İki fotoğrafı, iki sahneyi yan yana koyun… vicdan olun!
Bir iktidar “sınıf savaşı”nı bundan daha iyi anlatamaz. Elbette bu her zaman anlatıldı. Bir şahikası da 12 Eylül darbesinden sonra işverenler sendikası başkanının “Gülme sırası bizde” demesiydi. Öyle ya, darbe onları güldürmek için de yapılmıştı. “Asmayalım da besleyelim mi” demiş, çok mu!
İki fotoğraf veya sahneden biri şu:
İktidar kankası bir holding Bodrum’da 50’inci yılını kutluyor. Davetliler arasında, medyanın bir kısmını iktidar adına ve iktidar desteğiyle ele geçirmiş bir patron var.
Davetliler arasında bu ülkenin ekonomisine ayar vermekle sorumlu bakan ailesi var.
Davetliler arasında “özerk” Merkez Bankası’nın başkanı var.
Davetliler arasında iktidarın kıdemli üst düzey bir ismi var.
Daha kimler de vardır elbette. Ama o holdingin topraklarını, zeytin ağaçlarını yağmaladığı Akbelen köylüleri yok.Çünkü onlar direnmiş, direniyor. Çünkü onlar “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ediyor! O yüzden köyün direnen kızı Esra bir gün kelepçeleniyor. İşte holdingin Filarmoni Orkestrası bunu çalamaz; çünkü köylünün toprakları çalınmış, her notanın, her enstrümanın içine sızmış!
Elbette o holding inşa ettiği bir barajın sularını öylece bıraktığında, piknik yaparken boğulanlar da yok!


İkinci fotoğraf veya sahne ise şöyle:
Ankara’da direnen maden işçilerinin sendikası Bağımsız Maden İş’in Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu tutuklanıyor. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten. Yedinci defa gözaltına alınmış Aksu. “Ak” iktidar Aksu’nun işçilerin sesi olmasına dayanamıyor çünkü. Çünkü bu bir “sınıf savaşı!”
Ve sözcüleri tutuklanırken “alacaklarının ilk taksidi” nihayet hesaplarına yatan işçileri biz “Zafer kazandılar” diye selamlıyoruz. “Zafer” alacaklarının ilk taksitinin nihayet ödenmesi. Açlıklarından da açlık grevlerinden de, ölümün kıyısındaki hayatlarının bir de açlıkla sınanmasından da sonra!

“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” çoktan bir zamanların meşhur 141-142’inci maddelerinin yerine geçmiş. Eleştiri, feryat, bilgi, haber, yazı, ses eğer batıyorsa, demek halkı kin ve düşmanlığa tahrik ediyor; “kin ve düşmanlık düzeni”nde!
Sendika avukatının dediği gibi esasında: “Direnmeye cüret etmek suçu!”
Toprağını korumak isterken, “holding özel güvenliği” ve “kulluk kuvveti” haline getirilmiş jandarma ve polisin yerlerde sürüklediği başörtülü köylü kadınlar da suçlu… Madencinin “zafer”i için sesini çıkartan sendikacı da… Hakiki gazeteci de… Sokaktaki insan da!
Herkes “halkı kin ve tahrik” suçlamasıyla alınabilirken, alınabilecekken “kibir, kin, nefret düzeni”nin Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı gibi “halkın avukatları”nın sürekli içeride tutulması boşuna değil.
Bunların hepsi, iktidarın, öyle kendisine oy veren oy vermeyen diye de ayırmadan pek, yoksulların, emeğin, hayatın üstüne üstüne yürüyerek esasında “sınıf savaşı” verdiğinin de fotoğrafları!
Holdingin kutlamasına koş, ezilen madencinin sesine vur! Daha nasıl anlatsınlar ki. Daha nesi anlaşılmıyor ki. Daha nasıl “yan yana fotoğraf çekinsinler” ki hiç çekinmeden!
Bazen bir dolu şeyi merak eder, okur, sorar, öğrenir, düşünür anlarsın… Bazen tek, bazen iki kare fotoğrafa dikkatli bakmak bile anlatır her şeyi. Anlamıyorsan hâlâ; onlar anlatamadığı için değil, bakıp görmediğin, işitip duymadığın için olmalı! Dokunurken bile hissetmediğin için…
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


