Fatmabetül’ün suçu ne!

Fatmabetül’ün suçu ne!

Şimdi “nefs, şeytana uymak” gibi soyut hikayelerle, Fatmabetül hanımefendinin “çok temiz, çok dürüst, pırıl pırıl” bir iktidarın içindeki neredeyse “tek arsız” olduğuna inanılması isteniyor. Tamam, İBB bursundan, tuhaf tıp eğitimine, özel kalem müdürlüğünü eşi dostu KPSS’siz tayin için kullanmaya ve şu fon sonuna kadar “arsızlık” kesin de, o da biliyor “tek” olmadığını. Çünkü arazinin mümbitliğini görmese, olmamış arsızlığa fon biçmezdi herhalde

Fatmabetül’ün suçu ne!

İktidar (muhtemelen kendi seçmeni açısından başarılı olabilecek) bir manevrayla FBSK’yı fon soygunun hedef tahtası olarak tescil etti ve bunu kendi saflarında bir “istisnai arıza” gibi göstermek istedi.

Sıralama basitti: Ana muhalefet (bu da acayip bir sıfat artık) Yeni Parti milletvekili, “Fatmabetül”ün 2 küsür milyar fon kaptıkaçtısını ifşa etti. Hikâye ondan sonra başladı. Diğerleri, yine bir iki istisnayla, meçhul! Fon soygununun idare kademesi içeride, fonun sonunu bilip sıvışanlar dışarıda!..

Oysa “Fatmabetül” herhalde şöyle basit bakmıştı: Herkes götürüyor ya! 

Mesele işte “herkes”ti; yine elbet istisnalarıyla! Onun büyük holdingi yoktu ki, ormanları, kıyıları, arazileri yağmalasın. (Galiba kendi çaplarında öyle bir şey de yapmışlar ama!) Gemicikleri yoktu; bakan olmuştu ama zaten sefil olan ailelerden sorumluydu; bir Binali amcası değildi mesela. 

Sonra ona baktı, şuna baktı, sağa baktı, sola bakmamıştır da, aşağı yukarı, her yere baktı muhtemelen: İlyas hadi koçum, dedi. Onların bu işte de bir rehberi vardır mutlaka da, ileride belki çıkar. 

İktidar saflarında muhtemelen kendisini “istisna, arıza” görmemiştir. Öyle ya, kimler kimler, neler neler! O istisnalar, bütün bu olan biteni kısmen kökten eleştirebilen biri erkek, biri kadın, iki partili. Koskoca bir parti ve iktidardan söz ediyoruz. 

“Gittiği yere kadar gitmez” bu ülkede. Demirel de Susurluk için “Gittiği yere kadar gitsin” demişti; sanırım sevmediği Çiller’de bitecek diye umuyordu. Askeriyeye uzanınca, bir yere gidememişti Susurluk da. 

Şimdi “nefs, şeytana uymak” gibi soyut hikayelerle, Fatmabetül hanımefendinin “çok temiz, çok dürüst, pırıl pırıl” bir iktidarın içindeki neredeyse “tek arsız” olduğuna inanılması isteniyor. Tamam, İBB bursundan, tuhaf tıp eğitimine, özel kalem müdürlüğünü eşi dostu KPSS’siz tayin için kullanmaya ve şu fon sonuna kadar “arsızlık” kesin de, o da biliyor “tek” olmadığını. Çünkü arazinin mümbitliğini görmese, olmamış arsızlığa fon biçmezdi herhalde. O arsızlığı “istisna” değil “kural” olarak bellemiş olmalı. Belki de gerçekten şeytana uydu! 

Fatmabetül, ana para ve faiziyle yetinip şu anda “Kimsesizlerin kimsesi” partinin kimsesizi! Artık boyun eğmekten “Kambur” olan Cemil Bey de çöpünü alıp bu pis kokulu festivale katıldı. “Milyonda bir olasılık yok” derken, 1 milyon 292 bin 118 oyu götürüp teslim etti. “Hiç kimse” olmak için! Tunç Bey içeride, Cemil Bey içlerinde! Özgür Bey de seçilmek istiyor ama seçmesini bilememiş! Onlar tuttu, seçmen pişirdi, AKP yiyecek o 1 milyondan fazla oyu! 

Fatmabetül’ü ortaya çıkaran kendileri değil, “temizlik”te birinci onlar! Her şeyin unutulduğu bir ülkeye güveniyorlar. Meclis’ten bile kaçıyorlar ki, “Fatmabetül’ün suçu” başka yerlere sıçramasın. 

Peki bu ahval ve şeraitte, tabii umutsuzsanız, umudunuz ne olabilir? Biraz başınızı çevirip gözlerinizi dünyada dolaştırırsanız, gençlerde olmalı! Tamam, onlar da bunalım içinde genellikle, savruluyorlar belki, geleceksizlik ve umutsuzluk birçoğunu şimdiden tüketiyor ama... 

Ama Fransa, Almanya, Belçika, Hindistan, Brezilya, ABD, Şili... bir bakın, göreceksiniz o umudu: Berlin’de Elif Eralp ve “Sol Parti” kazanırken, 25 yaş altındakilerden oyları, normal oylarının iki katı kadar, yüzde 48’i bulmuştu. 25-34 yaşlardaki seçmende de aynı. Bu, umudun “genç” kısmı. Onun içinde de durum şuydu: 25 yaş altı genç kadın ve kızlarda oylar yüzde 51’i buluyor, aynı yaş grubundaki erkeklerde, ortalama oranın yine üstünde olsa da yüzde 34’te duruyordu. Bu da umudun “kadın” kısmı! 

Yani bir umut gençlik, bir umut da, "Fatmabetül”ler, “Zengin”ler bir yana, kadınlar! En çok da, genç kadınlar! 

Zohran Mamdani New York seçimlerini kazanırken, sokaklardaki, hane hane dolaşan 100 bin gönüllü zaten gençlerdi ama seçim sonrası araştırmalara göre, genç seçmenin yüzde 75’i de bu genç, Müslüman, demokratik sosyalist, Filistin yanlısı, toplumsal adaletsizlikleri kısmen giderebilmek isteyen, bir süre öncesine kadar hiç tanınmamış bu genç adaya oy vermişti. Yahudi gençlerde bile bu oran yüzde 60’ı buluyordu; “İsrail soykırım yapıyor” diyen bir adaya! 

Başta Fransa, bugün ve aslında 2025 sonlarından itibaren, dünyada “Z kuşağı” umut alfabesinin başına geçiverdi. Tabii “Y”ler de var! Liselilerden üniversitelere, en seçkin okullardakilerden varoşlarda sıkışmışlara. Nereye varır, nerede durur, bilemeyiz. Ama önlerine bir sandık geldiğinde, az çok biliyoruz artık! 

2025 sonlarında ABD ve dünyadaki bu eğilimi gözlerken hızlıca “Dünyanın Tozunu Atalım!” (İletişim Yay.) kitabını, (daha doğrusu biraz broşür biraz manifesto) yazdım. Ocak başlarında çıktı. 

Kitabın ilk cümlesi şöyle: “Dünyanın üzerinde bir heyula dolaşıyor. Bir mi, belki de iki.” Biri faşizm, faşizanlar, otoriter rejimlerdi elbette. Ama diğerini arka kapak yazısından bir bölüm anlatsın: 

“Faşizmin yeni biçimlerinden ve kıyamet alametlerinden bahsedilen şu zamanda, aynı zamanda direnişin,‘başka türlü bir şey”in alametleri de beliriyor. Dünyanın her köşesinde... Karşı koyanlar, boyun eğmeyenler, itiraz etmeyi bırakmayanlar var... Kitabın alt başlığı ‘başka türlü bir şey’in parolalarını sıralıyor: Sınıf, ittifak, mücadele, umut... Bitmedi, bitmeyecek...” 

İşte mesela Fransa’da, liseli çocuklar (derken üniversiteliler) “sınıf”tan çıktı... “sınıf”a girdi bir bakıma!

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler