"Sivil Anayasa" tartışmaları sürerken 1982 Anayasası'nın hazırlanma sürecinde yer almış bir "Sivil"in anımsamaları

"Sivil Anayasa" tartışmaları sürerken 1982 Anayasası'nın hazırlanma sürecinde yer almış bir "Sivil"in anımsamaları

Benim asıl sormak istediğim, siyasal iktidar demokratik değerleri zenginleştirip, hak ve özgürlükleri genişletecek bir yasal düzenleme girişiminde bulundu da Anayasa buna engel mi oldu; veya böyle bir yasal düzenleme yapıldı da Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptal mi edildi?

"Sivil Anayasa" tartışmaları sürerken 1982 Anayasası'nın hazırlanma sürecinde yer almış bir "Sivil"in anımsamaları

Başlıktaki “sivil”, bu satırların yazarı olup, Zonguldak temsilcisi olarak Danışma Meclisi’nde (DM) yer almış; önce Anayasa’yı hazırlayan 15 üyeli Anayasa Komisyonun, sonra da Bütçe Plan Komisyonunun üyesi olarak görev yapmıştır. Komisyondan çıkan Anayasa Tasarısı’nın 70 maddesinde karşı oyu bulunmaktadır. Bilindiği gibi, Anayasa yürürlüğe girmesinden bugüne pek çok değişiklik geçirmiş, haklı haksız pek çok eleştiriye de konu olmuştur. Haksız eleştirilerden bir bölümü maddi gerçeğin yanlış bilinmesinden kaynaklanmıştır. 

Kötü hukuki düzenlemelerin faturasını Danışma Meclisi ile MGK’ya çıkarma gibi kolaycılık da dikkat çekmektedir. Örneğin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu 1983 genel seçimlerinde uygulanmamış, 1986 yılında da ANAP tarafından değiştirilmişti. Demokratik düzene uygun olanın 12 Eylül yönetimi tarafından getirilen olduğunun anlaşılması üzerine, “12 Eylül’ün mirası” eleştirisini yapanların sonradan özür dilemek durumunda kalmış olmaları manidardır.   Anayasa Komisyonu üyelerinden benden başka hayatta kalanı olup olmadığını bilemediğimden, bu yanlışların bazılarını düzeltme görevinin bana düştüğü inancıyla yazmaya karar verdim. Bu arada, yapılmak istenen “sivil anayasa” konusundaki düşüncelerimi de açıklamak istedim.

Yanlış bilinen gerçekler

Bazı meslektaşlarımız dahil değişik çevrelerde, Anayasa’nın DM Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanmadığı, Milli Güvenlik Konseyi’nin (MGK) hazırlattığı anayasa metnini Anayasa Komisyonu’na verdiği dile getirilmektedir. Bir başka sav da, TBMM sayın Başkanının ileri sürdüğü, darbecilerin istedikleri maddeleri emrederek Komisyona yazdırdığıdır. 

Her iki görüş de gerçek dışıdır. Zaten ikinci görüş birinci görüşü yalanlamaktadır.

Kaldı ki, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanun’a (m.26) göre, “Danışma Meclisinin, Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan ve Genel Kurulca kabul edilen Anayasa metni, Milli Güvenlik Konseyince aynen veya değiştirilerek kabul edilir ve Resmi Gazete ile yayımlanır”. Dolayısıyla, Danışma Meclisinden gelen metne son şeklini verme yetkisi MGK’nde olduğuna göre, baştan müdahale etmesine gerek de bulunmamaktadır. 

Anayasa Tasarısı, önce Anayasa Komisyonu tarafından gece gündüz, aylar süren çalışma sonucu hazırlanmış, sonra Genel Kurulda ayrıntılı olarak müzakere edilerek kabul edilmiştir. DM Anayasa Komisyonu çalışmalarını, DM İçtüzüğü hükmü gereği, her ay DM Başkanlığına çalışma raporu vererek yürütmüştür. Komisyon çalışmaları sırasında sert tartışmalar da cereyan etmiştir. Bu yazıyı hazırladığım sırada belgelerim arasında, Komisyon üyesi Artvin temsilcisi ve eski Anayasa Mahkemesi üyesi sayın Muammer Yazar tarafından 15 Haziran 1982 gecesi, toplantı sırasında bana gönderilmiş, üzerinde “size olayların ve sözlerin üzerine çıkmak yakışır” yazan küçük bir not da buldum. 

Bir başka gerçek dışı sav ise, Anayasa Komisyonu tarafından çeşitli kamu kuruluşlarının, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini almak üzere uyguladığı anketlerin sonuçlarından yararlanmadığı, bu anket sonuçlarını içeren paketlerin ilk genel seçimlerden sonra, açılmamış halde, TBMM deposundan çıktığıdır. Bu sav da gerçek dışıdır. Anketlere gelen yanıtlar Anayasa Komisyonu üyesi, emekli Yargıtay üyesi Mümin Kavalalı tarafından, konulara göre gruplandırılarak özetlenmiş, bir rapor haline getirilmiş, DM üyelerine dağıtılmak üzere DM Başkanlığına sunulmuştur. (Komisyon aylık çalışma raporu.DM S Sayısı:115)

Düzeltilmesi gereken bir başka sav da, 1982 Anayasası’nın geçici 15.maddesi ile ilgilidir. Bu maddenin 1982 Anayasası’na özgü bir düzenleme olduğu belirtilerek, darbecilerin yargılanmasını engellediği gerekçesiyle eleştirilmiş ve kaldırılması savunulmuştur. 2010 yılında 5982 sayılı Yasa ile kaldırılan bu hüküm:

  • 12.9.1980 – 07.12.1983 tarihleri arasında çıkarılan yasalarla KHK’lerin ve 2324 sayılı Yasa uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa’ya aykırılığının iddia edilemeyeceğini;
  • 12.9.1980 – 07.12.1983 tarihleri arasındaki dönemde yasama ve yürütme yetkilerini kullanan Milli Güvenlik Konseyinin, MGK yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Yasa’ya göre görev yapan Danışma Meclisi’nin “her türlü karar ve tasarruflarından”  dolayı haklarında; ayrıca, bu karar ve tasarrufların idarece (veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce) uygulanmasından dolayı uygulayanlar (karar alanlar ve tasarrufta bulunanlar) hakkında cezai, mali ve hukuki sorumluluk iddiası ile yargı mercilerine başvurulamayacağını öngörmekteydi.

Bu düzenleme sanıldığının aksine, 1982 Anayasası’na özgü bir düzenleme değildir. Zira, 1961 Anayasası da (Geçici m.4) benzer hüküm içermektedir. Bu hüküm o dönem Temsilciler Meclisi’nde 66 üyenin önerisi ile Anayasa’ya girmiştir.

Anayasa’nın geçici 15.maddesinin 2010 yılında 5982 sayılı Yasa (m.24) ile kaldırılmasından sonra, ilgililer hakkında yargılama yolunun açılıp açılmadığı konusunda duraksamalar ortaya çıkmıştır. Zira, hukukçular tarafından, ceza hukukunun evrensel ilkesi gereği, yasaların failin aleyhine geriye yürümeyeceği; Devlet bir kez af çıkardıktan ve aradan 30 yıl geçtikten sonra, şimdi seni yargılayacağım diyemeyeceği görüşleri savunuluyordu.

Yargı yolu açıldıktan sonra da, yetkili mahkeme konusunda duraksama çıktı. Çünkü, Anayasa’nın 148.maddesine göre, Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının görevleriyle ilgili suçlar nedeniyle Yüce Divan’da yargılanmaları gerekiyordu.

Bununla beraber, MGK üyeleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya haklarında ağır ceza mahkemesinde kamu davası açıldı.2014 yılında yerel mahkeme müebbet hapis cezasına ve “askeri rütbelerin sökülmesine” hükmetti. Karar temyiz aşamasında iken her ikisi de vefat ettiğinden, Yargıtay, 765 sayılı TCK (m.96)99 uyarınca ayrı ayrı kamu davasının düşmesine karar verdi.

Sivil anayasa konusu

Yapılması önerilen “sivil anayasa”dan ne anlaşılması gerektiğini ve neden gerekli olduğu konusunda bir açıklık olduğu söylenemez. Ancak, “cumhur ittifakı”nın ortağı konumunda bulunan MHP’nin 100 maddelik “Anayasa Önerisi” bir fikir verebilir diye düşünüyorum. Sayın Bahçeli bu öneriyi tanıttığı 4 Mayıs 2021 tarihli basın toplantısında, stratejik hedeflerinden birinin “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ne, daha yerinde bir ifadeyle, “Türk Tipi Başkanlık Modeli” ne sahip çıkmak, ilke, kural ve kurumlarıyla yaşamasına hizmet olduğunu belirttikten sonra, “darbeci bir özelliğe sahip ve parlamenter sistemin mantığına göre yapılmış mevcut Anayasa ile 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü sonrası yönetim hayatımıza giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yani, Türk Tipi Başkanlık Modeli arasında onarımı, tamiri ve telafisi imkansız bir çelişki ve uyumsuzluk yumağı söz konusudur. Bu çelişkinin yeni bir anayasa marifetiyle süratle aşılması acildir ve elzemdir” demektedir. Kısaca söylemek gerekirse, Türk Tipi Başkanlık Sisteminin kurumsallaştırılması için, 2017 Anayasa değişikliği yeterli olmamıştır, yeni bir anayasa yapılmalıdır.

TBMM sayın Başkanına göre ise, “sivil anayasa” üniformasızlar tarafından yazılması yanında, oluşum sürecinin de “sivil bir mantıkla ve katılımcı bir uslupla olması” gerekir.

Yeni anayasa yapımında öncelikle belirlenmesi gereken sistemdir. Bu belirlendikten sonra anayasa metninin yazımı kolaylaşacaktır. Temel hak ve özgürlükler zaten taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre düzenlenmek durumundadır. 1982 Anayasası’nı hazırlayan Komisyon’da alt komisyonlar halinde ön çalışma yapılmıştı. Örneğin, ben idare ile ilgili maddeler konusunda ön çalışma yaparken; temel hak ve özgürlükler konusundaki ön çalışmayı Prof.Dr.Feyyaz Gölcüklü yapmıştı. Komisyon’un başkan vekili de olan Prof. Gölcüklü o sırada aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki Türk yargıcı idi. 

Yasama, yürütme ve yargı organlarının görev ve yetkileri ile karşılıklı ilişkilerinin düzenlenmesi önem taşımaktadır. Bu düzenleme yapılırken de kabul edilen sistem belirleyici olacaktır. Parlamenter sistem içinde kalarak da yürütmenin güçlendirilmesi sağlanabilir.

2017 de Parlamenter sistemden “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçiş bir tür sistem değişikliği olmakla beraber, yeterince tartışılmamıştır. Nitekim, altı siyasal parti tarafından yapılan ortak çalışma sonucu ortaya çıkan raporda, “İki partinin genel başkanları tarafından oluşturulan dar bir komisyon ile hazırlanan bu anayasa değişikliği, toplumsal bir sözleşme olması gereken kapsayıcı bir bakış açısından oldukça uzak şekilde Meclis gündemine getirilmiş, 41 gün gibi kısa bir sürede komisyonda ve Genel Kurul’da demokratik bir biçimde müzakere edilmeden kabul edilmiş ve  referanduma sunulmuştur.

“Devletin tüm imkanları ‘Evet’ kampanyası için seferber edilmiş, muhalefet partileri ile sivil toplum örgütlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakları kısıtlanmış, farklı görüşlere medya ambargosu uygulanmıştır. Yapılan referandumda, tartışmalı oylama sonucuna göre %51.41 ‘kabul’ yanında %48.59 ‘hayır’ gibi toplumun neredeyse yarısının reddettiği bir anayasa değişikliği kabul edilmiştir” denilmektedir.

Oysa, 1982 Anayasası hazırlığında gerek Anayasa Komisyonunda gerekse Genel Kurul’da öncelikle sistem konusu tartışılmış ve parlamenter sistem benimsenmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, 2485 sayılı Yasa (m26) uyarınca Anayasa konusunda son sözü söyleme yetkisine sahip MGK da, o günün koşullarının elverişli olmasına karşın, “başkanlık sistemi”ni değil, parlamenter sistemi kabul etmiştir. Gerçi, Cumhurbaşkanına verilen bazı yetkileri parlamenter sistem ile bağdaştırmak zordu. Nitekim, DM Genel Kurulu’nda Anayasa’nın tümü üzerinde yaptığım konuşmada, parlamenter sistemde Cumhurbaşkanının konumunun “kriz çözücü” nitelikte olması gerektiğini, güçlendirilecek yetkilerinin de gene bu amaca yönelik olması gerektiğini savunmuştum. Anayasa’nın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini belirleyen 104.maddesindeki “…Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” cümlesi de benim önerim üzerine maddeye girmiştir. Anayasa’nın uygulanmasında yaşanan sorunlar, bu görevin yerine getirilmediğini göstermektedir. Bu görevi yerine getirecek Cumhurbaşkanının tarafsızlığı büyük önem taşımaktadır.

1982 Anayasasını Avrupa Birliği önünde en büyük engel olarak görenler de vardır. Avrupa Konseyi, Anayasa Komisyonu’ndan çıkan metni bir Alman hukukçuya inceletmişti. Alman hukukçunun esasa ilişkin önemli bir eleştirisi olmadığını anımsıyorum.

Bitirirken benim asıl sormak istediğim, siyasal iktidar demokratik değerleri zenginleştirip, hak ve özgürlükleri genişletecek bir yasal düzenleme girişiminde bulundu da Anayasa buna engel mi oldu; veya böyle bir yasal düzenleme yapıldı da Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptal mi edildi?

İlgili İçerikler