21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık ama kadın-erkek eşitsizliği ötesinde kadına karşı şiddeti, öfkeyi, nefreti, kadın cinayetlerini asla aşamıyoruz. Neredeyse her gün başka bir kadının eşi ya da sevgilisi tarafından öldürüldüğü haberleriyle karşılaşıyoruz; bilmediğimiz, haber olmayan ama kapalı kapılar ardında aileden erkekler tarafından psikolojik ve fiziksel şiddete, tehdide, işyerinde mobbing’e sokakta tacize maruz kalan kadınların sayısı ise kim bilir kaç…
Fakat kadınlar çok güçlü, tarih boyunca da hep direndiler, illaki şiddete maruz kalmayan, entelektüel kadınlar da, kağıt üstünde bile eşitliğin söz konusu olmadığı yıllarda dahi, kendilerine biçilmiş toplumsal cinsiyet rollerine karşı geldiler ve birey olarak yeteneklerini, varlıklarını sergilemekten, toplumsal ideallerinin peşinden koşmaktan, ağır bedeller ödemek pahasına, vazgeçmediler.

Bu bağlamda İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynayan, bir kadın yazarın kaleme aldığı, bir kadın yönetmenin yönettiği, bir kadın yazar üzerine, tüm kastı kadınlardan oluşan bir oyundan bahsedeceğim: “Yaftalı Tabut”. Yeni bir prodüksiyon değil, 2021’den beri sahnede, fakat ben yeni izledim ve çok kafa açıcı buldum. 1900’lerin başından gelen bir kadının 2026’da hala kafamızı açıyor olması başlı başına çok önemli, ama politik, üretken oyun yazarımız Bilgesu Erenus’un kaleminden “ilk Türk Kadın Oyun Yazarı” Fatma Nudiye Yalçı’nın yaşamöyküsünü Yelda Baskın’ın duru rejiisiyle izlemek bir çok farklı kapıyı aralıyor.

Önce Fatma Nudiye Hanım’ı tanıyalım…1904 İstanbul doğumlu, gemi subayı bir babanın, varlıklı sayılabilecek bir ailenin kızı…O dönemin burjuva semti Talimhane’de oturuyorlar, Nudiye önce Notre Dame De Sion’da okuyor, savaşın çıkması ve okulun kapanmasıyla eğitimine evde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne giriyor. 1920’lerde, İstanbul’da felsefe okuyan, entelektüel, zeki, kitap kurdu bir genç kadın, hem de çok güzel. Mezun olduktan sonra zamanının meşhur gazetecilerinden Nizamettin Nazif’le evleniyor. Nizamettin Nazif bir Marksist, Marksizmin temel ilkelerini ondan öğreniyor, evlilik kısa sürüyor fakat Nudiye Hanım’ın politik duruşu gittikçe bileyleniyor. Dönemin muhalif dergisi, Sertellerin Resimli Ay’ına gidip gelmeye başlıyor. Dergi ülkenin meşhur “komünist”lerinin uğrak yeri, Nazım Hikmet, Doktor Hikmet Kıvılcımlı… Kıvılcımlı’yla sevgili oluyorlar fakat evlenmiyorlar, “Marksist Bibliotek”i isimli kitabevini kuruyorlar, sonra Kıvılcımlı Kütüphanesini. Nudiye Hanım “Sosyete ve Teknik” isimli bir kitap yazıyor, Marks ve Engels’ten çeviriler yapıyor. Sonra, 1938’de Yavuz Zırhlı’sında bir öğrencinin dolabında Kıvılcımlı kütüphanesinin broşürlerinin bulunması sonucunda (buralar biraz karışık, bazı ihanet ve ihbar durumları var gibi duruyor) aynı zırhlıda yargılanıp suçlu bulunuyor ve Sinop Cezaevi’nde gönderiliyor. Bir gemi subayının bir gemide yargılanan kızı…O rutubetli zindanda 10 yıl yatıyor. Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı, Kemal Tahir ve Abdülkerim Korcan da aynı davada tutuklanan isimler.

Tahliyeden sonra da “rahat” durmuyor Nudiye Hanım, Kıvılcımlı’nın kurduğu Vatan Partisi’ne katılıyor, bu kez de Sirkeci’de bir mitingde yaralanıyor ve “Ameleden adamları mevki-i iktidara getirmek” suçundan tekrar tutuklanıp bu kez de Sultanahmet Cezaevi’nde 2 yıl yatıyor. Sonrası, kanser, tedavi için yurtdışı ve 1969’da Sofya’da vefat…İçine doğduğu ve büyüdüğü şartlarda Burjuva bir salon kadını olması gerekirken bütün ömrü mücadeleyle geçen Fatma Nudiye’nin ilk kadın oyun yazarımız sayılması aslında biraz sembolik; modern tiyatro geleneği içinde sahnelenmek üzere oyun yazdığı “belgelenmiş” ilk kadın yazar. Osmanlı’da yazılmış ancak sahnelenmemiş ya da belgelenmemiş başka kadın yazar tiyatro metinleri de mutlaka vardır. “Beyoğlu 1931” adlı, dönemin toplumsal yapısını, sınıf ilişkilerini ve modernleşme sancılarını ele alan oyunu ne bir repertuara alındı, ne de sahnelendi bugüne dek. Bu anlamda da “Yaftalı Tabut”un önemi büyük. Bilgesu Erenus’un metni Nudiye’yi tek bir kimliğe indirgemekten kaçınıyor; oyunu onun çocukluğu, içinde büyüdüğü ortam, devrimci, entelektüel kimliği ve “kadın” olması arasında, kronolojik olmakla birlikte, kırılmalarla ilerleyen bir biçimde kurmuş. Yelda Baskın’ın çok katmanlı ve başarılı sahnelemesi de bu biyografik parçalanmayı sahnede somutlaştıran bir yapıda. Epik tiyatrodan beslenen, epik tiyatronun araçlarını son derece bilinçli kullanan ama didaktikliğe düşmeyen bir reji. Yapılanı açık eden sahne düzeni, oyuncuların karakterlerle özdeşleşmek yerine tanıklık temsil ve anlatıcılık arasında gidip gelmesi, yabancılaştırmayı belleğin parçalanmışlığı ve tarihin güvensizliği doğrultusunda kullanması hem biyografik tiyatronun doğru sahnelenmesi anlamında işliyor hem de seyirciye kendi düşüncelerini/fikirlerini oluşturabileceği boşluklar bırakıyor.

Oyun tabutla başlıyor ama bu tabut sadece ölümün değil kadının kapatılışını ve düşüncelerin sınırlanışını da simgeliyor; sonrasında o tabutun çok işlevli bir sahne nesnesine dönüşmesi, aksesuarların, kostümlerin, kimlik değişimi öğelerinin o tabuttan çıkması, tabuta hem saklayan hem de dolaşıma sokan bir anlam yüklüyor: Üzeri kapatılan sürekli açılıyor, adeta Fatma Nudiye’nin yaşamında üzeri kapatılan, bastırılan, susturula ne varsa bu kapatma imgesinin içinden görünür oluyor. Bu anlamda “Tabut” rejinin düşünsel omurgası, “Yafta” ise, tek bir işaret değil, bir bakışla, bir hükümle, sürekli tekrar eden bir eylem olarak işlenmiş. Bence tümüyle üzerinde çok ince düşünülmüş, çok iyi işleyen, dahiyane bir reji. Tamamı kadın kastın erkek karakterler de dahil bütün karakterleri canlandırması (bütün kast çok iyi) cinsiyet ve cinsiyet rolleri arasındaki sınırları belirsizleştiriyor, Nihal Kaplangı’nın sade, monokrom paletli kostüm ve sahne tasarımı da bu rejiyle çok uyumlu.

“Yaftalı Tabut” İstanbul Şehir Tiyatroları’nda izlediğim en iyi işlerden biri; bir kurum tiyatrosunun misyonlarından biri olan, seyirciyi toplumsal yakın tarihiyle tanıştırma ve bilgilendirmeyi, çok yetkin, sorular doğuran ve içine alıp keyifle izlenen bir rejiyle çok doğru yapan bir oyun. Şehir Tiyatroları keşke Fatma Nudiye Hanım’ın “Beyoğlu 1931” oyununu da toparlayıp repertuarına alsa, ne güzel olur.
“Yaftalı Tabut” Bu ay 7 Şubat’ta iki gösterimle seyirciyle buluşuyor. FSM Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi’nde. Bilet bulursanız kaçırmayın, bulamazsanız da gelecek aylar için takipte kalın.


