Bir nevi işkence!..

Bir nevi işkence!..

Oyların elbette korkuyla, endişeyle verildiği de olmuştur ama bu ülkede bile, oylar “değiştirmek, kurtulmak” umuduyla da vicdanla da verilir. Her şeye rağmen “yüzde 30”larda görünmek belki iktidarı rahatlatıyor. Krize rağmen, onca haksızlığa rağmen, Anayasa’yı değiştirme ihtimaliyle de. Ama her zaman bu da tutmayabildi: Yüzde 90 küsur oyla onay almış darbenin işaret ettiği bile olmadı, tutmadı

Bir nevi işkence!..

“Bir nevi” öyle!.. Kibir, kin, nefret, intikam nihayetinde böyle bir yere varıyor. 

Sağlam, direnen bir kişiliğe çarparsa, “parmaklıktan içeri.” Esnek, kırılgan, kaypak, korkak bir şahsiyetse, “iktidar partisinden içeri!” 

Çoğu yalan yanlış itirafçılar, pamuk ipliği “pişmanlar” ve “gizli” tanıklar… Tehdit, şantaj, iftira, kurgu, dolgu derken… akla karayı ayırmanın değil, intikamın peşinde bir süreç. 

Oysa, “yolsuzluk” meselesi elbette parti ayrımı yapmaz. Kim yapıyorsa… Ama öyle olmuyor. Bu mekanizma, bir tehdit ve gasp aleti olarak işletiliyor, sadece parti ayrımı yapmıyor, muhalif partinin içinde de, “teslim olan-olmayan” ayrımı yapıyor. 

Belediyelerde olan bu. Üsküdar tam örneği. Dik duranlar, bir de eski AKP’liyse “içeri” ve iki büklüm olanlar iktidarın kulları arasına. 

Sadece belediyeler değil: Tayfun Kahraman, hastalığıyla ve ailesinin dağılma noktasına varıncaya içeride. Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı ezilenlerin, işyeri katliamı kurbanı madencilerin haklarını savundukları için orada. Osman Kavala ve diğerleri onca AİHM kararına rağmen “intikam hukuku”nun mahkûmları. Esprilerine 11 yıl istenen Deniz Göktaş da öyle. Birçok gazeteci de. 

22 yıldır muhalefet partisi üyesi olan, AKP’nin oy almayı bile düşünemediği bir İzmir ilçesinin kadın belediye başkanı neden birden iktidara katılır? Boyun eğdiği ve boyun eğmesini gerektiren açıkları ve-veya tehdit yüzünden herhalde. “Yolsuzlukla mücadele” bu mu? Boyun eğip diz çöküp iktidarın kulu kölesi olursan, temizsin! Yoksa, temizsen bile içerdesin! 

Elbette bu düzenin “tahliye” mekanizması da var: Soma katliamının patronu veya 35 kişiye mezar olmuş apartman enkazının sahibi gibi. 

Mesem denen “mecburi çocuk işçiliği”nin son kurbanı bir oto tamir atölyesindeki patlamada can veren 14 yaşındaki Tunç… artık bir “seri katil”e dönüşen bu çarkın sorumluları hesap mı veriyor mesela? “Eğitim”den anlaşılan etek boyu, sakal şekli, itaat ve dayatılan “iman!” 

Seçimle kaybettiğini gaspla, tehditle, hapisle, transferle almak; bu “intikam”ı gerçekleştirmek gerçekten huzur veriyor mudur acaba? “Seçilen”in üstündeki tehdit, bir seçim geldiğinde, seçmenin üstünde nasıl tezahür edecek ki! 

Oyların elbette korkuyla, endişeyle verildiği de olmuştur ama bu ülkede bile, oylar “değiştirmek, kurtulmak” umuduyla da vicdanla da verilir. Her şeye rağmen “yüzde 30”larda görünmek belki iktidarı rahatlatıyor. Krize rağmen, onca haksızlığa rağmen, Anayasa’yı değiştirme ihtimaliyle de. Ama her zaman bu da tutmayabildi: Yüzde 90 küsur oyla onay almış darbenin işaret ettiği bile olmadı, tutmadı. 

Eğer devlet, bir kısım sermaye, kudretliler karşınızdaysa, seçim kazanma yolunun örnekleri son zamanlarda bilhassa ABD’de dünyaya dersler veriyor. Bir başka ders de şu elbette: Almanya’nın özellikle doğusunda “faşist” AfD’nin birinci parti oluşu. Çeyrek asırda “sözde sosyalizmden özde faşizme geçiş!” O eyalette, “işçi sınıfı” oylarının bile bu partiye gidişi. 

O yüzden, umudu ve değişim ufkunu kapı kapı, hane hane dolaştıramazsanız, tarihin akışı başka bir yere gidebiliyor ya da aynı şekilde sürüp gidiyor. Muhalefetin idrak etmesi gereken bu. Mesele karşınızdaki iktidarın her türlü güce abanması, bütün tuşlara basması değil sadece; sizin kim olduğunuz, kimlere ulaşmak istediğiniz, ne kadar kapsayıcı, dirençli, mücadeleci, en zor durumda bile umudun neşesini yayabilecek çapta olduğunuz. 

Bir de işte, dökülen veya bükülen adaylardaki kendi sorumluluğunuzu kabul edip bu bezirgân çarkın dışındaki doğru dürüst insanları bulabilmeniz.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler