2013 yılında çölleri aşarak, türlü zorlukla ulaştığımız Mahmur kampı gözlerimin önünden çok uzun süre gitmemişti. Dışarıdan bakınca, “Burada nasıl hayatta kalmış bu insanlar” diye düşünmeden edemeyeceğiniz bir coğrafya… İçine girince de altında ezildiğin bir hasret duygusu…
Mahmur, 1994’te Türkiye’den kaçan, kaçmak zorunda bırakılan, köy boşaltmaların sonucu olarak doğmuş, 1998’de Birleşmiş Milletler’in girişimiyle oluşturulmuş bir mülteci kampı olarak gündeme geldi. Ankara’dan yapılan açıklamalara ise “PKK denetiminde örgüt kampı” olarak konu olageldi Mahmur.
Ne olursa olsun, bir hayatta kalma direnişinin öyküsüdür Mahmur. Çölün ortasında yerel meclisi, okulları, sağlık ocakları, mahalle idareleriyle kendi düzenini kurmuş, bir toplumsal/siyasal yapı görüntüsündeki Mahmur için, Türkiye’nin çeşitli sebeplerle dağıtılması girişimini oldu, Ankara yıllar içinde Mahmur’daki BM denetimini sorguladı.
Velhasıl, bugün nüfusu 12 ile 16 bin arasında telaffuz edilen Mahmur kampı çeşitli pazarlıklara konu olmuş, 2014 yılında büyük bir IŞİD saldırısına uğramış, yıllar içinde irili ufaklı, beklenen beklenmeyen müdahalelere muhatap olmuş bir yerleşke…
Mahmurlu olmak zor!
Bugün, bu süreçte yine “Mahmur ne olacak” sorusu hâlâ taze.
Sorunun açık bir cevabı ise henüz kimsede yok.
Ben de birkaç yazıyı, çözüm sürecinde “dönmeleri” söz konusu olan diğer bir ayağa, Mahmur kampına ayırmaya karar verdim, biraz da onlara kulak verelim istedim. Önce Mahmur’u kurmuş olanlara, sonra Mahmur’da doğmuş olanlara, Mahmur’a çocukken gelenlere bakalım; meseleleri nasıl ele alıyorlar, talepleri ne, beklentileri ne?
Neredeyse iki nesile ulaşan Mahmurluların gözünden de bakarak meseleyi anlamaya çalışalım isterim.
Bugün köyünü, evini bırakarak sıfırdan Mahmur’u kurmuş nesilden Abdurrahman Hilal ile Mahmur’da doğmuş nesilden Delal Tunç’un açıklamalarını, biraz özetleyerek aktarıyorum.
Söz Abdurrahman Hilal’de:
“Büyük zorluklardan, yokluklardan geçtik, mercimeği nohutu haşlayıp una çevirmeyi öğrendik”
“Ben Hila köyündenim. Hila köyü Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlıdır. Köyüm uzun ve güzel ağaçlarla çevrilidir. Köyün içinden bir dere geçer.
Köyde iyi tarım yapılırdı.
Doğası, meyveleri, gülleri, çiçekleri çok güzeldi. Doğası şifalıydı desem abartmış olmam. Öyle düşünün ki 60 yaşına gelen insanlar hâlâ doktor yüzü görmemişti.
Ben 17 yaşındaydım evden ayrılmak zorunda kaldım. Biz 1994’te köyden çıkmak zorunda kaldık ve göç ettik. Göç derken, 8-9 saat yol yürüyerek sınıra dayanmakla başlayan. Sınırda çok insan vardı. O kalabalık içinde yolda yorgunluktan düşüp yaralananlar, ölenler oluyordu.
Ben 17 yaşında olmama rağmen sırtımda çantalar, yükler vardı. Mahmur’a gelene kadar pek çok mücadele verildi, zorluklar yaşandı; ölenler, yaralananlar oldu.
BM bizi ‘siyasi ilticacı’ olarak kabul ettikten sonra, bize ‘Güvenliğiniz için sizi sınırdan uzak bir yere götürmemiz gerek’ dediler. Bizim temsilcilerimizle konuştular ve anlaştılar. Onların gözetiminde biz Mahmur Kampı’na geldik.
Buraya geldiğimizde hepimizin aklı geride bıraktığımız evlerimizdeydi. Ama Mahmur’u da geçici yeni evimiz kabul ettik. Haklarımız ve sorunlarımız çözülene kadar, haklarımızı alana kadar buradayız diye karar verdik.
Büyük zorluklar ve yokluklardan geçtik. Ambargo ve kısıtlamalar uygulandı. Ülkedeki temel yaşam gıdalarını, en basitinden unu bile bulamıyorduk. Hayvanlar için ayırdıkları kuru ekmekleri, farelerden artakalan mercimekleri veya hayvanlar için ayırdıkları ne varsa kendimiz tüketmeye başlamıştık.
Ayakta kalmayı öğrendik. O mercimekleri ve nohutları haşlayıp, onları una çevirip ekmek yapmayı öğrendik.
Bir gece içinde herkes çoluğunu çocuğunu, her neyi varsa alıp köyünü terk etmişti. Kolay olmadı.
Susuzluktan ölmemenin yollarını aradık.
O zamana kadar Birleşmiş Milletler bize sanki açlıktan kaçmış veya açlıktan iltica etmiş gibi davranıyordu. Biz Birleşmiş Milletler’e açlıktan kaçmadığımızı, bir zulümden kaçtığımızı anlatmak ve kabullendirmek için açlık grevine girdik.
Bu bizim topluca yaptığımız ilk eylemdi. Bu eylem neticesinde BM bizi ‘siyasi mülteci’. olarak kabul etti ve bize ‘Artık sizi güvene almamız ve korumamız gerek’ dediler.
O göç yolu da kıyamet günü gibiydi; insanların sesi hayvanların sesiyle birbirine karışmıştı. Çocuk bağırmaları… Bize kimse yardım etmedi. Irak hükümetiyle varılan anlaşmalar sonucu bize Mahmur’u gösterdiler. Sadece taş ve dikenlerden oluşan bir yer. O kadar sıcaktı ki, sanki yerden alev yükseliyordu. ‘Şimdi biz ne yapacağız, nasıl burada yaşayacağız’ diye düşündük.
Artık göç etmekten, kaçmaktan da yorulmuştuk. Burada kalmaya da mecburduk artık. Sonra kerpiçten evler yaptık, sıcaktan ve akreplerden korunmak için.”
“Naylonların altında uyuduk; her yer akrep, yılan, keneydi”
“Mahmur’a ilk geldiğimizde naylonların altında uyuyorduk. Yastıklarımızda, başımızı bile toz kaplamış olurdu uyandığımızda. O sıcaklarda ve tozda uyurduk. Çok çocuk öldü o dönem. Her yer akrepti, kara çöl yılanıydı, keneydi etraf… İlk gece 12 kişiyi akrep soktu.
Biz yokluktan var ettik yaşam alanlarımızı, toprağımızı. Kuraktı, su yoktu, kuyu kazdık. Evimiz yoktu, briket yaptık, yeşillik ektik; yaşam yoktu, kollarla su verdik, yaşam getirdik… Ve sürekli geliştirerek yaşadık. Hızla örgütlenip bir yaşam kurduk.
Ama biz o gün bugündür hep evimizi, köyümüzü düşünüp özlüyoruz ama mecburiyetten burayı da yurt edindik. Yaşamımızı sürdürmek için buraya mecbur kaldık. 17 yaşında ayrıldım evimden, hep de evimi özledim.
Biz de barış olsun, adil olsun, her şey düzelsin ve evimize dönelim istiyoruz. Yaklaşık 28 yıldır Mahmur’da yaşıyorum. Evimizi burada kendimiz yaptık, evet, ama biz gerçek evimize dönmek istiyoruz.”
“Bizlerle ilgili de bir yasa çıkmalı”
“Geçmiş çözüm süreçlerinde de her seferinde çok heyecanlandık, umutlandık. Biz her zaman barışı bekledik, o yüzden de hep umutlandık, topraklarımıza, köyümüze döneriz diye. Ama bu süreçler her zaman hükümetlerin, seçimlerin ve devletin hayrına dönük çalıştı.
Bizim boşalttığımız topraklara başkaları yerleştirildi. Bizim dönebilmemiz için bizlerle ilgili de bir yasa çıkmalı ve biz topraklarımıza, evlerimize geri kavuşmalıyız. Öylesine bize ‘Hadi şimdi de burada yaşa’ denmemeli.
Yaşadığımız tüm sıkıntılar statümüzü, haklarımızı da bu manada geri almak üzerinedir aslında. Mahmur boşaltılacaksa böyle boşaltılmalı. Yasal haklarımız verilmiş olarak. Yoksa elbette ata toprağımıza dönmeyi ilk günden beri bekliyoruz. Durumumuz yazılı, kanunlaştırılmış, garantiye alınmadan bunu yapmayız hiçbirimiz.
Sürece inanıyoruz, umudumuz yine yüksektir. Biz barışa âşık bir milletiz, o yüzden şimdi de barıştan yanayız.
Kürtlerin haklarının tanınması, anadil hakkı, eşit yurttaşlık hakkı ile aynı yerdedir bizim için çözüm. Bunlar olmadan dönemeyiz. Ana dilde eğitimi, kimliği, tanınmayı görmek için yaşadık bunca zorluğu; göreceğimize de inancımız yüksektir.”

Mahmur doğumlu Delal: Kimliğin yok, en büyük sorunumuz
Şimdi söz Mahmur doğumlu, 17 yaşındaki Delal Tunç’da:
“İsmim Delal Tunç. 2009 senesinde Şehit Rüstem Cudi (Mahmur) kampında dünyaya geldim.
Böylesi zor bir savaş ve durum içinde olduğumuzu çok küçük yaşlarımda fark ettim.
Küçüklükten itibaren siyaset içinde büyüdüğümüz için…
Biz bu zulmün içinde büyüdük.
Biz bu koşullarda, bu koşulların içinde büyüdüğümüz için fikir ve düşüncelerimiz, Kürt olmamızdan dolayı yaşadığımız zorlanmalarla şekillendi.
Televizyon ve dijital medya üzerinden Türkiye’yi tanıyoruz, izliyoruz, takip ediyoruz. Doğru bir demokrasi anlayışı yok. Toplum içinde birçok çatışma yaşanıyor. Televizyonda izlediğimiz haberlerde kadın ve çocuklara yönelik öldürme, tecavüz gibi şeyler oldukça yoğun yaşanıyor.
Çoğu failin ya yaşları küçük ya da küçük yaştan itibaren böylesi bir tutumun anlayışını kazanıyorlar. Salt bunlarla bile ülkenin gelişmiş olmadığını, doğru bir demokrasi anlayışı olmadığını anlayabiliyoruz. O sebeple de Türkiye’de doğru bir yaşamımız olabileceği, bizi iyi bir gelecek beklediği fikri oturmuyor. Bu da bizde bir korku ve kaygı geliştiriyor.
Mahmur’da böyle şeyler yaşanmıyor. Orada yaşananları izleyince burası ile farklarını görebiliyoruz. Oradaki ve buradaki yaşam arasında oldukça fark var.
Evet, savaş ve çatışmalar içinde büyüdük ve şu anda da devam ediyor fakat biz Mahmurlular olarak kendimizi birbirimizden farklı hissetmiyoruz. Farklı bir yere veya ülkeye gitsek bile birbirimize yaklaşımımız bu yönlüdür. Dayanışma ve belli bir güvence içinde büyüdük ve geleceğe ilişkin düşüncelerimizde de bu var. Türkiye’de yaşayanların bireysel yaşam kaygıları daha fazla ama biz buradaki yaşamımızı birliktelik üzerine kurduk.
Buradaki gençler, burada doğan gençlerden ziyade, kuzeyde doğan veya oradaki köylerini, yaşamlarını hatırlayanlar için dönüşe yönelik belli bir istek söz konusu. Ülkesine, topraklarına dönüş isteği onlarda daha fazla var. Benim gibi burada doğan gençler, dışarıdaki bir yaşamdan ziyade Mahmur’u kendi yurdumuz olarak görüyoruz. Yurdumuz, toprağımız burasıdır. Bu yaşam içinde kendimizi tanıdık. Birlikte yaşadık. Benim isteğimden çok anne ve babalarımızın isteği var dönüşe ilişkin.
Evet, bizim de dönüş yönünde bir isteğimiz var ama birlikte olmamız şartıyla. Burada nasıl ki belli bir dayanışma ve birliktelik kurduysak, görece mutlu bir yaşantı kurduysak, orada da birlikte olmak ve yaşantımızı birlikte kurgulamak istiyoruz. Büyüklerimiz bizden daha çok acı çektiler, birçok zorluğa göğüs gerdiler ve zorlu koşullarda burada bizim için bir yaşam alanı oluşturdular. Bunun için tabii ki onların dönüş için istekleri daha fazla.
Burada doğduk ve yaşamı burada tanıdık. Evet, çok dışarı çıkma imkânımız olmadı ama bir gezi için bile olsa dışarı çıktığımızda burayı kendi yurdumuz olarak bellediğimiz için, Mahmur’u sevdiğimiz ve bağlı olduğumuz söylenebilir. Anne ve babalarımız da Mahmur’u sevdiklerini söylerler. Çünkü onlar burayı sıfırdan yarattılar. Kendi düşünceleri, fikirleri, emekleri ve çabalarıyla burayı kurdular. Çöl içinde bir yaşam alanı oluşturdular. Bu nedenle Mahmur halkının hepsi de burayı seviyor ve burayı kendi yurdu olarak görüyor.
Mahmur gençleri olarak burada ambargo altındayız. Zulüm ve baskı altında yaşamımızı sürdürmeye çabalıyoruz. Kendi kimliğimizi ve kurtuluşumuzu sağlamak için bir mücadele sürdürüyoruz. Gençler olarak kendi kurtuluşumuzu halkın ve ülkemizin kurtuluşundan bağımsız ele almıyoruz. Ambargo, savaş ve baskı olmayan özgür bir yaşam için mücadele ediyoruz aslında.
Bir yeni süreç başlamış durumda. Eğer dönüşler de bu sürece bağlı başlarsa tüm Mahmur halkı gibi, gençler de dönmek isteriz o durumda. Ben döndüğümde nerede yaşayacağımı hiç düşünmedim.
Ama böyle bir süreçle birlikte dönüş olursa burada nasıl yaşamımızı sürdürüyorsak, orada da birlikte yaşayabileceğimiz ve geçimimizi sağlayacağımız ve üzerimizde bir tehdit veya korku hissetmeden yaşayabileceğimiz bir yerde olmak isterim.
Mahmur benim için halk direnişi anlamına geliyor. Kendimi bildiğimden beri burada bu halk hep direniş içinde. Mücadele eden, direnen bir halktır Mahmur. Kendi kurtuluşundan fazla, komşusunu, köylüsünü, halkını koruyan ve özgürleştirmek isteyen bir yapıdır Mahmur benim için.
Daha tam yetişkin olmadım, gittiğim yerdeki yaşıtlarımla ilişkilenirken yaşadıklarım ve ambargonun, çatışma ve savaşların üzerimdeki etkisini onlar hissetmediler veya yaşamadılar. Benim düşüncelerimle, deneyimlerimle onlarınki arasında epey fark olacaktır. Kuracağımız arkadaşlıklarda da bu etkide bulunacaktır. Çünkü yaşadıklarım hep aklımda olacaktır.
Mahmur’da okulunu bitiren gençlerin çoğu dışarıda çalışıyor, geçimini sağlıyor. Okul okuyanlar da burada bulunan kurumlarda çalışıyorlar. Kurslarımız var. Okul saatleri ardından resim kursuna, müzik kursuna gidenler oluyor. Ya da farklı dil öğrenmek için açılan kurslara katılıyorlar. Burada her çocuk mutlaka bir enstrüman çalıyor.
Cep telefonu, tablet vs. kullanımı burada farklı, sınırlı kullanılıyor; daha çok farklı ülke ve kültürleri araştırma, oraları ve kültürlerini öğrenmeye dayalı bir kullanım söz konusu.”
“Süreçten umutluyuz; seyahat hakkına ilerlediğimizi hissediyorum”
“Kimlik sahibi olmadığımız için Mahmur dışında bir yerde yaşama, seyahat etme şansımız zaten yok. Bu kimliksizlik hâlini tabii ki Mahmurlu gençler derinden hissediyor. Kimliğin yok her şeyden önce, bu en büyük sorunumuz. Kimliksiz olunca özgür yaşam hakkın da yok.
Son başlayan süreçten umudumuz var. Tabii ki yasa gelişmesi de umudumuzu güçlendiriyor. Çocukluğumuzdan beri hayal ettiğimiz özgür bir eğitim alma, istediğimiz gibi her yere gidebilme, seyahat edebilme hakkı umudumuza doğru yavaş yavaş, adım adım ilerlediğimizi hissediyorum bazen.
Benim için daha önemli olan, eğitimimi tamamlayıp üniversiteye gitmek.
Mahmurlu Kürt gençleri olarak isteğimiz, küçüklüğümüzde olan fakat ambargo nedeniyle kapanan üniversite imkânının yeniden oluşması.
Buradaki gençlerin çoğu Kürtçe eğitim gördü ve eğitimimize üniversitede de Kürtçe devam etmek istiyoruz tabii ki.”
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


