Uzun bir günün başlangıcıydı. Sabah yine koşturarak evden çıktım. Kasım ayının son günleri olmasına rağmen havanın güzel olacağı belliydi, ama İstanbul’un akşam serinliği sürprizli olabildiği için yanıma yine de bir şeyler aldım. Bütün gün elimde yük olsa da taşımak iyi olacaktı.
O günün ilk durağı Kapalıçarşı’ydı; akşam ise Beyoğlu’nda olacaktım.
Galeri Nev’de uzun zamandır tanışmak istediğim ressam Ahmet Doğu İpek’in “Yerin Sesi, Taşın Yüzü” kitabının tanıtımı vardı.
Kapalıçarşı’dan Beyoğlu’na uzanan tramvay–metro hattının artık uzmanıydım ama tam “rush hour”a denk geldim. Metro sıcak, havasız ve oldukça bunaltıcıydı. Bir elimde ceket, diğer elimde çantayla sıkışmış hâlde nefes alamayacak gibi olup “of be!” diyerek kendimi dışarı attım.
İstiklal’e çıkınca derin bir nefes aldım ama kalabalık metrodan farksızdı. Hızlı adımlarla kalabalığı yara yara Mısır Apartmanı’na ulaştım.
Asansör beklerken podcastlerini keyifle dinlediğim gazeteci Nilay Örnek’le karşılaşmam günün en güzel sürpriziydi. Sarılıp kısa bir sohbet ettikten sonra birlikte yukarı çıktık.
Kalabalığın arasında ilerlerken bu kez Hasan Cemal bana dönüp gülümseyerek “Sugar Lady, naber?” dedi. Soyadımdan gelen bu tatlı takılmalar beni hep güldürür.
* * *
Galeri Nev-Ahmet Doğu İpek
Ahmet Doğu İpek’le tanışmayı uzun zamandır istiyordum. Bu buluşmadan önce eserlerinin dünyada ne kadar ilgi gördüğünü okumuştum. 2018’de Neues Museum Nürnberg ve Singapur ArtScience Museum’da sergilendiğini; Paris Cité des Arts misafir sanatçı programına davet edildiğini ve Türkiye’de İstanbul Modern’in kalıcı koleksiyonunda yer aldığını biliyordum. Farklı ülkelerden koleksiyonerlerin genç yaşta işlerini toplamaya başlaması da dikkat çekiciydi.
Yakın zamanda Londra’daki Tate St Ives’de yapılan Iron Earth, Copper Sky kitap tanıtımı da ilgimi çekmişti; fakat o gün ICA’de -Diageo Türkiye ev sahipliğinde- Burçak Bingöl’ün Frieze Sculpture’la kesişen etkinliğini organize ettiğim için katılamamış olmak içimde küçük bir ukde bırakmıştı.
Ama bugün…
Tam da İstanbul’da, kendi şehrimde, Galeri Nev’de onunla tanışmak çok daha güzel oldu.
Ahmet Doğu İpek
Açış konuşması o kadar sıcak ve samimiydi ki daha ilk anda o yumuşaklığı hissediyorsunuz. Sohbet sırasında durdu, derin bir nefes aldı ve gözleri hafifçe dolarak:
“Üç kadınla büyüdüm… Soyadım İpek ya… Arkadaşlarım bana Ahmet demezlerdi, İpek derlerdi” dedi.
"Konuşma yaparken ağlayabilirim… Lütfen ağlarsam bağışlayın,” dedi.
Bu içtenlik, salondaki herkes için çok duygulandırıcı bir giriş oldu.
Ve mekânın ruhuyla derin bir paralellik kurdu.
Haldun Dostoğlu, Zuhal Şeker, Ahmet Doğu İpek ve Hasan Cemal
Elbette sergide sanatçının dediği gibi yalnızca çekmeceden çıkan işler yoktu; koleksiyonerlerden sergi için gelen çalışmalar da aynı sessizlik içinde yerlerini almıştı.
Galeri Nev İstanbul’un kurucusu Haldun Dostoğlu, kısa ama etkileyici bir konuşma yaptı. ODTÜ Mimarlık’tan başlayıp galericiliğe uzanan yolculuğunu anlatırken, sanatçıların hayatımıza nasıl dokunduğunu, bakışımızı derinleştirdiğini ve ilham verdiklerini vurguladı.
Abidin Dino’dan Erol Akyavaş’a, Mehmet Güleryüz’den Nermin Er’e uzanan anıları salonda sıcak bir yankı bıraktı.
Bir sanatçının işini bazen uzun uzun bakarak değil, onunla birkaç cümle konuşarak anlıyorsunuz. Bu yüzden sanatçı buluşmalarını hep çok severim, eserle sanatçının aynı anda görünür olduğu o anlar bana iyi gelir.
Bu akşam, Ahmet Doğu İpek’i Galeri Nev’de tanımak benim için unutulmaz bir andı.
Umarım ileride uzun uzun sohbet etme fırsatım olur.
Gecenin sonunda, imzalı kitabımı çantama koyup Maçka’daki evime yürürken içimde bir huzur vardı. İstanbul o akşam bana her zamankinden daha büyülü görünüyordu.
Haldun Dostoğlu, Zuhal Şeker ve Ahmet Doğu İpek (soldan sağa)
* * *
Mustafa Taviloğlu-Reklam Tarihinde Bir Yolculuk
Bir sonraki gün yine Beyoğlu’ndaydım.
Bu kez adres Pera Minoa, konu ise Mudo’nun yeni kitabı: “Reklam Tarihinde Bir Yolculuk.”
Minoa’nın sıcak atmosferinde Türkiye’nin 60 yıllık reklam tarihini dinlemek hem nostaljik hem de ilham vericiydi. Sahnede Mustafa Taviloğlu, oğlu Ömer Taviloğlu ve kitabın derleyicisi Gökhan Akçura vardı. Moderatör Elif Ergu konuşmayı açacaktı; fakat Mustafa Taviloğlu her zamanki enerjisiyle sözü devralıp tatlı tatlı 60 yıl öncesine dönmeye başladı.
Gökhan Akçura, Elif Ergu, Mustafa Taviloğlu ve Ömer Taviloğlu (soldan sağa)
Kimse buna itiraz etmedi; çünkü anlattıkları hem içten hem eğlenceliydi. Markanın hikâyesini, yıllar boyunca birlikte çalıştıkları ajansları, yaratıcı fikirlerle dolu dönemleri anlatırken salondaki herkes keyifle dinledi.
Mudo’nun M adlı kitabının tanıtım gecesinde olmak benim için gerçekten özel bir deneyimdi. Yıllardır Türkiye’nin tasarım, dekorasyon ve yaşam tarzı kültürüne yön veren bu markanın arkasındaki hikâyeyi hem Gökhan Akçura’nın anlatımıyla hem de Mustafa ve Ömer Taviloğlu’nun gözünden dinlemek, markanın aslında ne kadar köklü bir hafızaya sahip olduğunu bir kez daha hissettirdi.
Gece boyunca en çok etkileyen şeylerden biri, Mudo’nun yarım asrı aşan yolculuğunun aslında ne kadar tutku, merak ve yaratıcılıkla büyüdüğünü görmekti. Mustafa Taviloğlu sahneye çıktığında söylediği bir cümle salonda herkesin kalbine dokundu:
“Merak etmeyin, Mudo güvenli ellerde. Oğlum benden daha iyi yöneteceğine eminim.”
Bir baba olarak bunu söylerken gözlerindeki duygu, salonda kısacık bir sessizlik yarattı. Hepimiz, markanın sadece ticari bir başarı değil; nesiller arası bir emanet, bir kültür ve aile hikâyesi olduğunu hissettik.
Mudo’nun bugün hâlâ bu kadar güçlü bir anlatıcı olmasının sebebi tam da bu: Markanın yarattığı dünyanın içinde bir yaşam biçimi, bir estetik anlayışı, hatta bir düşünme şekli saklı. Gecede bunu çok net hissettim.
Kitapta yer alan anılar, daha önce hiç bilmediğimiz detaylar, markanın birlikte büyüdüğü dostluklar ve yaratıcı kadrolar… Her satır, Türkiye’de “iyi marka” olmanın ne demek olduğunu yeniden hatırlatıyor.
Bu projeye tanıklık etmek hem bir yazar hem de bir tüketici olarak bana iyi geldi. Mudo’nun hikâyesi, aslında hepimizin hayatına bir yerinden dokunan o sıcak, tanıdık ama yenilikçi ruhunu koruyor.
Ve o gece, kitabın etrafında buluşan herkesin yüzünde aynı ifade vardı:
“Biz bu hikâyenin bir parçasıyız."
Ve gecenin en duygusal anı…
Mustafa Taviloğlu konuşmasını şu cümleyle bitirdi:
“Merak etmeyin, Mudo markası emin ellerde."
Bir babanın yıllarca emek verdiği markayı güvenle evladına devretmesinin huzuru yüzüne yansımıştı. Salonda bir anda bir sessizlik oldu, hepimiz o duyguya tanıklık ettik.
İyi ki varsın Mudo…
Hayatımıza bütün renklerinle eşlik etmeye devam ediyorsun.


