersiniz, sonra dersi öğrenirsiniz.”

Kurumsal hayat tam böyledir.

Kimse ilk iş gününüzde sizi kenara çekip şöyle demez:

“Bak, işini iyi yapman önemli. Ama yetmeyecek. Güven oluşturacaksın, görünür olacaksın, ilişkileri yöneteceksin, fikirlerini satacaksın, kurumun güç haritasını okuyacaksın. Bir de bütün bunları yaparken fazla politik görünmeyeceksin.”

Keşke deseler.

Onun yerine önce sınava gireriz.

Bir terfiyi kaçırırız. Daha az çalıştığını düşündüğünüz biri yükselir. Çok iyi yaptığımız bir iş fark edilmez. Teknik olarak sizden daha zayıf olduğunu düşündüğünüz biri kritik ve/veya sizin beklediğiniz bir göreve atanır.

Sonra ders gelir:

Performans gerekliymiş. Ama yetmiyormuş.

İş hayatının kara kutusu tam burada açılır.

Siz odada yokken

Bir terfi komitesini düşünün.

Masada yöneticiler, İK ve karar vericiler var. Önlerinde adayların isimleri, performans sonuçları, yetkinlik değerlendirmeleri...

Siz yoksunuz.

Ve kariyeriniz hakkındaki belki de en önemli toplantılardan biri siz olmadan yapılıyor.

Önce rakamlar konuşuluyor.

“Son iki yıldır hedeflerini tutturuyor.”

Güzel.

Sonra bir noktada veriler kapanıyor. Ve insanlar konuşmaya başlıyor.

Kurumsal hayatın bilimsel bölümü yaklaşık burada sona eriyor.

“İnsan yönetebilir mi?”“Baskı altında ne yapıyor?”“Üst yönetimin karşısına çıkarabilir miyiz?”“Bu kişiye daha büyük bir bütçe emanet eder miyiz?”“İnsanlar gerçekten onu takip eder mi?”“Her şeyi kendisi yapıyor. Yönetici olduğunda işi kime yaptıracak?”“Sonuç getiriyor ama arkasında kaç ceset bırakıyor?”

Ve kariyer açısından belki de en tehlikeli cümle geliyor:

“Çok iyi ama…”

O “ama”dan sonra gelen beş kelime, bazen beş yıllık performansınızdan daha etkili olabilir.

Çünkü terfi komiteleri yalnızca performans değerlendirmesi yapmaz.

Risk değerlendirmesi de yapar.

Araştırmalar da bu çelişkiyi doğruluyor. 214 şirkette satış çalışanlarını inceleyen Alan Benson, Danielle Li ve Kelly Shue, şirketlerin yüksek performans gösteren çalışanları yönetici pozisyonlarına terfi etme eğiliminde olduğunu; ancak mevcut görevdeki yüksek performansın iyi yöneticiliği garanti etmediğini gösteriyor. Hatta yüksek performanslı satışçıları terfi ettirmek, sonrasında ekiplerinin performansının düşmesiyle ilişkili bulunmuş.

Yani hepimiz gibi şirketlerin de kafası karışık.

CV'nizde yazmayanlar

Terfi masasında bir süre sonra başka bir dosya açılıyor:

Hakkınızdaki kanaat dosyası.

Güvenilir mi? Olgun mu? Kriz çıkarır mı, kriz çözer mi? Egosunu yönetebiliyor mu? İnsan yetiştiriyor mu? Şirketin tamamını mı düşünüyor, sadece kendi departmanını mı? Bizim kabileden mi?

Ve organizasyon şemasında pek görünmeyen sorular geliyor:

“Arkasında kim var?”“Sponsoru kim?”“Müttefikleri var mı?”“Kritik bir karar anında onun için kim ayağa kalkar?”

Daha açık söyleyelim:

“Avukatı kim?”

Gerçek avukattan söz etmiyorum.

Siz odada yokken, “Bir dakika, bu insanı o kadar kolay harcamayın; şu işi yaptı, şu krizi çözdü, bu sorumluluğu da taşıyabilir” diyecek biri var mı?

Çünkü kurumsal hayatta bazılarının sadece dosyası değil, avukatı da güçlüdür.

Bazılarının ise performansı vardır.

Avukatı yoktur.

Üstelik bu sadece benim gözlemim değil. Sponsorluk üzerine çalışmalar, mentor ile sponsor arasındaki önemli farkı tam burada koyuyor: Mentor size tavsiye verir; sponsor ise siz odada yokken nüfuzunu kullanarak fırsat, görünürlük ve terfi için sizi savunur. Harvard Business Review'da aktarılan bir çalışmada sponsor desteğine sahip erkek yöneticilerin bir sonraki kariyer basamağına çıkma olasılığının sponsorsuz akranlarından yüzde 23 daha yüksek olduğu belirtiliyor.

Başka bir ifadeyle:

Kariyerinizdeki en önemli sunumu çoğu zaman yapmazsınız.

“Ben ofis politikasına girmem”

Burada kurumsal hayatın Clint Eastwood'ları sahneye çıkar:

“Ben ofis politikasına girmem. İşimi yaparım. Ben başkaları gibi değilim”

Kulağa çok asil geliyor.

Fakat şirketler insanların, egoların, fikirlerin, çıkarların ve sınırlı kaynakların kesiştiği sosyal sistemlerdir.

Zaten politika kelimesinin kökenindeki Antik Yunanca polis, şehir ve ortak yaşam fikrine dayanıyor. Şirket dediğimiz şey de biraz takım elbiselerin giyildiği bir polis.

Bütçe sınırlı. Kaynak sınırlı. Koltuk sınırlı. Terfi daha da sınırlı.

Sonra şaşırıyoruz:

“Bu şirkette neden politika var?”

Asıl şaşırtıcı olan olmaması olurdu.

Üstelik Yunanca küçük bir şaka daha yapıyor. Modern Yunancada “vatandaş” anlamındaki πολίτης ile “satıcı” anlamındaki πωλητής kulağaçok yakın sesler. Aynı kökten gelmiyorlar ama kurumsal hayat açısından tesadüf hayli manidar. Çünkü iş hayatında biraz vatandaş, biraz da satıcı olmak gerekiyor. Fikrinizi anlatmanız, insanları ikna etmeniz, yaptığınız işin değerini görünür kılmanız gerekiyor. Yoksa dünyanın en iyi fikrine sahip olup toplantıdan dünyanın en iyi saklanan sırrıyla çıkabilirsiniz.

Kulis çevirmek başka şeydir, ilişki kurmak başka. Yağcılık başka şeydir, yöneticinizin önceliklerini anlamak başka. Manipülasyon başka şeydir, insanları ikna edebilmek başka.

Üstelik:

“Ben politika yapmıyorum” demek de bir politikadır.

Sadece pek başarılı bir politika olmayabilir.

Motor yetmez

Performansın önemsiz olduğunu söylemiyorum.

Tam tersine.

Performans motordur.

Ama sadece güçlü bir motor uçağı hedefe götürmez. Kokpit gerekir. Navigasyon gerekir. Hava durumunu okumak, ekibi yönetmek ve gerektiğinde rotayı değiştirmek, irtifa kaybeden uçağı yeniden stabil hale getirmek gerekir.

Kariyer de böyle.

Performans sizi havalandırabilir.

Ama yönünüzü güven, ilişki, görünürlük, etki ve kurumun güç haritasını okuyabilme beceriniz belirler.

Belki de yıllardır çok çalışmasına rağmen yerinde saydığını düşünen birinin kendisine sorması gereken soru artık “Daha ne kadar çok çalışmalıyım?” değildir. Daha rahatsız edici bir soru var:

“Ben odada olmadığımda hakkımda ne konuşuluyor?”

Çünkü performans geçmişte ne yaptığınızı gösterir. Kariyerimizin yönünü ise çoğu zaman başkalarının gelecekte ne yapabileceğimize ilişkin kanaaatleri belirler.

Kara Kutu notu:

Kariyerinizdeki en önemli toplantı, sizin davet edilmediğiniz toplantı olabilir.

Gelecek hafta

Kariyeriniz patinaj yapıyorsa bunu nasıl anlarsınız?

Kariyerler genellikle bir sabah durmaz. Önceden küçük sinyaller verir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler